<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<!--RSS generated by Flaimo.com RSS Builder [2010-01-08 13:35:22]-->
<rss version="2.0"><channel><docs>http://tr.mylivepage.com</docs><link>http://tr.mylivepage.com</link><description>tr.mylivepage.com :: MyLivePage</description><title>tr.mylivepage.com</title><image><title>tr.mylivepage.com</title><url>http://avatar044.mylivepage.com/chunk44/1682344/2.gif</url><link>http://tr.mylivepage.com</link><description>tr.mylivepage.com :: MyLivePage</description></image><category>Other</category><ttl>60</ttl><item><title>ATALAR DİNİ ve IRK DİNİ</title><link>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1368/29980/ATALAR%20D%C4%B0N%C4%B0%20ve%20IRK%20D%C4%B0N%C4%B0</link><description>&lt;p&gt;ATALAR DİNİ ve IRK DİNİ&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;    Her insan belli bir soydan belli bir baba ve anneden gelmiştir.İlk insan Hz.Adem ve Hz.Havva bütün insanlığın atasıdır.Bu noktadan bütün insanların atasının dini Hz.Ademin dini olan islamiyettir.&#13;
İnsanın anasının başörtülü olarak aldığı sevap kızının başını açarak aldığı veya alacağı günahlara hiç bir zaman karışmayacaktır.Birinin hatasıyla başkası suçlanamaz.Birisi de başkasının aldığı sevabı alamaz.İnsanoğlu, kendi yaptıklarından sorumludur.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;   Tarihi süreçte Hz.Adem'in dini islam olmakla beraber sonra gelenler bu dini bozmuşlar terketmişler ve yeni dinlere (putperest vb.) inanmaya başlamışlardır.Ne yazık ki bu zamana kadar atamız Hz.Adem in gerçekte yaptığı gibi yapmayı akıllarına getirmeyenler bu noktadan sonra kendi uydurdukları sahte dini bir atalar dini haline getirmişlerdir.Halbuki herşey mantıken de tarihen de ortadadır ki bu sözde din sonradan  ortaya çıkmıştır.Fakat atalarımızın dinine inanacağız diyerek sonraki nesilleri saptırmaya devam etmişlerdir.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;    Hz.peygamber devrinden bir süre sonra mezhepler ortaya çıkmıştır.Bazı insanlar bir mezhebi bazıları da diğer bir mezhebi benimsemişlerdir.Hatta bu benimsemede zorla şiileştirme gibi uygulamalar da ortaya çıkmıştır.Ne var ki bu olaylar sırasında zorla veya kendi isteğiyle mezhep değiştirenlerin bir kısmı sonraki nesillere aynı atalar dini hastalığını aktarmışlardır.Bunların neslinden gelenler asla atalarının babalarının&#13;
dinini terketmeyeceklerini söylemeye başlamışlardır.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;  Atalar Dini hastalığının yanısıra diğer bir hastalıkta bir ırka bir din izafe edilmesidir.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;   Diyorlar ki Türklerin dini islamdır.Evet iman ediyorum tek hak din islamdır.Ancak hristiyan gagauz türklerini nereye koyacaksınız.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;   Diyorlar ki musevilik yahudilerin dinidir.Peki müslüman olmuş yahudileri nereye koyacaksınız.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;   Diyorlar ki Hristiyanlık Avrupa'nın dinidir.Öyle ise müslüman olmuş hatta budist olmuş avrupalıları nereye koyacaksınız.&#13;
   Diyorlar ki İslam ,Arapların dinidir.Evet Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa (Sav) arap ırkındandır.Fakat, ona da Mekke Kabilelerinden bazıları karşı çıkmışlardı.Neden dersiniz acaba?Bizim kabilemizden değil cümlesiyle ve atalarımızın dinini terk etmemizi istiyor bahanesiyle karşı çıkmışlardı.Eski cahiliye ile yeni cahiliye ne kadar da birbirine benziyor değil mi ?.Türk ırkçısı diyor ki bizim dinimiz şamanizmdir.Biz  Arapların dinini kabul etmeyiz.Kürt ırkçısı da diyor ki :İslam ,Arapların dinidir.Bizim dinimiz Zerdüştlüktür.Zaza dilini yaşatmayı ırkçılık faşistlik şeklinde anlayan da aynı şeyi söylüyor.O da diyor ki İslam, Arapların dinidir ;bizim dinimiz Zerdüştlüktür / bazısı da kendi Aleviliği din düşmanlığı şeklinde anlama anlayışını bütün alevi zazalara yayarak bizim dinimiz İslam değil,Aleviliktir ,diyor.Sanki Alevilik de İslam düşmanlığı imiş gibi.Araplar ve İslam konusunda bu gerçekler yanında hristiyan Arapları ,ateist Arapları nereye koyacaklar acaba bu  ahmaklığın ,aklı bozulmuşluğun ve vicdanı çürümüşlüğün temsilcileri  merak ediyorum,doğrusu.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ah atalar dini vay ırk taraftarlığı sen nelere kadirmişsin. Ne yalanları ne yanlışları insanlara en onurlu savunma ve direniş gibi kabul ettirmişsin ve ettirmektesin. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Muhalif ten alınarak düzeltilmiştir.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/p&gt;</description><category>atalar dini ve irk dini, alevi, sunni, zaza, turk, kurt, ırk dini, arap, araplarindini, atalarin dini, zerdüşt, hristiyan, mezheb, soy, sop, sülale, zazaların dini, zazaların mezhebi</category><pubDate>20 Jan 09 15:02:54 GMT</pubDate><guid>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1368/29980/ATALAR%20D%C4%B0N%C4%B0%20ve%20IRK%20D%C4%B0N%C4%B0</guid></item><item><title>ZAZALAR KÜRT DEGIL</title><link>http://zazaema.mylivepage.com/wiki/1257/508/ZAZALAR%20K%C3%9CRT%20DEGIL</link><description>&lt;hr/&gt;&lt;p&gt;ZAZALAR KÜRT DEGIL:&#13;
Etik bakis genelikle cogunlugun ve zaman zaman devletin bakisi olarak etniklik politikalarinin belirlenmesinde oldugu kadar,disaridaki gurubun kendini tanimlamasinda ve kimlik degisiminde etkilidir.bunun somut örnegi ZAZALARDIR.yerli unsur olarak zazalarin toplandigi merkezler BINGÖL,DIYARBAKIR,TUNCELI,ELAZIG,URFA(siverek)ve merkezler arasindaki bölgelerdir.anadolu disinda hicbir kürt bölgesinde bulunmayan zazalar,20.yüzyilin baslarina kadar kürt tanimlamasini kabul etmemislerdir.bu döneme kadar topluluk kendini zaza kimligiyle tanimlamistir.&#13;
konunun uluslararasi otoriteleri kabul edilen prof.V.MINORSKI,prof.GOICHIE KOJIMA, O.MANN,DAVID MC KENZIE, HANDDANK IN arastirmalari zazalarin kürt ve zazacanin kürtcenin bir lehcesi olmadigini ortaya koymustur.bütün tarihi gerceklere ve bilimsel tesbitlere ragmen zazalarin büyük cogunlugu bugun kürt kimligini benimsemislerdir.kimlik tanimindaki bu degisimin en güclü etmeni etik bakis olmustur.cevre toplum asirlarca tavisiz bir sekilde ZAZALARI kürt olarakgörmüs ve kimlik baskisi yapmistir.devlet zazalari kürt olarak tanimlamistir.1960 li yillardan 70 li yillara kadar devrimci sol halklara özgürlük söylemi icinde zazalara kürt kimligini benimsetmeyi ilkesel bir hedef olarak benimsemis ve zaza kimliginde direnen aydinlari, m serif firat örneginde oldugu gibi katletmistir.pkk, zazalari kürt cephesine kazandirmak icin yogun etkinlik göstermistir.kaldi ki bugun hala sadece özel degil devlet TV sinde bile zazalarin kürt oldugu anlatilmaktadir.böylesine uzun süreli ve yogun dis baski sonucu zazalar dil ve kültürel farkliligina ragmen kürt kimligini benimsememislerdir.&#13;
kaynak:radikal gazetesi
&lt;/p&gt;</description><category>zaza, zazalar, kurt, kürtler, zazalar kürt değildir, zaza zazadır</category><pubDate>13 Nov 08 16:52:56 GMT</pubDate><guid>http://zazaema.mylivepage.com/wiki/1257/508/ZAZALAR%20K%C3%9CRT%20DEGIL</guid></item><item><title>http://www.freekurd.com/</title><link>http://siterehberi.mylivepage.com/link/1190/1513/http%3A%2F%2Fwww.freekurd.com%2F</link><description>&lt;hr/&gt;URL: &lt;a href="http://www.freekurd.com/"&gt;http://www.freekurd.com/&lt;/a&gt; &lt;br/&gt; &lt;br/&gt;Tanımlama: &lt;br/&gt;&lt;p&gt;PKK taraftarı bir kürt faşist sitesi.
&lt;/p&gt;</description><category>kürtçü site, kurt, kürt siteleri, freekurd, faşist kürt</category><pubDate>08 Nov 08 08:01:54 GMT</pubDate><guid>http://siterehberi.mylivepage.com/link/1190/1513/http%3A%2F%2Fwww.freekurd.com%2F</guid></item><item><title>MERKEPLERİN BOLLUĞU</title><link>http://muhalif.mylivepage.com/blog/1438/189484/%20MERKEPLER%C4%B0N%20BOLLU%C4%9EU</link><description>&lt;p&gt; İnsanlar vardır.Kendisini uyanmış aydınlanmış zannederler.Halbuki bir merkeplikten başka bir merkepliğe koşmuşlardır da farkında değillerdir.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Kimi vardır.Biz dilimizi yok olmaktan kurtarmalıyız der.Karşısındaki ise der ki mezhebini terket de öyle gel birleşelim.Senin hak mezhebin batıl bizim batıl mezhebimiz ise haktır der.Ekler ardına çünkü bu bizim atalarımızın dinidir.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Bizim merkep hemen kabul eder.Zira din hakkında mezhep hakkında gerçek bir bilgisi yoktur.Esasen mezhebini çoktan terketmiştir.İlk zamanlar solculuk diyerek dini zaten terketmiş, kendilerini 12 eylül öncesinde kullananların arkasında merkeplik yapmıştır.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Düşünemez ki ırkın dini veya mezhebi olmaz.Din veya mezhep kişiye aittir.Her milletin içinde her dini her mezhebi benimseyenler vardır.Haddizatında araştırma ruhundan da yoksun olduğu için böyle bir şeyi düşünmesi araştırması da beklenemez ya...&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Düşünemez ki Peygamberimiz Alevi değildi.İmamet imanın cüzlerinden biri olmaz ,olamaz.&#13;
Bilmez ki alevilik zazaların değil zazalara sığınan arap alevilerinin mezhebiydi.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Cevap vermekten yoksun olduğunu görünce  ya şarkılara türkülere marşlara sığınır.Ya da tutar şiirler yazar.Sanki şiir yazdığında haklı olduğu ortaya çıkacakmış gibi.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Merkepler sadece bunlarla sınırlı değil tabii.İkinci tür merkepler de der ki ben kürtçülük davası için ermeninin peşinden bile giderim.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Bu merkebin merkepliği ise şahsen son derece komiktir.Be adam sözde kürtçülük yapıyorsun o zaman ermeninin arkasında ne işin var.Fakat bu düşünemez.Çünkü sürekli dinlediği militan müzikler onun bilincini habire yok etmektedir.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Bu merkep türü o kadar aşırı gider ki bazen şunu da der : Cehenneme de gitsem yine bu partiyi tutacağım, bu yoldan gideceğim.Zavallı  adam cehennemin yakıcılığını gördüğün zaman değil bu lanet olası ırk davası çoluk çocuğunu düşünmek bile aklına gelmeyecek.Ama dedik ya biz de merkep çoktur.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Üçüncü tür merkep ise Türkçülük rüzgarlarına kapılandır.Türkün büyüklüğünden tarihinden bahsedildi mi kendisi için akan sular durur.Ergenekoncu mu çeteci mi mafya mı en ahlaksız bir rezil mi gözü hiçbir şeyi görmez.Onu kullanan merkepçiler de bu yönde kışkırtarak ona cinayetler işletirler.Onu en rezil konumlara sokarlar.Ülkesini bölünmeye ayarlı bir hale getirirler.Ordusunun başına yahudi süryani bilmemneyi getirirler.Ancak o da bu kalbine içirilmiş olan merkeplikten dolayı onları sırtında taşımaya devam eder.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Dördüncü tür merkep ise İslam gayreti gösteriyorum zannederek sünni mezhebini terkedip&#13;
şii mezhebine geçendir.A adam sen şii mezhebine geçtiğin zaman islam alemi kurtulcak mı ? Hiç kendini tercih özgürlüğü diye aldatma.Bak bakalım mut'a nikahının neresi sünni mezhebimizden iyi.Yıllardır o mezhede geçiyorsunuz.Sünni mezhebinden üstün nesini buldunuz ? Hiçbir şeyini... Ancak merkeplik var serinizde doğru ya.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Beşinci tür merkep ise sözde sünnilik gayreti adına ABD ye İsrail e yanaşan ahmaklardır.ABD islam dinini seçti de sünni mezhebine mi girdi ki sünnilik gayreti adına o zalim ülkeye ve onun kafası olan israil e yanaşıyorsun.Bilmiyor musun ki bu yaptığınla dine ihanet ediyorsun.O ülkelerin bölgedeki merkepliğini yapıyorsun.Onların &#13;
sana ve dinine verdiği bir hizmet yok.Fakat sen bu sözde gerekçenle bölgede onların merkepliğini yapıyorsun.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Seva jy ALLAH ma herora ne kıro.Omin( Ne diyeyim Allah bizi merkeplerden etmesin.Amin)
&lt;/p&gt;</description><category>merkeplik, eşşeklik, zaza, kurt, turk, islam, sunni, siyasi eşşeklikler, eleştiri yazıları, denemeler, güzel yazılar, Şii</category><pubDate>03 Nov 08 07:46:34 GMT</pubDate><guid>http://muhalif.mylivepage.com/blog/1438/189484/%20MERKEPLER%C4%B0N%20BOLLU%C4%9EU</guid></item><item><title>Otuz yıllık kâbus bitecek mi</title><link>http://paylasim.mylivepage.com/forum/775/986/Otuz%20y%C4%B1ll%C4%B1k%20k%C3%A2bus%20bitecek%20mi</link><description>&lt;hr/&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;Otuz yıllık kâbus bitecek mi&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Taraf/HALİL BERKTAY - Istanbul - 07.10.2008 &lt;br /&gt;&#13;
 &lt;br /&gt;&#13;
Peki şimdi ne olacak? Türkiye’de Türk-Müslüman olmayan, Kürt, Rum, Ermeni, Alevî çocuklarının hayatları üzerine kurulu kitaplar ne zaman yazılıp okullarda okutulacak? Şu yaşadığımız korkunç otuz yıl, geleceğin kültürüne, sanatına, müziğine, edebiyatına nasıl yansıyacak?&lt;br /&gt;&#13;
Hrant’ın vurulmasının ardından, 2007’nin ilk yarısının Cumhuriyet ve bayrak mitingleri, bir bakıma AB-AKP karşıtı mobilizasyonun doruğu oldu. Eski Sol ve eski Sağa elele verdirten, fiilî CHP-MHP ittifakını da kucaklayan ve kentli seçkinlerin korkularından güç alan “Kızılelma Cephesi”, büyük bir kitle desteğine ulaştığı izlenimini uyandırdı.&lt;br /&gt;&#13;
Ulusalcılığın yakın taktik hedeflerinden biri, Sezer’in cumhurbaşkanlığı sona ererken, askerî-bürokratik kompleksin asla yitirmemesi gereken Çankaya kalesinin AKP’ye kaptırılmamasını sağlamaktı. Eski Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, 2003’te emekliye ayrılmasının ardından, cumhurbaşkanı seçilebilmesi için ilk iki turda üçte iki çoğunluğun gerekli olmasının ötesinde, doğrudan doğruya TBMM’nin üçte iki çoğunlukla toplanmasının şart olduğunu öne sürmüştü. İlk başta hemen hiç kimsenin itibar etmediği, böyle şey olur mu diye şaşkınlıkla karşıladığı bu tez, zaman içinde bir “devlet projesi” olarak güç kazandı. En başta Deniz Baykal bu yoruma sahip çıktı; &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
ALINTIDIR; Yazının Tamamı ve Devamı Aşağıdaki linkten okunabilir.&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;a href="http://www.taraf.com.tr/haber/18563.htm"&gt;http://www.taraf.com.tr/haber/18563.htm&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/p&gt;</description><category>turk, müslüman, kurt, ermeni, alevi, kultur, mezhep, akp, cumhuriyet, miting, sezer, baykal, chp, mhp, hrant</category><pubDate>25 Oct 08 00:45:00 GMT</pubDate><guid>http://paylasim.mylivepage.com/forum/775/986/Otuz%20y%C4%B1ll%C4%B1k%20k%C3%A2bus%20bitecek%20mi</guid></item><item><title>ÖCALAN FENA YAKALANDI</title><link>http://zazaema.mylivepage.com/forum/1310/2344/%C3%96CALAN%20FENA%20YAKALANDI</link><description>&lt;hr/&gt;&lt;p&gt;ÖCALAN FENA YAKALANDI&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
23 Ekim 2008 08:07&lt;br /&gt;&#13;
Öcalan'ın darp edildiği iddaları, sürekli olarak hangi gelişmeden hemen sonra başlıyor?&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Ne zaman K. Irak'a yönelik somut bir adım atılsa, Öcalan'la ilgili darp eksenli yeni bir yalan haber ortaya çıkıyor. &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;img src="http://medya.zaman.com.tr/2008/10/23/ocalan-1.gif" border="0" alt="" /&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Türkiye kritik bir süreçten geçiyor. Bir taraftan 'yüzyılın davası' olarak nitelendirilen Ergenekon soruşturması sürüyor. Soruşturmayla birlikte Ergenekon terör örgütü ile PKK arasındaki bağlantılar bir bir gün yüzüne çıkıyor. &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Diğer yanda Türkiye'nin son 25 yılını adeta kâbusa çeviren PKK'nın kökünün kazınması için ciddi adımlar atılıyor. Sorunun şiddetle çözülemeyeceği noktasından hareket eden AK Parti hükümeti bölgeye yönelik sosyal, kültürel ve ekonomik paketleri ardı ardına açıklıyor. &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Bölücü örgütün bitirilmesi için Kuzey Irak yönetimiyle temasa geçiliyor. Terör örgütü, atılan her adıma eylemle karşılık vermeye çalışıyor. Terör yandaşlarını kışkırtmak, sokağa dökmek için kullanılan argüman ise İmralı'da cezasını çeken bölücübaşı Abdullah Öcalan ile ilgili iddialar. Ne zaman somut bir adım atılsa, Öcalan'la ilgili yeni bir yalan haber ortaya çıkıyor. &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
2007'nin ilk aylarında Türkiye'nin Kuzey Irak politikası gündemin ilk sıralarında yer aldı. 23 Şubat 2007 tarihli Milli Güvenlik Kurulu toplantısından PKK terörünü önlemek için Kuzey Irak'taki Kürt liderlerle görüşme konusunda uzlaşma çıktı: "Kuzey Irak'tan yönelen terör tehdidinin aşılabilmesi amacıyla siyasi ve diplomatik çabaların yoğunlaştırılmasında yarar görülmüştür." Türkiye ile Kuzey Irak cephesinde gelişen olumlu hava İmralı'yı rahatsız etti. &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;img src="http://medya.zaman.com.tr/2008/10/23/ocalan-2.gif" border="0" alt="" /&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Bir hafta sonra Abdullah Öcalan'ın hapiste zehirlendiği iddiaları ortaya atıldı. Ülkenin özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgeleri gösterilerle karıştı. MGK kararı sonrası oluşan olumlu hava, yerini gerginliğe bıraktı. PKK eylemleri de tırmanışa geçti. Kuzey Irak'la diyalog yönünde gelişen süreç kesintiye uğrayarak sonbaharla birlikte sınır ötesi harekât noktasına kadar geldi. &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Abdullah Öcalan, Kuzey Irak'a yönelik söylemini bu tarihten sonra sürekli sertleştirdi. Başbakan Tayyip Erdoğan, Irak ziyaretinde Kürt lider, Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani ile görüşeceğini açıkladı. Öcalan, 19 Haziran 2008'de avukatları ile yaptığı görüşmede kendi tasfiyesini dahi Kuzey Irak'a bağladı. &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;img src="http://medya.zaman.com.tr/2008/10/23/ocalan-3.gif" border="0" alt="" /&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Başbakan Erdoğan, 10 Temmuz'da Irak'a gitti. Erdoğan, Irak'a gitmeden 4 Temmuz'da Öcalan'ın avukatları 'kafa kazıtma' iddiasını servis etti. Öcalan'ın saçlarının zorla kazıtıldığı ileri sürüldü. Ortam yeniden gerildi. &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Çeşitli illerde gösteriler düzenlendi. PKK cephesinden sosyal barışı tehdit eden duyurular yapıldı. Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in iddialar üzerine yaptığı açıklamadan, saç kazıtma hadisesinin Öcalan'ın isteğiyle gerçekleştirildiği ortaya çıktı. &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;img src="http://medya.zaman.com.tr/2008/10/23/ocalan-4.gif" border="0" alt="" /&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Türkiye'nin Kuzey Irak ilişkileri bir süredir yeniden sıcak bir atmosferde. Yerel yönetimin başbakanı Neçirvan Barzani'nin Türkiye'ye daveti gündeme geldi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kuzey Irak liderleri ile olan teması doğrulayan beyanatlar verdi. Daha önemlisi iddianamesinde Ergenekon ile PKK'nın bağlantılarının açık açık yazıldığı Ergenekon Davası görülmeye başladı. Gelişmeler üzerine yeniden İmralı devreye girdi. &lt;br /&gt;&#13;
aktifhaber&lt;br /&gt;&#13;
Öcalan'ın fizikî şiddete maruz kaldığı iddia edildi. Ülke yeniden gerildi. Doğu ve Güneydoğu'nun pek çok yerinde eylem düzenlendi. Çıkan olaylarda bir kişi hayatını kaybetti.
&lt;/p&gt;</description><category>apo, pkk, kurt, kürt sorunu, dtp, çatişma, ashtekarlık, hıyanet, hainler, ergenekon, siyaset, öcalan fena yakalandı, aktifhaber, Öcalan</category><pubDate>23 Oct 08 16:54:34 GMT</pubDate><guid>http://zazaema.mylivepage.com/forum/1310/2344/%C3%96CALAN%20FENA%20YAKALANDI</guid></item><item><title>Doğu Perinçek Ermeni mi?</title><link>http://paylasim.mylivepage.com/wiki/708/442/Do%C4%9Fu%20Perin%C3%A7ek%20Ermeni%20mi%3F</link><description>&lt;hr/&gt;&lt;p&gt;Doğu Perinçek Ermeni mi?&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Siyasette hiçbir zaman varlık gösterecek kadar oy alamadı. TBMM'ne girmeyi başaramadı. Ama her daim etkili oldu ve bir şekilde gündeme oturmayı bildi. Hatta çoğu zaman gündem belirledi. Açıkladığı MİT raporlarıyla, 28 Şubat Dönemi'ndeki aktif tutumuyla yakın tarihimizde silinmez izler bıraktı. Dev-Genç'in genel başkanlığını yapacak kadar iyi sosyalistti. Şimdi ise hafızalarımızda Ulusalcı yani Nasyonalsosyalist olarak yeretti. AKP iktidarının ardından ortaya çıkan Kızılelma Koalisyonu'nun en önemli isimlerindendi. Adı şimdi Ergenekon Terör Örgütü Davası iddianamesinde, örgüt kurucuları arasında geçiyor.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Doğu Perinçek, Erzincan-Eğin'den. Eğin'in de Apçağa köyünden. İddiasına göre soyu Kafkaslara dayanıyor. Eğin ve özellikle Apçağa üzerine yapılan araştırmalarda, buraya Kafkaslardan gelenlere rastlanmıyor. Ermeni, Rum ve Anadolu'da yaşamış diğer halklardan geriye kalanlar yani "yerli sekene" ve biraz da Türkler oluşturuyor Eğin ve Apçağa'nın nüfusunu. Biz isterseniz önce ansiklopedik biyografisinden başlayalım ve sözü daha sonra Apçağa ve dede Mehmet Sadık Efendi'ye getirelim... &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;DEV-GENÇ'İN BAŞKANIYDI &#13;
Doğu Perinçek, 17 Haziran 1942'de babasının askerliği sırasında doğdu. Baba Sadık Perinçek yedeksubaydı ve Gaziantep'te görev yapıyordu. İşte küçük Perinçek gözlerini Gaziantep'te dünyaya açtı. İlk çocukluk yıllarını babasının yedeksubaylık ve yargıçlık görevleri nedeniyle sırasıyla Gaziantep, Antakya ve Diyarbakır'da geçirdi. Beş yaşından sonra Ankara'da büyüdü. Ankara Sarar İlkokulu, Atatürk Lisesi ve Bahçelievler Deneme Lisesi'nde ilk ve orta öğrenim gördü.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Üniversite yıllarında, 1962 ve 1963'te toplam on ay Almanya'da işçilik yaptı ve Almanca öğrendi. Haziran 1964'te Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Kamu Hukuku (Devlet Teorisi ve Kamu Hürriyetleri) kürsüsüne asistan olarak girdi. 1967 yılında Dönüşüm dergisi yazı kurulu üyesi ve başyazarı idi. Almanya'da Türk Toplumcular Ocağı kurucusu ve ilk genel başkanı olmuştu. Türkiye İşçi Partisi (TİP) üyesiydi. TİP'in Bilim Kurulu'nda görev aldı ve Güvenlik Komitesi başkanlığı görevlerini yürüttü. TİP içindeki "Devrimci Muhalefet" hareketinin önderlerindendi.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Perinçek 1968'de hukuk doktoru oldu. Doktora tezinin konusu ve ilk kitabı, Türkiye'de Siyasi Partilerin İç Düzeni ve Yasaklanması Rejimi'ydi. Aynı yıl daha sonra Dev-Genç adını alacak olan Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF) genel başkanı olmuştu. Yine aynı yılın Kasım ayında, arkadaşlarıyla birlikte Aydınlık dergisini yayınlamaya başladı. Aydınlık'ın başlangıçtaki kurucuları Şahin Alpay, Cengiz Çandar, Gün Zileli, Erdoğan Güçbilmez, Vahap Erdoğdu, Atıl Ant, Münir Ramazan Aktolga ve Doğu Perinçek'ti.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1969 Temmuz'unda İşçi Köylü gazetesini kurdu ve başyazarı oldu. 12 Mart Muhtırası'nın ardından başlayan tutuklama dalgasından Doğu Perinçek de nasibini almıştı. Tutuklanmış ve yapılan yargılama sonucunda yirmi yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Cezasını çekerken 1974 Affı imdadına yetişti ve Doğu Perinçek serbest bırakıldı. Siyasi hayatına kaldığı yerden başlayacaktı. Bu arada hayatına bir kadın, Sırma Ersanlı girecekti. 1974 yılında evlenen Doğu Perinçek'in evliliği ancak iki yıl sürebilmişti. Bu evlilikten Zeynep Perinçek doğmuştu.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;28 Ocak 1978'de Aydınlık Davası'nın aklanmayla sonuçlanması üzerine Türkiye İşçi Köylü Partisi'nin kuruluşuna önderlik etti ve ilk genel başkanı oldu. Türkiye bu yıllarda sağ-sol çatışmaları içinde kıvranıyordu. Terör şehirleri teslim almıştı. Silahlı çatışmalar alınan tüm önlemlere rağmen engellenemiyordu. İşte tam bu ortamda 12 Eylül 1980'de Türkiye'de askeri darbe oldu. Bu Perinçek'in kişisel tarihi için de çok önemliydi. Perinçek tutuklandı ve 1985 yılına kadar, tam beş sene tutuklu kaldı. Serbest bırakıldıktan iki yıl sonra, Ocak 1987'de haftalık "2000'e Doğru" dergisini yayınlamaya başladı. Bu dergide de genel yayın yönetmeni ve başyazarlık görevlerinde bulundu.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu defa da neredeyse iç savaş görüntüsü veren etnik çatışma yüzünden başı derde girdi. Güneydoğu Anadolu bölgesinde muhalif aydınları "te'dib" etmeye yönelik çıkartılan "Sansür Sürgün Kararnamesi"nin kurbanı oldu. 1990 yılında, Diyarbakır Cezaevi'nde üç ay tutuklu kaldı. 1991 yılında Türk Ceza Kanunu'nun 141. maddesinin kaldırılmasıyla, yeniden siyasi haklarına kavuştu ve aynı yılın Temmuz ayında Sosyalist Parti'nin İkinci Büyük Kongresi'nde genel başkanlığa seçildi. Bir yıl sonra Sosyalist Parti'nin Anayasa Mahkemesi'nce kapatılması üzerine kurulan İşçi Partisi'nin genel başkanı oldu. Ancak Perinçek hakkında 1991 seçimlerinde TRT'de yapılan Liderler Açık Oturumu'nda yaptığı konuşma nedeniyle kendisine Terörle Mücadele Yasası'nın sekizinci maddesine dayanılarak on dört ay hapis cezası verildi. Bu ceza bittiğinde tarihler 8 Ağustos 1999'u gösteriyordu. On ay, on gün Haymana Cezaevi'nde kalmıştı. Basın suçlarını erteleyen yasayla yeniden siyasal haklarına kavuştu. 19 Ekim 1999'da toplanan İşçi Partisi Olağanüstü Kongresi'nde yeniden genel başkan seçildi. Halen Şule Perinçek'le evli olan Doğu Perinçek'in bu evlilikten üç çocuğu oldu: Kiraz, Mehmet ve Can Perinçek. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ERMENİ NÜFUS TÜRKLERE YAKLAŞMIŞTI &#13;
Türk siyasi hayatının belki de en tartışmalı isminin hayatından satır başları böyle. Ama biz biraz geriye, Erzincan-Eğin'e, oradan da Apçağa köyüne uzanmak istiyoruz. Dedesinin babası Mehmet Sadık Efendi, 1850 tarihinde Apçağa köyünde doğdu. Apçağa, o tarihlerde Abuçeh diye anılıyordu. Özellikle yöredeki Ermeniler, Abuçeh adını kullanıyordu. Babasının adı Hacı Mehmet, anne adı ise Ayşe'ydi. Mehmet Sadık Efendi, Eğin'de (Kemaliye) belediye katipliği yaptı. Daha sonraları muhtelif yerlerde posta müdürlüğü görevlerinde bulundu. En son 1915 yılında Mekke'nin posta müdürlüğü görevini yürütmüştü. Aynı tarihte ailenin bir başka yakın akrabası da Cidde posta müdürü idi. Bu akraba, Cumhuriyet'in ilanı ve sonrasında yaşanan devrimlerin ardından "Çitlioğlu" soyadını almıştı. Yani ailenin bir kısmı bugün Çitlioğlu soyadını kullanmakta.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Doğu Perinçek'in dedesi Mehmet Cemal Perinçek de, 1887'de Apçağa'da doğdu. Önce Sıbyan mektebine, ardından da Eğin Rüştiyesi'ne gitti. Buradan şehadetname (diploma) alan Mehmet Cemal Efendi, Türkçe ve Fransızca okuyup yazabilmekteydi. 1906 senesinde Ankara'da Telgraf ve Posta Müdürlüğü'nde muhabere memuru olarak işe başlamıştı. Bir süre sonra Yozgat Posta ve Telgraf Müdürlüğü'nde muhabere görevine tayin edildi. İlerleyen yıllarda ise Refahiye'de Telgraf Müdürlüğü yaptı.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Burada hem Mehmet Sadık Efendi, hem de Apçağa üzerinde durmakta fayda var. Bölgeyi anlamak, demografik yapısı hakkında bilgi almak için bakılacak en iyi yer Şeriyye Sicilleri yani Mahkeme Kayıtları'dır. Osmanlı mahkeme kayıtları olan Şeriyye Sicilleri, bize bir bölgenin sosyal, iktisadi, dini vb. hakkında ortaya çıkan sorunları ve çözüm yollarını sunmaktadır. Daha doğru bir ifadeyle oradaki halk arasında meydana gelen anlaşmazlıklar hakkında mahkeme üyelerinin, şahitlerin ve iddia sahiplerinin ifadeleri, görülen davada kayda geçirilir. Daha sonra bu kayıtlar mahkeme tarafından saklanır. Mahkeme kayıtlarında davacının da, davalının da davaya geçmeden önce adres tespitleri yapılır. Daha sonra her iki tarafın isimleri, baba ve dede isimleri, varsa aile-sülale ünvanları kayıt altına alınırdı. Bu bilgiler bütün mahkeme kayıtlarında mevcuttu.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu kayıtlara bakıldığında Ondokuzuncu yüzyılın sonu ile yirminci yüzyılın başlangıcında bölgede ciddi bir Ermeni nüfus vardı. Bunların önemli bir kısmı zanaatkâr ve esnaftı. Ermeniler, daha çok Eğin kasabasında yerleşmişlerdi. Özellikle kasaba içerisindeki mahallelerde pek çok Ermeni'nin ikâmet ettiği, bugüne kadar gelen belgelerden anlaşılmaktadır. Kasabada Dörtyol Ağzı Mahallesi ile Süfela Mahallesi, Ermenilerin yoğun bulunduğu mahalleler arasındaydı. Eğin'e bağlı köylerde de Ermenilerin yoğun bir surette yaşadıkları çok rahatlıkla anlaşılabilmektedir. Özellikle Gemer-gab (Kemer-gab), Apçağa ve İliç bu köylerin en iyi örnekleridir. Şeriyye Sicilleri'ne göre Eğin de az da olsa Rumlar da yaşamaktadır. Rumlar özellikle Vanik köyü ve çevresinde bulunmaktaydı.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Apçağa, içinde çok az Müslüman'ın yaşadığı bir Ermeni köyüydü. Şeriyye Sicillerin'de Apçağa ile ilgili on mahkeme kaydından sadece bir tanesi Müslümanlara aitti. Mahkeme kayıtlarının onda dokuzu Ermenilere aitti. Kısaca köyün önemli bir kısmı Ermeni'ydi; ancak az da olsa Müslüman nüfusun yaşadığı kaynaklardan anlaşılmaktadır. Aynı zamanda Apçağa köyü muhtarlarının ve köy ihtiyar heyetinin tamamı Ermenilerden meydana geliyordu. Nitekim Apçağa'dan mahkemeye başvuran bir Ermeni'nin davasına köyün "muhtar-ı evveli Kozmoz veled Tebimbek" ile muhtar-ı sanisi "Hamtor veled Aleksan; ihtiyar heyetinden ise Kirkor veled Agop, Kirkor veled Artin, Karabet veled Nihayet" katılmışlardı.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eğin'in bir başka köyü, İliç de Şeriyye Sicili'ne göre Ermeni köyü olarak gözükmektedir. İliç'ten mahkemeye başvuran tek bir Müslüman'a rastlamak mümkün değildir. Köyde yaşayanların tamamı Ermeni'dir. Mahkeme kayıtlarına göre köy muhtarının adı Kirkor veled Relham'dı. Bölgede az da olsa bir Rum nüfusu yaşamaktaydı. Eğin'in sadece Vanik köyünde yaşayan Rumların arasında başka millet ve dinden insan yoktu. Köyden mahkemeye Rumlar dışında tek bir başvuru olmamıştı. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;MUHTESİP MEHMET SADIK &#13;
Eğin'de yaşayan Ermenilerin ortak özelliklerinden birisi de aile/sülale ünvanlarına sahip olmalarıydı. Daha şaşırtıcı olan ise bu ünvanların büyük kısmınınTürkçe isimlerden oluşmasıydı. Muratoğlu, Değirmencioğlu, Tokatlıoğlu, Keçioğlu, Bayındıroğlu, Gülümoğlu, Reisoğlu, Çilingiroğlu, Külükçüoğlu, Narlıoğlu, Sarıoğlu, Dürümoğlu, Ekreklioğlu, Dedeoğlu, Yalancıoğlu, Kasaboğlu, Çobanoğlu, Ayvazoğlu, Eskicioğlu, Hozatoğlu, Çirkinoğlu, Karagözoğlu, Şahenkoğlu, Şahinoğlu, Eskihanoğlu, Canikoğlu bu aile ya da sülale ünvanlarından bazılarıydı. Ayrıca aidiyet olarak hangi milletten olduğu anlaşılamayan isimler de vardı; Perinçoğlu, Kalbetoğlu, Ladifoğlu vb. Ayrıca mahkeme kayıtlarına göre bazı Ermeni kadınlarının Türkçe isimler taşıdığı anlaşılmaktaydı; Sultan, Nazlı, Dudu, Zümrüt, Elmas, Meryem gibi. Ancak bunlar istisnadır. Ermeni kadınlarının büyük çoğunluğu kendi dillerinde, Ermenice isimler taşımaktaydı. Ermeni erkeklerinin ise tamamı kendi milletlerine ait isimleri kullanmaktaydı.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Perinçoğlu ünvanının kökenini anlamak için yine Şeriyye Sicilleri'ne bakmakta fayda var. Burada adı geçen Perinçoğullarının hepsi Ermeni kökenlidir. Örneğin, "Eğin kazasının nefs-i kasaba mahallelerinden Arpeki sakinlerinden ve teb'a-yı devlet-i aliyyenin Ermeni milletinden Parinçoğlu (Perinçoğulları) Estepan ve Haçador veled Kifork nam kimesneler erkarındaşları Ohannes veled Perinç muvacehesinde görülen dava" bunlardan birisidir. Bir başka kayıtta ise Perinçoğlu Estepan'ın kaydı görülmekte; "Mamüretü'l-aziz Vilayeti'nde Eğin kazasının merkez kasabası mahallelerinden Eriği Çori Kaldırımı Mahallesi ahalisinden ve Osmanlı Devleti teb'asından ve Ermeni milletinden Perinçoğlu Estepan'ın hanesine varıp vesikada da isimleri yazılı olan kimselerin huzurunda ve meclis-i şer'-i şerifte görülen davaya dair."&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şeriyye Sicilleri'nde bulunan bir başka belge ise Doğu Perinçek'in büyük dedesi Mehmet Sadık Efendi ile ilgili soru işaretleri oluşturdu. Çünkü Eğin doğumlu Mehmet Sadık, Şeriyye Sicilleri'ne göre "mühtedi" idi. Yani sonradan İslam dinini kabul etmiş, "hidayete ermiş" bir isimdi. Eğinli Mühtedi Mehmet Sadık'ın görevi muhtesiplikti.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Doğu Perinçek'in uzak geçmişinden biraz daha yakına gelelim. Burada karşımıza çıkan isim baba Mehmet Sadık Perinçek olacak. Sadık Perinçek, Mehmet Cemal Perinçek'in yedi çocuğundan birisiydi. Annesi de aynı köyden Rahime Behiye Hanımdı. Erzincan'ın Eğin (Kemaliye) ilçesinde, 1915 yılında dünyaya geldi. İlkokulu Erzincan'ın Refahiye ilçesinde, ortaokulun iki yılını ise Giresun'da okudu. Üçüncü ve son sınıfı Malatya'da tamamladı. 1933 yılında Sivas Lisesi'ni bitirdi. 1939-1940 eğitim-öğretim yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;DARBEYİ GEREKLİ GÖRDÜ &#13;
Yedeksubay olarak askerlik yaptı. Hatay'da hakimlik stajına başladı. 1943 yılında ise Diyarbakır'a hakim olarak gönderildi. 1945-1954 yılları arasında Ankara'da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı Yardımcısı görevinde bulundu. 1954'te görevinden ayrılarak Erzincan'dan Demokrat Parti milletvekili seçildi. 1957'den 1961'e kadar avukatlık yaptı. 1961'de genel başkanlığını Ekrem Alican'ın yaptığı Yeni Türkiye Partisi'nden Erzincan milletvekili seçilerek Kurucu Meclis'e girdi. Daha sonra Adalet Partisi'ne katıldı. Aynı yıl yapılan seçimde tekrar Erzincan milletvekili seçildi. 1965 ve 1969 seçimlerinde de milletvekili oldu. Mehmet Sadık Perinçek, 1965 yılında Adalet Partisi genel başkan yardımcılığı görevine seçildi. Oğlu Doğu Perinçek'in adının şiddet olaylarına karışması siyasi kariyerini etkiledi. Bu yüzden parti genel başkan yardımcılığı görevinden ayrılmak zorunda kaldı. &#13;
M. Sadık Perinçek, siyasete Demokrat Parti'den milletvekili seçilerek girse de, parti ile her konuda aynı çizgide durmamıştı. O yüzden 1957'de ikinci defa milletvekili olamamıştı. 27 Mayıs Darbesi'ni ise son derece olumlu karşılamış, "Çok iyi oldu, başka çaresi yoktu" demişti. DP'de Adnan Menderes'ten daha çok Savunma Bakanı Ethem Menderes çizgisine yakındı. Yassıada'da yargılanan devrik başbakan Adnan Menderes'in avukatlığını yapması istendiğinde, bu isteği hiç düşünmeden geri çevirmişti. Sonradan AP'ye girmişti ama Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ın idam kararının oylamasına katılmayarak, parti grubu dışında hareket etmişti. M. Sadık Perinçek, milletvekilliğinden sonra uzun yıllar avukatlık yaptı.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türk Ceza Kanunu ve Buna Ait Seçilmiş Temyiz Mahkemesi Kararları, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ve İlgili Temyiz Mahkemesi Kararları, Hususi Kanun ve Nizamnameler (arkadaşlarıyla birlikte) hazırlayıp yayınlanan, hukuk alandaki yapıtlarıdır. Ayrıca, Atatürk'ün ‘Eskişehir-İzmit Konuşmaları', Yusuf Akçura'nın ‘Türkçülüğün Tarihi, Türk Tarihinin Ana Hatları', Erzincan Valisi Ali Kemalî'nin ‘Erzincan Tarihi', Ruşenî'nin ‘Din Yok Milliyet Var', Jean Meslier'in ‘Sağduyu', Caetano'nun ‘İslam Tarihi-I', İbrahim Olcaytu'nun ‘Hayatım ve Şiirlerim, Folklor Defterleri-I ve II' adlı kitaplarını bugünkü dile çevirdi. Bunlar Kaynak ve Kalan Yayınları'nca yayımlandı. ‘Atatürk'ün Bütün Eserleri'nin Danışma Kurulu Üyeliği'nde bulundu. 13 Eylül 2000'de öldü. Ankara'da Cebeci'deki Asrî Mezarlık'ta toprağa verildi. Doğu Perinçek'in annesi ise Malatya, Darende'dendi. Balaban (Gerimter) köyünden, Hacıoğulları ailesinden öğretmen İbrahim Olcaytu'nun kızı Lebibe Perinçek'ti. Dayısı ise daha sonra tümgeneralliğe yükselecek olan Turhan Olcaytu'ydu.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Doğu Perinçek'in hayatında birbirinden ilginç bağlantılar vardı. Dayısı Em. Tümg. Turhan Olcaytu, 12 Mart Muhtırası öncesinde etkin isimlerden birisiydi. Adı kurulmuş olan cuntaya verilen Em. Tümg. Cemal Madanoğlu, Perinçek'in ilk eşi Sırma Ersanlı'nın eniştesiydi. Yine Doğu Perinçek'in teyze oğlu, yani kuzeni Gürbüz Tüfekçi'nin arası TSK mensuplarıyla çok iyiydi. Çevresi Tüfekçi'yi MİT mensubu olarak biliyordu.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Doğu Perinçek'in sınıf arkadaşları da oldukça önemli isimlerden oluşuyordu. 1964'te mezun olduğu Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden dönem arkadaşları Mikdat Alpay ve Uğur Mumcu'ydu. Alpay daha sonraki yıllarda MİT Müsteşar Yardımcılığı görevine kadar yükseldi. 28 Şubat Dönemi'nde adından en fazla bahsedilen MİT görevlisi herhalde Mikdat Alpay'dı. Hukuk Fakültesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi (SBF) ile yanyana olduğundan, Perinçek'in etkinlik alanı bu okula da sıçramıştı. SBF, o günlerde siyasi çalkantıların tam odağındaydı. Şahin Alpay, Cengiz Çandar, Nuri Çolakoğlu, Ömer Madra, Cüneyt Akalın, Halil Berktay gibi o dönemin geleceği parlak SBF ve Ortadoğu Teknik Üniversitesi asistanları, Perinçek'in etrafında toplandı. Perinçek, 1968'de devrimci gençliğin en üst kuruluşu olan Fikir Kulüpleri Federasyonu (Dev-Genç) başkanlığına seçildiğinde Ankara Hukuk Fakültesi'nde asistandı.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sosyalistlikten ulusalcılığa, ateizmden Müslümanlığa savrulan bir hayatın ortasında Doğu Perinçek, Ergenekon Davası'nın en önemli zanlıları arasında...&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Haber: Arkın Tepeli/ Chronicle Dergisi&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;KAYNAK: &lt;a href="http://www.sonsayfa.com/Haberler-Doğu-Perinçek-Ermeni-mi-84152.html&#13;"&gt;http://www.sonsayfa.com/Haberler-Doğu-Perinçek-Erm...&lt;/a&gt;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/p&gt;</description><category>doğu perinçek, doğu perncek kim, ermeni, kurt, ergenekon</category><pubDate>18 Sep 08 22:59:20 GMT</pubDate><guid>http://paylasim.mylivepage.com/wiki/708/442/Do%C4%9Fu%20Perin%C3%A7ek%20Ermeni%20mi%3F</guid></item><item><title>16.yy ın ilk yarısında Kiğı Sancağı.pdf</title><link>http://tarihci.mylivepage.com/file/996/3918/16.yy%20%C4%B1n%20ilk%20yar%C4%B1s%C4%B1nda%20Ki%C4%9F%C4%B1%20Sanca%C4%9F%C4%B1.pdf</link><description>&lt;hr/&gt;&lt;a href="http://tarihci.mylivepage.com/file/996/3918/16.yy%20%C4%B1n%20ilk%20yar%C4%B1s%C4%B1nda%20Ki%C4%9F%C4%B1%20Sanca%C4%9F%C4%B1.pdf"&gt;16.yy ın ilk yarısında Kiğı Sancağı.pdf&lt;/a&gt;&lt;br/&gt; &lt;br/&gt;&lt;p&gt;Akademik bir inceleme olup görüşler makalenin yazarına aittir.Genel itibariyle faydalı bir çalışma.Türkleşme gibi bir kaç yerde geçen&#13;
tarihi karşılığı olmayan görüşlere ise elbette katıldığım düşünülemez.
&lt;/p&gt;</description><category>kiğı tarihi, osmanlı tarihi, ermeni, turk, müslüman, kurt, alevi, tarih</category><pubDate>24 Aug 08 13:13:44 GMT</pubDate><guid>http://tarihci.mylivepage.com/file/996/3918/16.yy%20%C4%B1n%20ilk%20yar%C4%B1s%C4%B1nda%20Ki%C4%9F%C4%B1%20Sanca%C4%9F%C4%B1.pdf</guid></item><item><title>== Türküm Doğruyum Davalığım ==</title><link>http://paylasim.mylivepage.com/forum/1356/898/%3D%3D%20T%C3%BCrk%C3%BCm%20Do%C4%9Fruyum%20Daval%C4%B1%C4%9F%C4%B1m%20%3D%3D</link><description>&lt;hr/&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;a name=wiki_anchor0&gt;&lt;/a&gt;&lt;h2&gt; Türküm doğruyum davalığım &lt;/h2&gt;&#13;
&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Taraf/SİBEL HÜRTAŞ/ANKARA - Istanbul - 28.07.2008 &lt;br /&gt;&#13;
        &lt;img src="http://www.taraf.com.tr/fotoraflar/28trfs5toren3.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Yıllardır ilkokullarda her sabah tekrarlanan “Türküm, doğruyum, çalışkanım” andının kaldırılması ya da çağdaşlaştırılması gerektiğini düşünen 42 öğretmen, hapis istemiyle hâkim karşısına çıkıyor &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Eğitim-Bir-Sen Şanlıurfa Şubesi, geçen yıl Doğu ve Güneydoğu’daki şubelerin katıldığı bir Bölge İstişare Toplantısı düzenledi. 1-2 Aralık 2007’de düzenlenen toplantının sonunda açıklanan bildirgede, bazı önerilere yer verildi. Öğrenci andının da değerlendirildiği bildirgede, “İlköğretim okullarında okutulan öğrenci andı yeniden gözden geçirilmeli, etnik farklılıklar ve evrensel değerler dikkate alınarak yeniden dizayn edilmelidir” dendi.&lt;br /&gt;&#13;
Bildirgede, yerel dil ve lehçelerin seçmeli olarak okutulması, ideolojik eğitimden demokratik eğitime geçilmesi, öğrencilere kılık kıyafet serbestisi getirilmesi, başörtüsü yasağının kaldırılması gibi öneriler de yer aldı. &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
KANUNA UYMAMAYA TEŞVİK • Toplantının ardından bir vatandaş, bildirge hakkında suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusunu değerlendiren Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı, bildirgede imzası bulunan öğretmenler hakkında soruşturma başlattı. Başsavcılık, soruşturma sonunda, Eğitim-Bir- Sen’in Şanlıurfa, Bitlis, Mardin, Adıyaman, Elazığ, Batman, Hakkari, Bingöl, Diyarbakır ve Van Şube yöneticisi 42 öğretmen hakkında dava açılmasını kararlaştırdı.&lt;br /&gt;&#13;
İddianamede, öğretmenlerin andın değiştirilmesi, farklı dilde eğitim verilmesi ve başörtüsü yasağının kaldırılması talepleri “halkı kanunlara uymamaya tahrik suçu” olarak yorumlandı. Öğretmenlerin Türk Ceza Yasası’nın 217. maddesi uyarınca altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmasını öngören iddianamede, bildirgenin basına yansımış olması nedeniyle öğretmenlere verilen cezanın arttırılması da isteniyor. &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
ABD’DE MAHKEMELİK OLMUŞTU • ABD’nin Kaliforniya eyaletinde ateist bir babanın açtığı davaya bakan San Francisco İstinaf Mahkemesi, öğrenci andında geçen ‘Tanrının emrindeki millet’ sözünün, ‘dinsel inanca’ atıfta bulunduğuna, bu yüzden kilise ile devlet işlerinin ayrılmasını öngören anayasaya aykırı olduğuna karar vermişti. Öğrenci andı, Amerika’nın keşfinin 400’üncü yıldönümü dolayısıyla 1892’de Baptist rahip Francis Bellamy tarafından yazılmış, “Allah’ın emrindeki millet” sözü ise 1954’te İke Einsenhower’ın başkanlığı döneminde anda eklenmişti. &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
“MAKBUL VATANDAŞ”, BASKICI “ANDIMIZ” • “İlkokul çocuklarında Atatürk algısı” konulu yüksek lisans tezini “Sevgili Atatürkçüğüm” adıyla yayımlayan İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Esra Elmas, “Andımız” hakkında şunları söyledi: “Resmî söylemin kurguladığı “makbul vatandaş”ın bütün bileşenleri var bu andda. Türk olmak ya da kendini Türk olarak tanımlamak konusundaki güçlü vurgu, Türk milletinin varlığının bireyin varlığından daha önemli olması ve tüm bu bileşenlerin Atatürk’e referansla çocuğa öğretiliyor olması... Öncelikle bu, hiyerarşik olarak çocuğun dezavantajlı olduğu bir iletişim biçimi. İkincisi, farklı kültürlerin yaşadığı bir coğrafyada tek bir etnik kimliği öne çıkaran, milliyetçilik dozu yüksek bir uygulama. Bu ritüeli, okulda çocuğun tükettiği fiziksel ve zihinsel yapıyla birlikte ele alacak olursak, kısaca özgür bir birey olma potansiyelinin daha ilkokulda doğrudan sınırlandırıldığı söylenebilir. Baskıcı ritüeller bireyler için hakiki bir anlam yaratmaktan ziyade içi boşaltılmış semboller ve ezberlenmiş refleksler yaratmaktan öteye gidemiyor.”&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
75 YILLIK ANT İKİ KEZ DEĞİŞTİ • İlkokullarda her sabah okutulan ant, eski Milli Eğitim bakanlarından Reşit Galip tarafından yazıldı. 1932 yılında bakanlık görevine getirilen ve bir yıl bu görevi sürdüren Reşit Galip, 23 Nisan 1933’te Çankaya Köşkü’nde Atatürk’ü ziyaretinde, “Sabah çocuklara bir şey söylemek istedim o anda bu ant çıktı. Çocuklara armağanım olsun” diyerek, metni kendisine sundu.&lt;br /&gt;&#13;
Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu da 10 Mayıs 1933’te 101 sayılı kararı ile öğrenci andını uygulamaya koydu. Bu karara göre, öğrenciler andı her gün tekrar edeceklerdi.&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
1972’DE İLK DEĞİŞİKLİK • Metin, 1972 yılında değiştirildi. 29 Ağustos 1972 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan İlkokullar Yönetmeliği’nde andda yer alan “budunumu” kelimesi “milletimi” olarak değiştirilirken, “Türküm, doğruyum, çalışkanım” diye başlayan cümle ile en sonda yer alan “Ne mutlu Türküm diyene” cümlesi eklendi.&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
1997’DE İKİNCİ DEĞİŞİKLİK • “Andımız” 1997 yılında ikinci kez değiştirildi. Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliği’nin 10. maddesi ile yeniden düzenlenen ant son halini aldı.&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
ALINTI: &lt;a href="http://www.taraf.com.tr/haber.asp?id=13380"&gt;http://www.taraf.com.tr/haber.asp?id=13380&lt;/a&gt;
&lt;/p&gt;</description><category>taraf, türküm, türküm doğruyum, andımız, türküm doğruyum davalığım, turk, türkler, kurt, zaza, arap, alevi, láz, çerkez, gürcü, abaz, etnik, etniklik, etnisite, laik, laiklik, demokrasi, and, okul, ilkokul, ilkogretim, ögretim, eğitim, dusunce, fikir, türk olmak, ne mutlu turkum diyene, yasak, yasaklar</category><pubDate>08 Aug 08 00:39:46 GMT</pubDate><guid>http://paylasim.mylivepage.com/forum/1356/898/%3D%3D%20T%C3%BCrk%C3%BCm%20Do%C4%9Fruyum%20Daval%C4%B1%C4%9F%C4%B1m%20%3D%3D</guid></item><item><title>Zaza  Tarihi  Tartışmaları</title><link>http://zazaema.mylivepage.com/wiki/1021/437/%20Zaza%20%20Tarihi%20%20Tart%C4%B1%C5%9Fmalar%C4%B1</link><description>&lt;hr/&gt;&lt;p&gt;Zaza Tarihi Tartışmaları&#13;
11 gün önce  Alıntı &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
zaza tarihi&#13;
tij Tuesday, Jan. 03, 2006 at 9:53 AM&#13;
zazaların türk olduğunu söyleyen türkçülere cevap&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Kayitlara Geçmis Bazi Dersim ve Zaza Asiretleri) &#13;
Elamitik Halklarla ve Sasanilerle Baglanti &#13;
Dersimin Lolan (Zazacada Lolu) asiretinin adi antik Lulu halkinin adiyla tipatip aynidir. Buradan hareketle Lolanlilarin Elamitik gruptan antik Lullu halki ve Lorlarla iliskisi kurulabilir ve adlari da dahil antik Lulu halkinin yasayan temsilcileri olduklari söylenebilir. &#13;
Benzer bir iliski Elimlerle Dimililer ve Susilerle Zazalar arasinda da kurulabilir. &#13;
Dimililerle Zazalar arasinda modern yazarlarca kurulan iliskinin bir benzerini Elam (Susyana) cografyasinda tarih-öncesi kadar eski bir çagda Elimlerle Susiler arasinda gözlemlemek mümkün. &#13;
Strabonun Cograya eserinin çevirmeni W. Falconer, Elimlerin Pers Körfezine ulastiklarini yazan Ptolemynin bu ifadesine göndermede bulunarak kendi dipnotunda söyle bir yorumda bulunur: &#13;
Öyle görünüyor ki, Elimler Pers Körfezine ve Delem adi verilen limana kendi adlarini verdiler, buralarda adlarini biraktilar (Bk. The Geography Of Strabo, cilt 3, 15. Kitap, s. 135). &#13;
W. Falconer, bu notunda Delem adinin Elim (Elam)lerin adindan geldigini söylüyor. &#13;
Enc. Of Islamin Daylam maddesinin yazari V. Minorsky ise Deylemilerin adiyla Dilmun (modern Bahreyn adasi) adi arasinda baglanti kuruyordu. &#13;
Susa (Shushan) adi da; Zaza, Sason ve Sasan gibi adlarin en erken görünümü olabilir. Susiana ise antik Zazana veya Zazaiye (Zazaistan) olarak yorumlanabilir. &#13;
Bu konuda baska ipuçlari da gösterebilirim. &#13;
Bunlardan biri Elam tanrilarinin babasi konumundaki figürdür. &#13;
Elam panteonunda 37 kadar tanri vardi. &#13;
Bunlardan ikisi Susian ve Humban (Umman, Khumba) adlarini tasirlar. &#13;
Zazalarda tanriya Homa denir. Umman adli Elam tanrisini hatirlatir bu sözcük. &#13;
Elam panteonunun basi ise, adinin genellikle gizli tutuldugu sanilan Susian (Shushinak, Sus, Susi) adli tanriydi. Bu tanrinin kendi adini Susa kentinden aldigi söyleniyor. Onun adi Maspero, Speiser ve The Cambridge Ancient Historyde verilen bilgilere göre Ba. Sa/Shushinak, In-Shushinak (Susanin Efendisi), Nin-Shushinak sekilleri altinda görünür. Günes tanrisi oldugu tahmin edilmektedir. The Worlds Historyde tanriça Susa olarak sözedilen bu tanri ya da tanriçanin mabedi Susada bulunuyordu. &#13;
Nin-Shushinak, tanri Susianin adinin Sümerce seklidir. Bu sekilden hareketle Mari kentindeki ünlü Ninni-Zaza tapinaginin Elam tanrilarinin basi Susian (Susi)la iliskili olabilecegini düsünüyorum. &#13;
Simdi de diger kanitlara bakalim: &#13;
Ilk Kürt tarihçisi Seref Hanin eserinde Zaza adina rastlanmaz. &#13;
Serefname Zazalardan Azzaniler diye sözeder. Sasondan eski bir eyalet ve krallik olarak bahseden Serefhan, Sasonun eski asiretleri arasinda Susani ve Azizan asiretlerini de anar. Susani adi Serefnamede hem asiret hem de yer adi olarak ve Sason adinin bir sekli olarak geçer. &#13;
Antik Susa ve Susiana adlari ile Serefnamedeki Sason veya Susani adlarinin birbirinin tipkisi oldugu çarpici bir gerçeklik olarak orta yerdedir. &#13;
Bu nedenledir ki, antik Susa adinin Zaza, Sason ve Sasani adlarinin en erken görünümü oldugu söylenebilir. &#13;
Elamlilarin Anzan ve Susi (Sus, Susan) seklindeki alternatif adlari, Azzi, Azzani ve Zaza adlarinin kayitlara geçmis ilk biçimleri olabilirler. &#13;
Hititler çaginda Hayasa ile birlikte adlari sikça anilan ve Hitit yazitlarinda kayda geçirilmis olan Azziler de adlarina bakilirsa Zazalarla ayni halk olmalidirlar. &#13;
Serefhan, Sasona sonralari Hazzo dendigini yazmaktadir ki, bu ad da, Elamin geç Fars kaynaklarindaki adi olan Uvaja (Hvaja) ve bu adin Arapça sekli Hozi (Hussi, Uxi) ile ayni görünüyor. Uvaja ve Hozi sekillerinin Elamin diger adi olan Anzanla iliskilendirildigine az evvel isaret etmistik. &#13;
J. Shielin Notes On A Journey From Tabriz, Through Kurdistan, via Van, Bitlis, Seert and Erbil, To Suleimaniyeh, In July and August, 1836 basligiyla Journal Of The Royal Geographical Society (JRGS) adli periyodikte yayinlanan gezi notlarinda Hazzo adi Hhazan seklinde verilmektedir. Ayni yazida Van civarindaki Khavasur vadisi güneyinde Su-Suzan-Dagi (Türkçede Susuz Dag) adinda yüksek bir dag zincirinden sözedilir ve bu adin Türkçe Susuz sözcügüne Farsça an eki ilavesinden olusugu söylenir (Bk. JRGS, cilt 8, 1838, London). &#13;
Bence bu ad da daha büyük ihtimalle Susa (Sus, Suzi) ve Sason adlariyla iliskilidir. &#13;
Hazzo adi bana Anadolunun en eski halklarindan olan ve Hititlere adlarini veren Hattilerin adini hatirlatiyor. Bu adin gerçekte asiret ve cografya adi olarak bölgede sikça karsilasilan Hassan (veya Hassin) olmasi veya bu sekillere girmesi olanaksiz degil. &#13;
Sonuç olarak dogudan batiya veya güneybati Irandan kuzeydogu Anadoluya dogru ilerlersek, Susiana (Elam), Sason (Susani) ve Azzi-Hayasa konaklari Zazalarin yaklasik bu ayni ad altinda tarih sahnesinde en belirgin sekilde göründükleri hattir denebilir. &#13;
Bu muhakeme dogru varsayilirsa, kronolojik açidan Zaza tarihinin baslangiç evresi uygarliga ilk geçtikleri yer olan Susiana (Elam) eksenli tarihleridir. Mevcut kayitlardan hareketle ve simdilik Babillileri disarda birakarak söylersem Hititler çagindaki Azzilar sayfasi Zaza tarihinin ikinci evresidir. Ama Azzilarin ve kralliklarinin tarihi hakkinda tüm bildiklerimiz Hitit yazitlarindaki referanslarla sinirlidir. Sasaniler peryodu ve kayitlarda daha geç görünen Sason evresi ise Zaza tarihinin üçüncü evresidir. Zazalarin Zaza adi altindaki antik çag tarihleri kabaca bu sekilde asamalara ayrilabilir. Yani Susiana ve Sasani imparatorluklari arasindaki uzun aralik yukaridaki gibi doldurulabilir. Zazalarin baska adlar altindaki tarihlerine ise ilerleyen sayfalarda deginecegim. &#13;
Yezidi terimi de Serefnamede yer yer Zazalarin ve Dinbililerin alternatif adlarindan biri gibi görünür. &#13;
Serefnameye bakilirsa Yezidi adi Izdinle iliskili. &#13;
Seref Han, Sason hükümdarlarinin Iran Sasani sahlarinin soyundan geldiklerini söyleyen bir rivayet aktarir. Belki de Elamin Susa krallarina referanstir bu. Onun anlatimina göre eski Sason hükümdarlarindan biri Izzeddin adini tasiyordu ve onun adindan hareketle Sason hükümdarlari Azzani adiyla ünlenmislerdir. Seref Hanin kendisi de Sason krallarindan ve Sasonlulardan Azzanlar (Azzaniler) diye sözetmektedir. &#13;
Böylece Seref Han, hem Azzan hem de Yezidi adlarinin bir ve ayni kökten (Izdin, Izzeddin) geldigini, bir ve ayni halkin adlari oldugunu söylemis oluyor. Tam burada Dersimlilerin Okçu Izzedinli olduklarini söyleyen Osmanli arsivlerindeki kaydi hatirlatmak istiyoruz. Okçu Izzedinli tanimlamasi, bence, Dersimlilerin Yezidiler ve Zazalarla akrabaligina isaret etmektedir. &#13;
Yezidi sözcügü, kendine özgü bir inancin, bir asiretler grubu ve halkin adidir. Bu sözcügün orijini ve anlami henüz kesin olarak bilinmiyorsa da, onu Muaviyenin oglu ve Emevi halifesi Yezitin adiyla iliskilendiren görüsün ciddiye alinacak bir yani olamaz. Enc. Of Islamin Yezidilik maddesinin yazari Th. Menzel, Yezidi ve Yezit adlari arasindaki benzerligi talihsiz bir tesadüf olarak nitelerken oldukça haklidir. &#13;
Menzele göre Yezidi adi büyük olasilikla tanri ya da melek anlamli Azidi, Izidi, Izedi veya Izdi sözcügünden gelmedir. Ized veya Yazata, antik Iran panteonunda önde gelen bir tanriydi. &#13;
Bu açiklama sözcügün kökeni noktasinda Serefhanin söyledikleriyle bagdasmaktadir. &#13;
Bu bilgilere Iran panteonunun basi Ahura Mazdanin da Yezdan (Izad) adiyla bilindigini ilave etmeliyim. Yezidi adinin onunla iliskili olmasi daha büyük olasiliktir. Sasani sahlarinin bir bölümünün adlari bu tanrinin adindan alinmadir. &#13;
Serefhanin aktardigi Sasonlularin kökenine iliskin rivayet eski Ermeni kaynaklarda rastladigimiz Sasan Evi tanimlamasiyla örtüsüyor. Bence Ermeni kaynakalarin Sasan Evi olarak referans verdikleri Zazalarin (ve Sasanilerin) ta kendileridir. &#13;
Bu çalismanin vardigi sonuç Zazalarla Sasanilerin bir ve ayni halk olduklaridir. Zaza ve Sasan adlari da kesinlikle ayni adin sekilleridir. &#13;
Sason adi Arapça kaynaklarda al-Sanasana olarak geçer (Bk. E. Honigmann, Enc. Of Islam, Malatya maddesi). Bu adla Sanasin (Senasine) ve Sanasun sekilleri altinda da karsilasilir. Sason halkindan ise Senasineler diye sözedilmektedir. &#13;
Barbro Karabuda adli bir Isveçli arastirmacinin Dogu Anadolu için verdigi bir asiretler haritasinda da enteresan verilerle karsilasiyoruz. &#13;
Bu haritada Sasonda Sas ve Sinson adli asiretler, Silopide Semsan asireti, Mus merkezde Sason adli bir asiret, Siirt Baykanda Sosi ve Hassin adinda asiretler, Diyarbakir bölgesinde, Kulpta ve Malazgirtte Zaza (Zazalar) adli asiret, Mutki ve çevresinde Azdo ve Sin asiretleri, Kiziltepede Azizan, Midyatta Semikan, Hakkari bölgesinde (sinir boyunda ve sinirin Irak tarafinda) ve Mardinde (Suriye sinirinda) Sindi asireti, Mardinde (Suriye siniri üzerinde ve sinirin Suriye tarafinda) Sinika, Van bölgesinde Sinkanli, Semsiki ve Semsikan, Siirt Besiride Sinikan, Siirt Kozlukta Semdin, Kiziltepede Simila adinda asiretler gösterilir. &#13;
Bunlara Iç Dersimdeki Sisanli asireti ile Kigidaki Sis adli yeri ve asireti de biz ekleyelim. &#13;
Bu veriler de antik Susalilar (Suslar, Suziler) ile Sasonlular (Azzanlar)i iliskilendiren ipuçlari içerirler. &#13;
Sin, Susa, Sason, Sinson, Semsan, Sasan ve Sanasin gibi adlar, bana bir ve ayni adin degisik varyantlari gibi görünüyorlar. Hepsinde ortak olan ve sik sik ikilenen bir Sin (San) ögesi var gibi. Kaldi ki bazi kaynaklarda, sözgelimi Ermeni tarihçisi Moses Khorenatside Sason Dagina Sin Dagi dendigine, bu iki adin birbiri yerine kullanildigina tanik oluyoruz. El Birunide de ayni bölgede buna benzer adlarla karsilasiyoruz. Bu adlarin Sakalar (Iskitler)da sikça rastlanan Si ve Su gibi tanimlamalarla iliskilerinin ne oldugu üzerinde durulmaya deger bir konudur. &#13;
Akamenid krali Dariusun Behistun (Yakutta Sasaniyan Köyü) yazitlarinin baslangiçta Medce sanilan, ama sonralari Elamitçe oldugu anlasilan versiyonuna dayanarak Susalilarin Mardiler (Amardiler) olarak da bilindiklerine inaniyorum. &#13;
Iste Dariusun dedikleri: &#13;
Ve kral Darius der ki, asagidakiler kendilerini bana ait gören ülkeler olup, onlarin kralliklarini Ormazdin inayetiyle elimde tutuyorum: Pers ülkesi, Amardeler (Susalilar), Babilliler, Assuriler, Araplar, Misirlilar, (...), Sapardeler, Iyonlar, Medler, Ermeniler, Kapadokyalilar, Partlar, Sarangiler, Ariler, (...); toplam olarak 23 eyalettir &#13;
(Bk. Records Of The Past, cilt VII, s. 88, Ingilizceye çeviren: Dr. Julius Oppert, 1876). &#13;
Yukaridaki yazitta bir parantez açilarak Amardelerin Susalilar oldugu kaydediliyor. Bu parantez içinin çevirene ait olabilecegini düsündümse de buna iliskin bir açiklamaya rastlamadim. Dolayisiyla, bir yanlislik sözkonusu degilse, yazitin kendisinden Susalilarin alternatif adlarindan birinin de Amardiler oldugunu ögreniyoruz. &#13;
Amardiler, sik sik Mardi olarak da anilirlar. Van gölü çevresindeki Mardastan adli eski eyaletin adiyla Mardinin adi onlardan kalmadir. Ermeni kaynaklarinda Mardalik adiyla geçen modern Dersimin bir bölgesi de onlarin adini tasimaktadir. Arap olarak bilinen Mirdasilerin bu adi da belki Mardilerle iliskilidir. &#13;
Benim vardigim sonuç odur ki, M.Ö. 2007/6 yilinda Elamitlerle birlikte Sümeri istila eden ve ardindan ünlü Babil kentini ve imparatorlugunu kuran Martular (Amoritler), tüm kaynaklarin iddiasinin aksine, Semitler degil, Akadcayi devlet dili olarak benimsedikleri ve bir ölçüde Semitize olduklari için Sami zannedilen Mardiler (Susalilar)di. Arastirmacilarin büyük bir bölümü Sümer yazitlarinda Martular olarak geçen bu adi Amoritlerin adiyla iliskilendirdiler ve daha çok Amorit tanimlamasini kullandilar. &#13;
Sümerlerle Baglanti &#13;
Sümerli Ludingirranin aktardigi bir Sümer rivayetine göre, Sümerlerin bir bölümü Dilmun orijinlidir. &#13;
Dilmun adi baska Sümer kayitlarinda da geçer. &#13;
Örnegin bir Sümer efsanesinde cennete Dilmun olarak referans verilir ve Su tanrisi Enki ile tanriça Ninhursag (Ki, Toprak Ana)in orada yasadiklari söylenir. Ünlü Sümerolog Samuel Noah Kramerin 1950de yayinlanan Sümer Dini baslikli bir yazisinda Enki ve Ninhursag olarak adlandirdigi bu efsane, Dilmun ülkesini yücelten övgülerle baslar ki, ona Dilmun adini vermek daha dogru olurdu. &#13;
Tevrattaki cennet fikri ve tasvirinin kaynagi olan bu Sümer rivayeti Dilmunu hastalik, yaslilik ve ölümün olmadigi bir memleket olarak tanimlar. Dilmunun tek eksigi Sümerlerin Abzu dedigi yeralti suyudur ki, onu da tanri Enkinin buyruguyla yerden tatli su çikartan günes tanrisi Utu tamamlar. Böylece Dilmun, her çesit meyveyle dolu parlak bir bahçeye/cennete dönüsür. Kendi arkadaslarindan birinin adini Zazua olarak veren Ludingirra, annesi için yazdigi bir siirde Dilmun hurmasindan sözeder. &#13;
Tevratta anlatilan Eden bahçesi ve Adem ile ilgili hikayelerin orijininin Sümer efsanesindeki Dilmun tarifi ve Sümerlerde ilk insan kabul edilen Eridu kentinin krali Adapa oldugu yaygin bir kanidir. &#13;
Peki, rivayete göre Sümerlerin bir bölümünün anavatani olan ve belki de bu nedenle yüceltilen Sümer cenneti Dilmun neresidir? &#13;
Bu konuda bir fikir birligi olusmus degil. &#13;
Bir görüse göre Dilmun Pers Körfezindeki modern Bahreyndir. &#13;
S. N. Kramer ise, History Begins At Sumer adli eserinde Dilmunun Iranin güneybatisi veya güneybati Iranda bir yer olabilecegini tahmin eder ve Sami Babillilerin kendi ölümsüzlerini Yasayanlar Ülkesi Dilmuna yerlestirdiklerini yazar. &#13;
Firat ve Diclenin cennetten çiktiklarini söyleyen gelenekle birlikte ele alinirsa Dilmunun Firat ve Dicle kaynaklarina referans olmasi olanaksiz degil. Nitekim Bundahishin bu bölgeye Dilman demektedir. &#13;
Dilmun adinin Elim (Elam) ve Dimili adlariyla iliskili olmasi büyük olasiliktir. O taktirde Sümerlerin, daha dogrusu onlarin bir bölümünün Dimili olduklarini veya en azindan Dimili bir unsur içerdiklerini düsünmek gerekir. &#13;
Ama salt ad benzerligi yaniltici da olabilecegi için kesin konusulamaz. &#13;
The Cambridge Ancient History (II, Part 2)de Sümercede ogul/soy anlamina gelen Dumu sözcügünden sözedilir. Bu sözcügü Sümer krali ve tanrisi Dumuzi (Tammuz)nin adinda da görüyoruz. H. Zimmern, Enc. Of Religions And Ethics adli ansiklopedide Dumuzi kelimesinin anlamini gerçek ogul olarak açiklamaktadir. Modern Zazacada Za ve Az sözcükleri de Dumu ile ayni anlama gelirler ve bu adlar adeta ayni sözcügün farkli dillerdeki karsiliklari gibi görünürler. &#13;
Özetle Sümerlerin bir bölümünün Dilmunlu oldugunu söyleyen Sümerlerin kendilerine ait gelenek, Sümer mitolojisinde Dilmunun cennet olarak tasviri, Sümer krali ve tanrisi Dumuzinin adi ve ogul/soy anlamli Dumu sözcügü Sümer-Dimli iliskilerinin ipuçlari olabilirler. &#13;
Dersimde Sin adina sikça rastlanir. Daha dogrusu, Sin, ileriki sayfalarda açiklanacagi gibi, Dersim (Dersimliler) adinin aslidir. &#13;
Sümerlerde de Sin sikça karsilasilan bir addir. Belki Sümer (Tevratta Sinar) adinda da Sin ögesi vardir. &#13;
The Cambridge Ancient History (I, Part 2, s. 227-228, 241, 246)de verilen bilgilere göre, Diyala Vadisinde Khafaji denen mevkide Sin Tapinaklari adini tasiyan on kadar tapinak kesfedilmistir. Sin 1 olarak adlandirilan bu tapinaklarin ilki M.Ö. 3000 yili dolaylarina aittir. Yani Irak tarih-öncesinin (3500-2800 M.Ö) arkeologlar tarafindan Cemdet-Nasr (Kis) adi verilen son asamasinda insa edilmistir. Irakta kentlerin kuruldugu evredir bu. Bu tapinaklarin Sin 10 olarak adlandirilan sonuncusu ise Akad peryodunun hemen öncesine M.Ö. 2400 yili dolaylarina aittir. Sümer ülkesinin ekonomik ve dinsel yasaminda önde gelen bir rol oynayan bu tapinaklarin insaasi ile yazinin kesfi örtüsmektedir. Baska deyisle bu tapinaklar yazili tarihin basinda insa edilmislerdir. &#13;
Sin terimi Sümercedir. Ama bazen Sümerce Nanna(r)nin Semitik dildeki karsiligi (çevirisi) olarak yorumlanir, yani Semitik bir sözcük oldugu da söylenir. Nanna, Sümerlerin ay tanrisiydi, Ur kentinin tanrisiydi. &#13;
S. N. Kramer, eski Sümer kaynaklarinda ay tanrisinin Nanna ve Sin olmak üzere çift isimli olduguna isaret eder. &#13;
Sin adinin en ilk sekli, The Cambridge Ancient History (I, Part 1, s. 147) adli kaynaga göre, Zuen veya Zuindir. M.Ö. 19. Yüzyildan itibaren eski Asur yazitlarinda görünen bu terim fonetik gelismenin normal kurallarini izleyerek sonralari Sin biçimini alir. Ayni kaynaga göre Sümerce olan En.Zu sözcügü Zuen olarak okunmalidir. Sin veya Zuen sözcügünün asil orijininin Sümerce oldugunu söyleyen adini verdigimiz eserde, bu sözcügün tüm diger biçimlerinin onun en erken sekli olan Zuenden türedikleri kaydedilir. &#13;
Sin adinin orijinin Zuen (Zuin) oldugunu söyleyen bu açiklama bana yine Sümer orijinli olup Babil ve Asur destanlarina da giren Zu mitini hatirlatiyor. &#13;
Zu, Babil ve Asurun firtina tanrisidir. Bazen firtina kusu veya seytani bir kus olarak tanitilir. Efsaneye göre Zu adli bu firtina kusu bir keresinde kimin elindeyse ona süper güç veren kader tabletlerini Sümer tanrilarinin basi olan Enlilden çalmistir. Zu, Kapadokyada da önde gelen bir tanriydi. Sümerli Ludingirrada Anzu kusu ifadesi geçer. &#13;
Huma kusu tabiri Zu adli firtina tanrisina isaret edebilir. &#13;
Kaynaklara göre Asur yazisinin bir özelligi bir hecenin veya son hecenin iki kez tekrarlanmasiydi. Acaba Zaza adi Zu sözcügünün iki kez tekrarindan türemis olamaz mi ve/veya ilk biçimi Zuen (Zuin) olan Sin adinin bir sekli olamaz mi? Zuen (Sin, Enzu), Anzu, Zu ve Zaza sözcüklerinin tümü bir sekilde iliskili olabilirler. &#13;
Sin kültünün ilk iki merkezi Ur ve Harran idiler. Her iki kentte de Ay tanrisi Sine adanmis tapinaklar vardi. Akad kralliginda da Sin kültü popülerdi. Bunun bir kaniti Akad krallarindan Naram-Sinin adindaki Sindir. Naram-Sin adi, The Cambridge Ancient Historyde Sinin Sevdigi Adam olarak açiklaniyor (Bk. a.g.e., I, Part 2, s. 737). &#13;
Sin kültüne Babil ve Asur panteonunda da rastlariz. &#13;
Asur panteonunda Sin (Ay) kültü bir dönem için tanrilarin krali olarak görünür ve Asur tarihi boyunca önemli rol oynar. Rawlinson, Jornal Of The Royal Asiatic Society (JRAS) adli periyodikte yayinlanan Outline Of The History Of Assyria (London, 1852) adli eski bir yazisinda Asur krallarindan Sennacherib ve Sanballatin adlarinin tanri San (Sin)in adindan türetildiklerini yazmaktadir. Suriye ve Fenikede de Sin kültü vardi. &#13;
Özcesi, ay tanrisi Sine evrensel bir tanri rolü yüklenmisti. &#13;
S. N. Kramer, ay tanrisi Sin (Nanna)in Sümer mitolojisinde Enlil (Ellil)in oglu oldugunu yazar. Ellil, Sümer tanrilarinin babasiydi. Bel (Senyör, Efendi) ünvani tasirdi. Bir yoruma göre ünlü Tufanin yapicisi oydu. &#13;
Halen çok tanrili bir toplum olan Dersimlilerde basta gelen tanrilardan biri, hatta panteonun basi Eli adini tasir. Eli adi Ellil (Enlil) adinin bir sekli olabilir. &#13;
Sin, In ve Eli adlari Sümerlilerle Dersimliler arasinda bir akrabalik bulunduguna isaret edebilecegi gibi, Dersimde Sümer, Babil ve Asur kültür geleneginin güçlü etkisine de yorumlanabilir. &#13;
Dokuz yil Pülümür Kaymakamligi ve iki yil da Dersim valiligi yapmis olan Edip Yavuz, Tarih Boyunca Türk Kavimleri (Ankara, 1968) adli kitabinda Sümerliligin alameti olarak gördügü Sin adindan hareketle Dersimlilerle Sümerler arasinda bir baglanti bulunduguna inanir. 1937-38 Dersim direnisini ezmek için savasan Türk subaylarindan Nazmi Sevgenin yazdigi Zazalar adli kitabin tezlerinden biri de Dersimlilerin Sümer olduklaridir. Tarihsel Degisim Sürecinde Tunceli (1985, s. 14-15) adli çalismasinda Dersimli arastirmacilardan Bilal Aksoyun öne sürdügü temel tez de Dersim-Sümer baglantisidir. Aksoy, kendi tezini daha çok Dersim dini ve dilindeki Baba, Ana, Kal (Kalan), Kalu, Bar, Er (Eri), Sepu, Lu, Sin ve Kauta gibi kavramlarin tümünün veya büyük bölümünün Sümer orijinli olduklari görüsüne dayandirir. Ek olarak yilan kültünden sözeder. Onun kendi görüsünü desteklemek için gösterdigi bütün kanitlar bunlardan ibaret. Ama birkaç sözcük ikna edici bir argüman olmaktan uzaktir. Çünkü sinirli sayidaki bu sözcüklerin Sümerceye baska bir dilden, sözgelimi Elamitçeden geçmis olmasi ihtimalini gözardi etmemek gerekir. &#13;
Ama yukardan beri saydigimiz tüm ipuçlari toplam olarak ele alindiginda Dersimlilerle Sümerler arasinda bir iliskinin bulundugu düsünülebilir. Bu iliskinin tabiati ise ancak konu üzerinde daha derinlemesine çalismalarla saptanir. &#13;
Fenikeliler ve Eski Babillilerle Baglanti &#13;
Az yukarida Elamlilarla birlikte Sümeri istila ederek bu ülkede yönetimi ele geçiren ve daha sonra ünlü Babil kentini ve imparatorlugunu kurarak Babilliler adiyla ünlenen Martularin Mardlar (Mardiler, Amardiler) olabilecegine ve Mardlarin da Susalilarla ayni gibi göründüklerine isaret ettim. Mardlar (Susalilar)in Dilmun ve çevresinden basladigi sanilan Fenike göçünde veya Ibrani göçü sirasinda Amurru adiyla da bilinen Dogu Akdeniz kiyisindaki antik Fenikeye gelmis olmalari ve zamanla Fenikeli adiyla ünlenmeleri mümkündür. &#13;
Bizanslilar döneminde bu ayni bölgede adlarini duydugumuz Mardaitelerin ve daha sonraki bir tarihte civar kesimlerde anilan Mirdasiler (Merdisiler)in etnik adlari da bu olasiliga imkan tanimaktadir. &#13;
Eski Misir yazitlari Fenikeye Khal (Khar), halkina Khalu (Kharu) olarak referans verirler. Fenikelilerin en eski Fenike kenti oldugu söylenen Seyda (Sidon)nin adiyla Seydalilar olarak bilindigi de oldu. Bal adindaki Fenike tanrisi da hesaba katildiginda Fenikelilerde Kal, Bal, Seyda ve Sur (Tyre) gibi Dersimdeki asiret adlariyla karsilasmaktayiz. &#13;
Gaston Masperonun The Struggle Of The Nations adli kitabinin ikinci Ingilizce baskisina (1910) yazdigi önsözde A. H. Sayce, Babil (Babylonia) adinin Bal (Bel)dan türeme olup Balin Ülkesi anlamina geldigini söylemektedir. &#13;
Baslangiçta Sümer tanrisi Enlilin ünvani olan Bal (Bel, Baal, Belu) sözcügü Babil üstünlügü döneminde Babil tanrilarinin babasi konumundaki Marduk (Mard-Mardi etnik adiyla iliskili olabilir) tarafindan devralinmis ve zamanla Marduk adinin yerini almistir. Böylece Bal, Mezopotamyanin ortak ve evrensel bir ilahi olmanin yanisira daha çok Babil kentinin özel tanrisi Marduku tanimlamistir. Birçok Babil ve Kalde (Yeni Babil) hükümdari adlarini ondan alirlar. Bal adli tanri, Hurri, Asur, Hitit, Suriye ve Fenike panteonlarinda da görünür. &#13;
Bal (Bel); sözcük olarak senyör (efendi, soylu), ulu, yüce ve bas gibi anlamlara gelmektedir. Nuri Dersiminin açiklamalarindan hareketle Bal, Seyit ve Seydan adlarinin Dersimde es-anlamli gibi kullanildigini söyleyebiliriz. &#13;
Yani Bal adi hem de Babildeki orijinal anlamiyla Dersimde yaygin bir asiretin ve asiretler grubunun adi olarak mevcuttur. &#13;
Bu durum bir Babil-Dersim iliskisine isaret eder gibidir. &#13;
Munzur ve Harçik irmaklari arasinda yeralan Eski Dersimin neredeyse tüm çevresinin, yani bugünkü Dersim topraklarinin büyükçe bir bölümünün Hititler çagindan itibaren uzun bir dönem boyunca Balahovid (Palahovid) adini tasidigi söylenebilir. Bu adi Palu Vadisi olarak yorumlayan yazarlar var. Toumanoffun da açikladigi gibi bu adin orijini Hitit kayitlarinda anilan Bala (Pala, Balu, Palu) halkinin etnik adidir. Paluni (Baluni) Prensligini kuranlar onlardi. &#13;
Konunun ayrintilarina ileriki sayfalarda ilgili yerde deginecegiz. Burada dikkati çekmeye çalistigimiz Bal ve Pal (Palu) adlarinin bir ve ayni olduklaridir. Palu ve Balan adlari ayni etnik adin degisik biçimleridir. &#13;
Hititler çaginin Bala halkinin Babillilerle baglantili olmasi büyük bir olasiliktir. 19. Yüzyil sonunda Dersimi gezen Ermeni Antranik, Dersim baslikli eserinde Hiran, Izol ve Bal adli topluluklari Esas Dersimin çevresinde yasayan en eski irklar olarak tanimlar ve Dersimlileri tarife çalisirken Ermenistanda yasayan ve hâlâ hatirlanmakta olan Babillilere isaret eder. Onun Babilliler derken Bal adli toplulugu kastettigini düsünüyorum. Hiran adi ise benim düsünceme göre kesinlikle ünlü Harran adinin bir seklidir. Dersimin Hiran adini tasiyan bölgesinin ve asiretinin asil adi Harrandir. Ünlü Harran, Eski Babil uygarliginin bir ileri karakolu gibiydi. &#13;
Kisacasi Bal adi altinda Dersimde bugün de mevcut bulunan topluluklarin bir kesimi daha sonraki göç dalgalarinda gelmis olsa bile, onlarin önemlice bir bölümünün daha eski Dersim sakinleri olup Eski Babillilerle ve Hititler çaginin Bala (Pala) halkiyla iliskili olduklarini saniyorum. &#13;
Bal veya Palu adini tasiyan topluluklarin ise, Zazalarla ayni veya akraba olduklarina inaniyorum. Bu inancimin en güçlü kaniti her iki kesimin de bugün Zaza olarak bilinmelerinin ve Zazaca konusmalarinin yanisira, Tevratin ünlü uluslar seceresinde Palunun Zazanin kardesi olarak gösterilmesidir. &#13;
Eski Babil kayitlari ve kroniklerinden yararlandiklari kesin olan Tevrat yazarlarinin aktardigi bu bilgi, Zazalarin uzak geçmiste Balan (Palu) adi altinda da bilindiklerine isik tuttugu için oldukça önem tasiyor ve üzerinde durulmayi hakediyor. &#13;
Tevratta Zazalar &#13;
Asagidaki analizde Tevrat ve Incilin Kitabi Mukaddes (Eski ve Yeni Ahit) baslikli Türkçe çevirilerini (Istanbul, 1976) esas aldim, ama birkaç Ingilizce çeviriyle karsilastirarak degerlendirdim. &#13;
Ilkin Tevratin ünlü Uluslar Seceresi ve bu secerenin anlami üzerine kisa bir açiklama yapmaliyim. &#13;
Bilim adamlari Tevratin secere tablosundaki kisi adlarinin asiretleri ve uluslari temsil ettigini, bunun bir uluslar seceresi ve tasnifi oldugunu düsünüyorlar. Kimisi bu secerede dünyanin en erken etnik tablosunu görüyor. &#13;
Sözgelimi Sir Charles Wilsona göre (bk. Geog. Soc. Proceedings), Yafetin uluslari temsil eden yedi oglu M.Ö. 8. Yüzyil Anadolusunun tam bir etnolojik tablosunu sunmaktadir. Yafetin oglu Gomerin adi istilalari Asur yazitlarinda kayda geçirilmis olan Kimmerlere, Magogun adi ise Iskitlere referanstir. &#13;
Kimisi, Asur yazisinin bir özelligi olan son hecenin iki kez söylenisinden hareketle Magog adini Medlerin ana bölümü olan Magilere (kimine göre Magi adi etnik bir ad olmayip Medlerin din adamlari sinifini tarif eder) referans olarak yorumladi. Ama sonralari Magog denenlerin Iskitler oldugu fikri egemen oldu. &#13;
Ukraine-A Concise Encyclopaedia (Cilt I, 1963) adli kaynakta M.Ö. 950 yilindan kalma bir Fenike dünya haritasinda Ukranya topraklarina Magog ve Gomer adlari verildigi yazilmaktadir. &#13;
Buna göre Gog ve Magog denenlerin Kimmerler ve Iskitler olmasi mümkündür. &#13;
Yafetin oglu Madayin Medleri, Mesekin Moschileri, Tirasin büyük ihtimal Turushalar (Tyrseniler) veya ilk/ilkel Kimmerleri, Tubalin Tibarenileri, Yavan (Javan)in Iyonlar (Yunanlilar)i temsil ettikleri, yani M.Ö. 8. yüzyilda bu yedi ulusun Anadoluda oturduklari öne sürülmektedir. W. F. Albright, bir keresinde Tevrattaki Tubal-cain ile Moschian daglarindaki Chalybeler arasinda baglanti kurdu. Chalybe adi Haldi olarak anlasilmalidir. &#13;
Gomerin oglu Togarmanin adi, yazitlarda sik geçen ve Gürünün eski adi olduguna inanilan sözcügün aynisidir. Bir kaynaga göre, Hititler zamaninda Dersimdeki Munzura Muzri-Togarma denirdi (akt. Bilal Aksoy, a.g.e). &#13;
Bu kombinasyon, Munzur ve Tagar irmaklarinin adlarini hatirlatiyor ve olasidir ki, bu iki irmak arasindaki topraklari (eyaleti) tanimliyor olsun. &#13;
Gomerin diger oglu ve Togarmanin kardesi Askenaz ise, Iskitlere referans olarak görülüyor. Asur-Babil kaynaklari Iskitlere Asguzai (Ash-gu-za-a-a, Ashkuz, Iskuzai, Ish-ku-za) derler. &#13;
Tevratta Ermenistan adi geçmez. Ama Tevrattaki Togarmah, Ararat (Ararat, Tevratta Minni/Minyas ve Askenazin yanisira adi anilan bir kralliktir da) ve Maday (Media, Media Atropatene) sözcükleri Ermenistana veya en azindan Ermenistanin bir bölümüne referans olarak yorumlaniyorlar. &#13;
Tevratta geçen Horiler (Seirde oturduklari söylenir) Hurrilere, Hetumiler (veya Het-ogullari, Hittiler, Etham) Hititlere referanstir. &#13;
Hititler, secere tablosunda Kenanin oglu Hetinin sahsinda temsil edilir. &#13;
Burada sadece bazi örneklere deginmekle yetiniyorum. &#13;
Zazalara gelince... &#13;
Tevratta kayda geçmis olan efsaneye göre, Israil (Yakup)in 12 oglu 12 asirete dönüsmüstür. &#13;
Tevrattaki secere tablosunda, Israil (Yakup)in 12 oglundan Yahudanin soyagacinda Zaza ve Palu adlari da geçmektedir: &#13;
Israil (Yakup)-Yahuda-Peretsi/Peres (Incil, Peretsinin Zara/Zerah adinda bir kardesini anar, ama soyunu yürütmez. Incilde Ibrani soyundan Zara adli bir asiretten de sözedilir)-Hetsron (Incilde Hesron)-Yerahmeel (Jerahmeel)-Onam-Yada-Yonatan-Zaza (ve Zazanin kardesi Pelet). &#13;
James Hastingsin edite ettigi 1900 yilinda yayinlanmis A Dictionary Of The Bible adli sözlüge göre Zazanin kardesi olarak geçen burdaki Pelet adinin dogrusu büyük ihtimalle Pallu olmalidir ve Pallu da gerçekte Rubenitlerdendir, yani Rubenin soyundandir. &#13;
Iki Pelet var. &#13;
Biri Peleth diye yazilir. &#13;
Bunlardan Pelet, bir Benjamit reisi olup, Jahdainin ogludur. Ziklagda Davuta katilmistir. &#13;
Peleth ise, On ve Nunun babasi olup, bir Rubenittir. Adini verdigimiz sözlükte bu Pelethin adinin büyük ihtimal Pallu okunmasi gerektigi söylenir. &#13;
Peleth, bir Jerahmeelite kisinin de adidir. Jerahmeel adinin ilk kismi Jer, bir Süryani kaynaginin Jerusalem adinin etimolojisi konusunda dediklerine bakilirsa, kent (Ur) anlamina gelebilir ve Jerahmeel adi da Ahmeelin Kenti manasini tasiyabilir. &#13;
Jewish Encylopaedianin Pelethi maddesine göre, Pelethi adi, bugün genel olarak Pelishti, yani Filistin adinin kisaltilmis biçimi olarak yorumlanmaktadir. &#13;
Zazanin soyagaci kendisinde birakilir, ileriye dogru götürülmez. Onun kardesi olarak anilan Pallu (Pelet)nun ise On ve Nu adlarinda iki oglunun adlari verilir. &#13;
Brugsch Bey, Tevratta Annu adinin On olarak geçtigine isaret eder ve Annunun Misirda Piramidler demek oldugunu, ayni zamanda bir Misir kentine de ad olarak verildigini yazar. Annu/On adini tasiyan bu kent, Yunancada günes kenti demek olan Heliopolis olarak adlandirilmistir. &#13;
Tevrattaki secerede Pallu, Yahudanin kardesi Rubenin dört oglundan biri olarak geçer: Hetsron, Karmi, Hanok ve Pallu. &#13;
Ruben, Israil (Yakup)in en büyük, yani ilk ogludur. &#13;
Incil (New Testament)de Hetsrondan sonraki adlar Tevratta verilenden tamamen farklidir ve Zaza adi anilmamaktadir. &#13;
Incilde Isanin soyagaci olarak verilen secere tablosunda Israilin oglu Yahudanin Perets (Peres) ve Zara/Zerah adinda iki oglunun adlari verilir ki, bu iki ad ile Tevrattaki secerede geçen Yonatanin iki oglu Pelet (Pallu) ve Zaza arasindaki paralellik dikkat çekmekte ve bir karisiklik olabilecegi izlenimi yaratmaktadir. &#13;
Yerahmeel (Jerahmeel), The Worlds History yazarlarina göre, gerçekte Judah (Yahudi) bir asiret degildi, ama Judah krali Davutun fetihleri sonucunda bagimli kilinan bu asiret, bu nedenle giderek bir Judah asireti gibi görüldü. Bu noktada Dersimde Rutan ve diger bazi asiretlerde rastlanan Ya Davut Peygamber (özellikle yagmur yagdiginda söylenir) ifadesi bir anlam kazanabilir. &#13;
Tevratin secere tablosunda Zazanin babasi olarak gösterilen Yonatanin ise, yine The Worlds Historynin aktardigina göre, gerçekte Saulun soyundan oldugu söylenmektedir. Saul ise, Benjamin asiretinin reisiydi. Zaten Tevratta da (Birinci Samuelde) Sauldan Benyamin Diyarindan biri olarak sözedilir. Yonatan, Tevratin Birinci Samuel adli kitabindaki bilgilere göre, Saulun ogludur. Ayni yerde Yonatanin Isvi, Is-Boseti ve Malkisa adindaki kardeslerinin, Merab ile Mikal adlarinda iki bacisinin adlari verilmektedir. &#13;
Kisacasi, Tevratta geçen Zaza adinin Zazalara referans oldugu kesindir. Palu adi ve Palu ile Zaza arasinda kurulan akrabalik da kanitlar bunu. &#13;
Tevratin en eski bölümlerini olusturan ilk bes kitabin M.Ö. 6. Yüzyil öncesinde ve Babil sürgünü peryodunda yazildigi saniliyor. Geri kalan kitaplar ise bu tarihten sonrasina aittirler. Tevrat yazarlarinin Babil kayitlarindan yararlandiklari kesin olduguna göre, Zaza ve Palu (Balan) etnik adlari bu kayitlarda ve o tarihlerde varlardi. &#13;
Zazalarin secere tablosunda daha gerilerde degil de ilerilerde gösterilmesi Tevrat yazarlarinin keyfiligine yorumlanabilir. Çünkü Ibranilerin geldikleri söylenen topraklar ve onlarin Peleg ve Seruk gibi erken reislerinin adlari beni farkli düsünmeye zorluyor. &#13;
Zazalar, Tevratin verdigi secere tablosuna bakilirsa Semitik (Semin soyundan) bir halktirlar, Ibranidirler. Baska deyisle Israil-ogullarindandirlar. Seruk, Palu ve Hetsron da ayni çizgiye dahil ediliyor. &#13;
Bu durum Zazalarin ve Balanlar (Palulular)in bir kesiminin o tarihlerde Semitlerle karistiklarina ve bir ölçüde Samilestiklerine yorumlanabilir. &#13;
Tevrata göre Palludan Palluiler Asireti, Karmiden Karmiler Asireti, Peretsden Peretsiler, ve Onun oglu Hetsrondan da Hetsroniler asireti çikmistir. Hetsroniler asireti Yahuda asiretleri arasinda sayiliyor. &#13;
Tevratin Palluiler dedigi asiret benim görüsüme göre bugün Palu yer adi ve Balan (Belikan, Balaban) asiret adlarinda temsil edilmektedir. A Journey In Dersim adli seyahat notlarinda M. Seel Pülümürden Palumor, Ovaciktan Pellur olarak sözetmektedir. Bu adlarin orijini Bal (Palu) adi olabilir. M. Nuri Dersimi, Kürdistan Tarihinde Dersim (Halep, 1952, s. 6, 48) adli kitabinda Ovacikin güney kesiminin Belkis adiyla bilindigini kaydeder ve Bilges daglarindan sözeder. M. Seel ise Tagar Suyu civarindaki Bilgeç Daginin adini verir. Bu adlar da Bal (Bel) etnik adiyla iliskili görünmektedirler. Bal adina zaman zaman Bel ve Bil sekilleri altinda rastlariz. &#13;
Tevrattaki Hetsron adi ile Dersimin Hitsor asiretinin adi ve bu ikisiyle Het (Hitit) adi arasindaki benzerlik dikkat çekmektedir. &#13;
Ibrahimin kardesi Nahorun ogullarindan birinin adi Hazo olarak verilir ki, bu da tanidik bir addir. &#13;
Zaza Adi ve Hurrilerle Baglanti &#13;
Turukku adli Hurri asireti ile bu asiretin lideri kral Zaziyanin adlarini sik duyariz. The Cambridge Ancient History (II, Part I)de verilen bilgilere göre Zaziya adli bu Hurri krali ünlü Babil krali Hammurabinin çagdasiydi. Turukkularla anlasmazligi çözmek için Hammurabi bile onunla ittifak kurmaya çabalar ve Shamsi-Adad Iin oglu Asur krali Isme-Dagan I, kendisiyle savas halindeki kral Zaziya ile baris yapmak zorunda kalarak oglu Mut-Askuru Zaziyanin kiziyla evlendirir. &#13;
Adi geçen kaynaga göre Zaziya adi Hurrice bir sözcük olarak görünmektedir. Bu sözcügün Zaza adiyla ayniyeti ise yeterince açiktir. &#13;
Zuzu adinda bir Opis kralinin da adi geçer kaynaklarda (Bk. L. W. King, A History Of Sumer And Akad, 1968). Behistun yazitlarinda bu ayni sözcük Ermenistanda bir kentin adi olarak geçer. Asurbanibalin yazitinda Billatenin reisi Zazazin adina rastlamaktayiz. El Biruni, Eba Müslim zamaninda Nisabur civarinda Zuzan adinda bir yerlesmeden bahseder. Horasan, Kuhistan ve Kirman dolaylarinda Zaza adini çagristiran çok sayida yer adiyla karsilasiyoruz. &#13;
Mark Sykes, 1906-13 yillari arasindaki gezi notlarina dayanarak hazirladigi The Caliphs Last Heritage (London, 1915) adli kitabinda Dicle ile Palu arasindaki Zaza-yogun bölgede karsilastigi Tiriki Asiretinden sözeder (Sykes, a.g.y., s. 360-61). Bu asiretin adi kral Zaziyanin asireti Turukkunun adiyla aynidir. Iç-Dersimdeki Tülük adi da Turukku ile benzerlik gösterir. &#13;
The Cambridge Ancient History (I, Part 2, s. 329), mimarisi kendine özgü yönler tasiyan Mari tapinaklarinin en ünlüsünün Ninni-Zaza tapinagi olduguna dikkat çekmektedir. Ekrem Akurgal, Anadolu Uygarliklari (III. baski, 1990, s. 119) adli kitabinda Mari kentini M.Ö. II. Milenyumun baslica Hurri yerlesmeleri arasinda sayar ve bu kentte bulunan Hammurabinin çagdasi Mari krali Zimrilimin sarayinin bir Hurri eseri olabilecegine isaret eder. Bu veriler Ninni-Zaza adi ve tapinagi ile Hurriler arasinda bir iliski olabilecegini akla getirmektedir. &#13;
Zaza adi Zazalarin etnik adiyla aynidir ve bir açiklama gerektirmiyor. Ama Ninni-Zaza kombinasyonu konusunda net degilim. Bu adin Nin-Shushinak sekli altinda da görünen Elam panteonunun basi ile ayni olmasi ihtimaline daha önce zaten deginmistim. &#13;
Brugsch Bey, Misir panteonunun basi Patahin tapinaginin Za-Patah (Patahin Tapinagi) adini tasidigini söylüyor. Onun tercümesine göre burdaki Za sözcügü tapinak anlamlidir. Bu ayni tapinaga ayni anlamda Pi-Patah (Patah Tapinagi) da denmektedir ki, bu kombinasyonlarda Pi sözcügü de Za gibi tapinak demek oluyor. &#13;
Za ve Zaza sözcüklerini sik sik benzer manada tapinaklarla ilgili adlarda görüyoruz. Sin tapinaklari örnegine bakilirsa Sin (Zuen) adi da bazen tapinak anlami tasiyor. Kisacasi, Za (Zaza) ve Sin adlari birbirinin yerini alan ve tanri, tapinak, ululuk, tanri adami, yücelik gibi anlamlar tasiyan sözcükler olabilirler. &#13;
E. Norrisin Assyrian Dictionary (1872) adli eserinde de benzer bazi örneklere rastliyoruz. Bu sözlükte Asur yazitlarinda geçen Zazai, Zazati, Zazate gibi sözcüklerin putlar, heykeller, figürler anlamina geldikleri, tahtadan veya tastan put yapimi konu oldugunda sik geçtikleri söylenir. Ama anlamlari açik olan bu sözcüklerin hangi kökten türediklerinin o kadar açik olmadigina isaret edilerek, bu kök sözcügün Ibranicedeki sal veya dikmek anlamli nazaz ya da bir kisiye veya yeteneklerine yüksek deger biçme anlamli baska bir sözcük olabilecegi söylenmektedir. Ayni sözlükte Asur krallari Neb. ve Sennacheribin yazitlarinda geçen Sallat-Zazate kombinasyonunun Asurcada dikilmis figürler veya putlar galerisi anlamina geldigi kaydedilmektedir. &#13;
Babil, Asur ve Kalde yazitlarindan bazi seçmeleri içeren ve H. C. Rawlinson, Edwin Norris ve George Smith tarafindan 1870 yilinda The Cuneiform Inscriptions Of Western Asia basligi altinda yayinlanan eserde M.Ö. 692 tarihi tasiyan iki tablette Zazai terimi geçmektedir. Bunlardan biri Zazai adli bir sahisin/karakterin denetiminde yapilan ve onun imzasini tasiyan bazi kölelerin satisina iliskin bir anlasma ya da tutanaktir. Digeri ise yine Zazainin imzasini tasiyan mülk satisina dair bir resmi tutanaktir. Burdaki anlamiyla bu sözcük devlet saymani konumundaki birinin veya makaminin adi gibi görünüyor. &#13;
Zaza adini çagristiran bir çok diger sözcükten bu çalismanin ilgili yerlerinde zaten sözedildiginden hepsini bir bir ele almak gerekmez. Bu tür sözcükler kendi basina bir sözlük olusturacak kadar çokturlar. &#13;
Hurrilerde karsilastigimiz benzer sözcükler ve bu sözcüklerin Hurrice olduklari veya olabilecekleri görüsü ister istemez bir Hurri-Zaza baglantisini akla getirmektedir. &#13;
Tevratta adlari geçen Seirler, Sasu adinda bir halkin koludurlar. Eski Misirlilarin yazitlarinda Rutenler (Dersimin Rutan asiret adiyla iliskili olabilir), Khalular (Fenikeliler) ve bir çok diger istilaci Asya halklarinin yaninda Sasular da anilir ve Sasu asiretlerinin Misir ile Kenan arasinda oturduklarina isaret edilir. Sasularin kollarindan biri Adumalardir ve bunlar Tevratta Edomitler adiyla anilan Edom sakinleridirler. Edomitler Hurri idiler. Misir yazitlari Sasular derken daha çok Edom Sasularina, yani Hurrilere referans vermekteler. Sasu yerine Hyksos (Hiksos) veya Hiq Sasu dendigi de görülür. Brugsch Beye göre Sasu adi eski Misirlilarin genelde bedevilere ve soygunculara karsilik kullandigi bir ad veya ünvan olup soyguncular (yagmacilar) anlamlidir. &#13;
Bu konudaki görüsler öylesine çesitli ki tümünü buraya sigdiramayiz. Dikkat çekmeye çalistigimiz Sasu adiyla Hurriler arasinda kurulan iliskidir. &#13;
Hurrilerde Zaziya, Ninni-Zaza ve Sasu gibi adlarla benzer türden baska adlar da sayilabilir. Ama salt adlar elbette yeterli fikir vermezler. Bu nedenle bu iliskinin tarihi, cografi ve diger boyutlarini ele almayi ileriki sayfalara birakiyoruz. &#13;
Hitit Yazitlarinda Tamalkiya (Timilkia) &#13;
Labarnas II olarak da bilinen Ikinci Hitit krali Hattusilis I (1650-1620 M.Ö), oglu Mursilis I (1620-1590)i kendi halefi olarak ilan ettigi ve taninmasini istedigi Pankus adi verilen Hitit Soylular Meclisinde kendi ogluna hitaben söyle demektedir: &#13;
Hatti yaslilari seninle konusmayacaklar, ne..., ne Hemmuvali biri, ne de Tamalkiyalilar, ne de gerçekte ülkenin halki konusacaktir seninle (Hitit yazitindan akt. O. R. Gurney, The Hittites, 1954, s. 68). &#13;
Bu konusma M.Ö. 1620 yilinda yapilmistir. &#13;
Gurneyin yorumuna göre bu sözler Hitit devletinin ülkenin yerli nüfusuna yukaridan dayatilmis genis bir kastin yaratmasi olduguna ve Hitit kralliginda nüfusun büyük bölümünün Hititlerde Pankus adi verilen devletin yönetici sinifi veya Soylular Meclisi disinda görüldügüne isaret etmektedir. &#13;
Konusmada tümünü saymadigimiz adi geçen kentlerin yöneticilerinin (o kentlerdeki kent meclislerini olusturan yaslilarin) yeni krali tanimayacaklari ifade edilmektedir. &#13;
The Cambridge Ancient History (I, Part II, s. 727)de yukaridaki yazitta geçen Tamalkiya adi Timilkia olarak verilir ve Malatyaya bagli bugünkü Darandenin Eski Asur Peryodu (M.Ö. 13. yüzyila kadarki dönem)ndaki adi oldugu söylenir. &#13;
Yani Tamalkiya (Timilkia), modern Darendenin antik adidir. &#13;
Dictionary Of Greek &amp; Roman Geography (cilt I, 1938)de Darendenin eski adlarindan birinin de Dalanda oldugu söylenmektedir. &#13;
Yazitta geçen Tamalkiya/Timilkia, bence Dimili adiyla iliskili olup Dimilkiye anlami verebilir. Belki Tabal adiyla da iliskilidir. &#13;
Bu kavramin Dimili sözcügüyle iliskili oldugu varsayilirsa, Dimililerin Anadoluda en azindan M.Ö. 17. Yüzyildan beri varolduklarina ve Darende adinin da onlardan miras kaldigina inanmak gerekir. &#13;
Bu durum ister istemez Dimililerle Melitenler ve Milliler arasinda bir iliski ve akrabalik olabilecegini akla getirmekte, Dimili adini Milli sözcügünden türeten halk geleneginde (Bk. Kemal Badillinin Kürtçe Grameri) bir gerçeklik olabilecegini, hatta Milan-Zilan gelenegindeki Zilan adinin Gelilere, Milan adinin ise Dimililere referans olabilecegini düsündürtmektedir. &#13;
Hitit Kayitlarinda Geliler ve Ermenistanin Önde Gelen Bazi Evleri ve Hanedanliklarinin Etnik Orijini &#13;
Geliler de bu çalismanin görüsüne göre Hititler çaginda Anadoluda varlardi. Çünkü modern Egilin eski adi Angl, büyük olasilikla Gelilerin adiyla iliskilidir. Toumanoffun aktardigi bilgilere göre Angl kalesi ve kenti M.Ö. 14. Yüzyila ait Hitit kayitlarinda Ingalawa adi altinda görünür. Bu ad Misir yazitlarinda da geçer. Grek ve Roma dünyasi Angl Evini Ingilene adi altinda bilirdi. Bu evin ve devletin adi Angel-tun olarak da geçer. Angel-tun adi, Toumanofftaki bilgilere göre, bu devletin merkezi olan Angl Kalesi (modern Egil)nin adindan gelmedir. Çok eski bir kale olan Angl, bir aralik Sophene olarak bilinen topraklarda, Sophene kralliginin baskenti Carcathio-Certanin bulundugu ayni yerdeydi. &#13;
Toumanoff, M.Ö. 6. Yüzyila ait bir Süryanice kaynaktan Angl kalesi ve kentinin Asuryali Sennacheribin Kenti olarak da bilindigini aktarir ve bu kentte bulunan Asur krallarindan birine ait yazitin Tevrat dolayimiyla adi iyi bilinen Sennacheribe atfedildigini söyler. Angl prensliginin Asuri (Süryani) olarak taninmasinda, Toumanoffa göre, Asurya sinirlarina yakinligi nedeniyle bu prensligin cografi konumunun da katkisi olmus, bu cografi yakinlik ve orda bir Asur yazitinin bulunmus olmasi Angl Evi ile Sennacherib Evinin orijin olarak da bir ve ayni sayilmalarina neden olmustur. Nitekim Primary Historyde ve M. Khorenede kayda geçirilmis bulunan Ermeni tarih geleneginde de Angl Evinin orijini Asur krali Sennacheribe dayandirilir, ayrica Artsruni ve Gnunilerin de Sennacheribin oglu Sarasarin soyundan geldikleri öne sürülür (Toumanoff, a.g.e., s. 222, 297-98). &#13;
Ermenistan evleri ve prenslikleri arasinda anilan Gnuniler, bu çalismanin vardiga sonuca göre, Dersimin Gini asiretinin geçmisini temsil ederler. Moses Khorenede Gnunilerin adinin Gin sözcügünden geldiginin söylenmesi de bu düsüncemi dogrulamaktadir. &#13;
Angl adi, Ermenistanin pagan dönem tanrilarindan biri ve Sümer-Akad tanrisi Nergalin Ermenistandaki karsiligi olarak da görünür. Lapancyan, Toumanoffun aktardigina göre, Angl adini Babilce Ekall-u ve Sümerce Egal sözcüklerinden çikartmaktadir. O halde Angl (Gel) ve Kal (Kalu) sözcükleri iliskilidirler. Kal (Kalu) ve Asur adlarina daima birlikte rastlanmasi da anlamlidir. &#13;
Orontidler, Angl adli tanrinin soyundan geldiklerini söylemislerdir. Tüm Orontidlerin ve onlarin kurdugu hanedanliklarin ortak gelenegi Angl-soylu olduklariydi. Orontid hanedanliginin bütün kollarinda Angl (Tork, Tarhu, Tarku) kültü mevcuttu. Angl, pagan dönemin günes tanrisiydi. &#13;
Buradan hareketle Toumanoff, Angl sözcügünün bütün Orontidleri tanimlayan ortak-genel bir etnik ad olabilecegini söylemektedir ki, bu görüse ben de katiliyorum. &#13;
Ama ben, Toumanoff da dahil inceledigim hiç bir Ermeni kaynakta rastlayamadigim bir Angl-Geli iliskisi kuruyorum ve Ermeni kaynaklarin bu iliskiyi neden bir türlü yakalayamadiklarini hayretle karsiliyorum. &#13;
Ermenistan Hiristiyanligi benimsedikten sonra eski gelenekler (pagan döneme ait sözlü rivayetler), Toumanoffun kanitladigi gibi, Hristiyan Ermeni tarihçileri tarafindan yeni dinin bakis açisina uydurularak, yani revize edilerek kayda geçirildiler. Çünkü temsil ettigi inanç biçimi nedeniyle Anglin ced gibi sunulmasi bu Hristiyan dönmeleri rahatsiz ediyordu. Böylece pagan dönem geleneklerinde ata/ced olarak geçen Angl, Ermenicenin yazi dili haline geldigi dönemde bu gelenekleri kayda geçen Hristiyan tarihçiler tarafindan secere basasagi edilip Orontidlerin soyundan biri gibi tanitildi. &#13;
Gelenekte Angl-soylu olduklari söylenen Arzanene, Artsruni ve Gnuni evleri de Tevratla ve Hristiyanlikla tanistiktan sonra ayni nedenlerle eski geleneklerini artik korunamaz ve savunulamaz bir sey gibi görerek Hristiyan prenslere daha uygun düsen Sennacherib (Senekerim) soyundan olduklari iddiasini ortaya attilar, böylece gelenegi ve secereyi degistirdiler. Angl ve Sennacherib evleri arasinda ayniyet kurulmasina neden olan az önce isaret ettigimiz durum onlarin isini kolaylastiran bir etken oldu. Buna ragmen, Toumanoffun da isaret ettigi gibi, orijinal gelenegi ve bu gelenekteki Anglin anisini hepten silemediler, Angl adinin ve anisinin Sennacheribin yanisira dolanip durmasini önleyemediler. &#13;
Gelenekte ve daha eski kaynaklarda Orontid orijinli olduklari vurgulanan, tanrilari Orontid tanrisi Angl olan, hatta Primary History Of Armeniada diger adlari bile Angl olarak verilen Bagrat Evi (Ermenistan ve Gürcistan Bagratlari) ise, Hristiyanligi benimsedikten sonra ayni sebeplerle Ibrani orijinli ve Davut Evinden oldugunu söylemistir ki, Moses Khorene (M.S. 8. yüzyil)den önce rastlanmayan bir rivayettir bu. Secere de buna uygun olarak degistirilir. Bagratlar, Angl adinin yanisira Biurat ve Aspat gibi adlarla da bilinirler (Bk. Toumanoff, a.g.e., s. 303, 329). &#13;
Ermenistanda Arsakiler-öncesi dönemin Orontid ve Artaxiad adlarini tasiyan her iki monarsisi de Angl-soylu idiler. Arsakiler sonrasi dönemde Ermenistanda adlarini sikça duydugumuz Arzanene, Artsruni ve Gnuni evleri ve prenslikleri ile ünlü bir hanedanlik olan Bagratlar da eski gelenekleri ve diger adlarindan da anlasildigi gibi gerçekte Angl-soylu, yani bu çalismanin görüsüne göre, Gel (Geli) orijinli idiler. &#13;
Heredotun isim babalarinin Cilix oldugunu söyledigi Cilic (Kilik)ler, yani Klikyalilar da adlarina bakilirsa Gelilerle iliskili olabilirler. Cilix sekli, modern Kilis adinda yasiyor gibi. &#13;
Bor, gelenekte sözü edilen Klikya imparatorlugunun baskentiydi. Bor (Dana) adiyla Dersimde bir kabilenin ve köyün adi olarak da karsilasiyoruz. Modern Hataya veya Adanaya tekabül ettigi söylenen Hititler çaginin antik Danuna kralliginin adi ise Demenan asiret adini hatirlatmaktadir. Adana adi için de ayni seyi söyleyebilirim. &#13;
Lidyalilar ve Tyrseniler (Etrüskler)le Baglanti &#13;
Heredot, Lidyadan Italyaya yapilan bir göçten sözeder. Onun aktardigi Lidya rivayeti söyledir: &#13;
Manesin oglu Atysin yönetimi döneminde bütün Lidyada büyük bir kitlik oldu. Lidler buna dayanabilecekleri kadar katlandilar. Ama kitlik bir türlü son bulmayinca bir çare aradilar buna. &#13;
Çesitli kisiler farkli planlar önerdiler. &#13;
Iste; zar, asik-kemigi ve top oyunlarini, (...) bu kitlik sirasinda Lidyalilar icad ettiler. Bu icatlar araciligiyla kitligin etkisini hafifletmeye çalistilar. Söyle ki, açligi unutmak için bir gün gün-boyu bu oyunlari oynadilar, diger gün ise oyunu birakip yediler. 18 yil boyunca Lidyalilar bu sekilde yasadilar. Ama kitlik hafiflemek bir yana, daha da agirlasti. &#13;
En sonunda Lidya krali Atys, halki iki kisma böldü ve onlara kura çektirdi. Bir bölümü Lidyada kalacak, geri kalani ülkeyi terk edecekti. Kendisi Lidyada kalacaklarin basinda duracak, Tyrsen (Tyrrhenus, Tirhen) adindaki oglu ise göç edeceklere liderlik edecekti. &#13;
Kuralar çekildikten sonra, bir bölümü ülkeyi terk etti. Bunlar Izmire gidip gemiler insa ettiler. Tasinabilecek kadariyla neleri varsa aldilar ve bir geçim yolu ve bir yurt aramak üzere denize açildilar. Pek çok ulusla sirasiyla bir zaman birlikte yasadiktan sonra, en sonunda Ombriciye (Roma çaginda Umbria diye bilinen Kuzey ve Orta Italyada bir yer. Heredotu çevirenin dipnotu) varip orada yerlestiler. Burada kentler kurdular ve o tarihten bu yana hep burada yasadilar. Bunlar, kendilerini artik Lidyalilar diye degil, bu göç sirasinda kendilerine öncülük eden Lidya krali Atysin oglunun adiyla Tyrseniler olarak adlandirdilar &#13;
(Heredotus, I. Cilt, I. Kitap, s. 123-125). &#13;
Heredotun Tyrseniler derken kastettigi Tusci ve Raseni adlariyla da bilinen Italyadaki ünlü Etrüsklerdir. Yukarida Etrüskler diye bilinen halkin Italyaya Lidyadan geldigini, Lidya orijinli oldugunu anlatiyor. Italyada Etrüsklerin yasadigi ülke kuzey-batida Etruria veya Tuscany adiyla bilinen eyalettir. Etrüsklere Italyancada Tusci (Etrusci) denilir. Tyrrhen Denizi de adini onlardan aliyor. &#13;
Tyrrhen (Tyrsen) sözcügünün kule veya bir kule anlamli Tyrrha (Latincede Turris) kökünden türedigi görüsü var. Bir yüksek yapiya isaret ediyor bu sözcük. Buna göre Tyrsen (Tyrseni) adi, halk adi olarak pek açiklayici olmasa da, sözcük anlamiyla Kule Adamlari (Kale Adamlari), Yüksek Kentliler (Yüksek Kentin Halki), Kule Yapici veya Tapinak Yapici gibi anlamlara gelmektedir. Etrüsklerde tarch kökünün büyük önem tasidigi belirtiliyor. Yine R. Blochun yazdigina göre, 12 Etrüsk kentinin konfederasyonu olan Tarquinianin kurucusu Tarchon, Tyrsenin kardesi veya ogludur. Tarquinia adi ile kutsal Tuscany kentinin adi da iliskili görülüyor. &#13;
Etrüsklerin kendileri ulusal adlari olarak Raseni (Rasena, Rasenna, Rasna) sözcügünü kullanmislar. Bu adi bir Alpin asireti olan Raeti ile iiskilendiren yazarlar da var. &#13;
The Armenian Origin Of The Etruscans (London, 1861) adli kitabinda Robert Ellis, basliktan da anlasildigi gibi Etrüsklerin Ermeni orijinli oldugunu öne sürerse de, bu tezine Ermenistandan Italyaya kadar rastlandigini söyledigi sen veya shen (yükseltmek, insa etmek, yerlesme, kent gibi anlamlar tasiyor) ögesi disinda kanitlar bulmakta zorlanir. Etrüsklerin kendilerine verdigi Yüksek anlamina gelen Rasen (Rasena) adinin kökünün Ra sözcügü olduguna isaret eden Ellis, Ermenicede R harfi ile baslayan tek bir sözcük dahi bulunmadigini kabul eder. Ellisin Ermenistan baglantisi kurarak çok yaklastigi ama göremedigi sey, Dersim ve Tuzik adlari ile Dersim dili Zazacadir. Örnegin Sen veya Sin unsurunun yanisira, onun çok agirlik tanidigi Ra kökü de Dersim dilinde oldukça önemli yer tutan bir sözcük olup Yüksek anlamini da içermektedir. R harfiyle baslayan çok sözcügün bulundugu Dersim dilinde Ra sözcügü çok islevli bagimsiz bir edat ve önemli bir kök olarak mevcuttur. O halde yapilmasi gereken Rasena adini bu dildeki Ra kökü ve edatinin yardimiyla açiklamaktir. Böyle bir açiklama eger ayni anlama geliyorsa, Tyrseni adina da açiklik getirecektir. &#13;
Edip Yavuz, Tarih Boyunca Türk Kavimleri adli kitabinda Heredotun aktardigi yukardaki gelenege deginir, ama, belki de Tyrsen ve Tusci söylenislerinden habersiz göründügü için Etrüsklerin adlariyla Dersim ve Tujik (Tuzik) arasinda bir baglanti kuramaz. Tam tersine Tirhenli adi Tirhanli Türk adina benzemektedir diye yazar (a.g.e., s: 77). Zaten kendi kitabini yazmaktaki amaci da Dersimlilerin ve Kürtlerin Türklügünü kanitlamaktir. &#13;
Etrüsk Tarihi &#13;
The Etruscans (1958) adli çalismasinda Raymond Bloch, Heredotun aktardigi rivayette sözü edilen Lidyadan Italyaya göçün M.Ö. 13. Yüzyil sonlarinda yeraldigini tahmin eder. Bir diger görüse göre de bu göç M.Ö. 2000 yilindan itibaren birbirini izleyen istilalar sirasinda yapilmistir. Blochun kendisi de bir yerde Etrüsklerin Tuscanide M.Ö. 2000 (veya 1500) ila 1000 yillari arasinda göründüklerine isaret etmektedir. &#13;
Blocha göre Etrüsklerin Italyadaki hakiki tarihleri Tuscanide M.Ö. 7. Yüzyilda Etrüsk uygarliginin yükselsi ile birlikte baslar. Yaklasik ayni siralarda Sicilyada ve Italyanin güney kiyilarinda Yunan kolonileri (yerlesmeleri) belirir. Yani Italyada uygarlik, Etrüskler ve Yunan kolonileriyle baslar. Yunan kolonileri kiyilarla sinirli kalirken, ana-karada egemen olan Etrüsk uygarligidir. Bir deniz gücü de olan Etrüsklerin Sardina adasi ile ticari iliskileri, Korsika adasi üzerinde ise Yunanlilarla keskin bir rekabetleri vardi. Fenikeli Kartacalilarla ittifak halinde Yunanlilara karsi hakimiyet için savastilar. Afrika ve Yunanistan kiyilarina, Ispanya ve Katalonyaya dek deniz seferleri yaptilar. Adriyatikte ticari koloniler kurdular. Antik dünyanin gözünde onlar cesur denizciler olarak ünlendiler. Fenikelilerle Yunanlilarin yanisira, Bati Akdenizde rekebet halindeki üç büyük deniz gücünden biri onlardi. &#13;
M.Ö. 7. ve 6. Yüzyillar bütün Italyada Etrüsk hakimiyeti dönemidir. Etrüskler, bu dönemde neredeyse tüm Italyayi kendi hakimiyetleri altinda birlestirebilecek bir güce ulasirlar. &#13;
Bazi kaynaklar Roma adinin Etrüsk kökenli oldugunu ve bu kentin Etrüskler tarafindan kuruldugunu yazmaktadirlar. Romanin kurulusuna iliskin efsanede geçen ve Roma adinin isim babalari gibi görülen Romulus ve Romus (Remus) adlari da Etrüsklerle iliskili görünüyor ki, bu adlar Urmiye/Rumiye Gölü bölgesi ve Mannalarla iliskili olabilirler. O taktirde Rum adinin Anadoluya Roma hakimiyetiyle tasinmis olmadigini düsünmek gerekecektir. &#13;
Hristiyanlik Çaginin az öncesinde Italyada Etrüsk üstünlügü dönemi kapanir. Etrüsk ülkesi ve halki uzun ve çetin savaslardan sonra M.Ö. 3. Yüzyil ortalarina dogru Roma ordularinca zaptedilir. Buna karsin Italyada Etrüsklerin kültürel nüfuzu Bati Roma Imparatorlugunun yikildigi M.S. 5. Yüzyila dek hissedilir. Bu tarihe kadar Tuscanide halen Etrüsk dili kullanilmaktaydi. Etrüsk dininin etkileri ise Hristiyanlik egemen olana kadar yasadi. &#13;
Etrüsk Dini &#13;
Etrüsklerin Yunanlilarla Romalilarin aksine pek çok Dogulu ulus gibi ifsa edilmis (semavi) bir dine inandiklari belirtiliyor. Kurallardan ve tabulardan olusan karmasik bir sistem bu. Onlarin bas tanrilari Romalilarin Jüpiter, Juno ve Minerva adlari altinda benimsedikleri Tinia, Uni ve Menrva üçlüsüydü. Bu göksel üçlüye bir üçlü tapinakta ibadet ederlerdi. Antik çaglarda Etrüskler kadar ibadete zaman ayiran baska bir halk olmadigi kaydediliyor. Kaynaklar bu üçlü kültün Girit ve Miken uygarliklarinda mevcut olduguna isaret ederler. Asur ve Babilde benzerlerini gördügümüz gibi Baruspice (Baru Spex) adiyla bilinen Etrüsk rahipleri de simsekleri yorumlarlardi. Tanrilarina kurban olarak sunduklari hayvanin cigerini okur, gelecegi görmeye, o andaki dünya durumunu yorumlamaya çalisirlardi. Tuscan papazlari için kullanilan Baruspice sözcügünün ilk kismi Barin Asurcada ciger anlamina geldigini söyleyenler var. Ama bu sözcük Zazaca Burisipe (Beyaz Kasli, belki Ak Sakalli?) ile de iliskili olabilir. Roma Cumhuriyeti döneminde Roma Senatosu önemli konularda bu Etrüsk rahiplerine danismistir hep. &#13;
Kaynaklara göre Etrüsk dininde agaçlar ve hayvanlar iyi ve kötü diye ikiye ayirt edilirdi. &#13;
Etrüsk Dili ve Yazitlari &#13;
Rivayette Etrüsklerin Lidyadan Italyaya göçünün deniz yoluyla yapildigina isaret ediliyor. Bu göçün yillari aldigi ve kesiksiz yapilmadigi 1885te Lemnos Adasinda Etrüsk yazitlarinin tespiti ile ortaya çikti. Simdi Atina Ulusal Müzesinde korunan Yunan alfabesiyle yazilmis bu Etrüskçe yazitin M.Ö. 7. Yüzyila ait oldugu anlasildi. Böylece, Lemnos Adasinda M.Ö. 7. Yüzyilda Etrüskçe konusuldugu saptandi. &#13;
Baska yerlerde de çok sayida Etrüskçe yazitlar bulundu. Sadece Tuscanide bulunan Etrüsk yazitlari onbin civarinda. Ama hepsi çok kisa. Çok az sözcük içeriyor. Etrüskolojinin temelini olusturan birkaç metinden biri 1950lerin sonlarinda Zagrepte bulunan ve Zagrep Müzesinde korunmakta olan el-yazmasi dini dökümanlar (dinsel takvim) oldu. 1500 sözcükten olusan bu metinde tekrarlardan ötürü ancak 500 farkli sözcük kullanilmaktadir. &#13;
Italya yarimadasina ve halklarina alfabeyi tanitanlar Etrüsklerdir. Bu alfabeyi Yunanlilardan ödünç aldiklari saniliyor. Etrüsk alfabesinin M.Ö. 7. Yüzyil civarinda kullanima girdigi ve Etrüsk dilinin de bu tarihten itibaren yaziya geçtigi düsünülüyor. &#13;
Bir Etrüsk dili grameri yazildi. Bazi fonetik kurallari ile morfolojisi kismen biliniyor. Belirli sahis zamirleri (birinci sahis zamiri mi, mini gibi) ile bazi isaret zamirleri de saptanmis bulunuyor. Dilin toplam yüz kadar kök sözcügü anlasilmis durumda. Sayilari ve çok zor oldugu belirtilen fiilleri yeterince bilinmiyor henüz. Bu dildeki cümle kurma modeli Hint-Avrupa dillerinkine benzemiyor. Fiil sistemi, baglaçlari da farkli. Etrüsklerin dilinde aktif ve pasif ayirt edilemiyor. &#13;
Sonuç olarak Etrüsk dili henüz yeterince anlasilmis degil. Karanlik noktalar var hala ve bu karanligi dagitacak baska Etrüsk yazitlarinin bulunmasi bekleniyor. Bilinebildigi kadariyla bilinen dil ailelerinden hiç birine ait olmadigi, uzak bir kuzeni veya ikizinin bulunamadigi öne sürülüyor. &#13;
Uzmanlarin, otoritelerin acelesi yok. Onlar topragin altindan sans eseri çikacak yeni yazitlari bekliyor. Onlar tüm antik irklara ölü gözüyle bakiyor ve geçmise ilgileri günümüzü anlamaya dönük degil. Motifleri farkli onlarin. &#13;
Yeni bir Etrüsk yaziti bulunur mu, bulunursa ne zaman bulunacak, o da belli degil. Kendi adima ben, Etrüsk dili konusunda uzmanlasanlarin Anadolunun dogusunda konusulan dillere asina olduklarina inanmiyorum ve dil bilimcilerimizi Etrüsk dili konusunda su anda bilinebilen ne varsa toplayip incelemeye davet ediyorum. &#13;
Etrüskçe ile Arnavutçanin ayni dil olduklari tezi var. Arnavutlukta ise iki ana dil grubu mevcut: Kuzeydeki Geglerin ve güneydeki Tosklarin dili. Modern Arnavutça, Raymond Hutchingsin kaleme aldigi Historical Dictionary Of Albania (1996) adli kitaba göre, bu iki diyalektin bir sentezidir, ama bu senteze egemen olan Tosklarin konustugudur. Tosklarin adi (oturduklari bölgeye de Toskeria deniyor) ile Tusci ve Tujik benzerligi hemen farkedilecek türden. Zaten Etrüsk dili ile ayni oldugu söylenen de daha çok Tosklarin konustugu dil veya diyalekttir. &#13;
Bir kaynaktan Etrüskçe ile Arnavutça ayniyeti kuran bir görüsün varligini ögrenir ögrenmez, Etrüsk-Dersim baglantisi konusundaki görüsümü dilsel yönden sinamak için hemen bir Arnavutça sözlük aramaya koyuldum. En yakin kütüphanede bulabildigim küçük-boy bir Arnavutça sözlügü (Nelo Drizari, Albanian-English And English-Albanian Dictionary, 1979) hizla taramaya koyuldum. &#13;
Ilk bakista Arnavut dilinde çok sayida Türkçe sözcügün varligi dikkat çekiyor. Bunun nedenleri Osmanli peryoduyla iliskili açik ki. &#13;
Bu küçük-boy Arnavutça sözlükte hizli bir taramayla Dersim dilinde de mevcut veya benzer su 27 sözcügü tespit etmek hiç de zor olmadi (parentez içindeki karsiliklar Arnavutçadaki anlamlaridir): &#13;
Arké (hazine, cüzdan), arkétar (haznedar, toplayici), ça (ne), dru (agaç, odun, sopa), ere (genç kadin, gelin), gjah (oyun), mé (ben, beni, bana), im (benim, benimki), keçe (küçük kiz), ké (kime, hangisi), ku (nerede, nereye), pastér veya pastéroj (temiz), pastaj (sonra), pér (için, -ye, ya karsiligi bir edat), pérsé (neden, ne için), rréjé (kök), racé (irk), rast veya rasti (sans, firsat), ra (o düstü), sa (ne kadar, kaç tane), sonde (bu gece), shukurt (kisa), té (-ye, -ya, -den anlamli bir artikel), tre (üç), vér (yer, koymak), veri (kuzey), zakon (töre, aliskanlik). &#13;
Bu veriler, daha gerideki sayfalarda söylediklerimle birlestirilerek ele alindiginda Dersim (Tujik)-Lidya (Tyrsen)-Tosk (Arnavutluk)-Etrüsk (Tusci) baglantisi ciddi ve güçlü bir olasilik olarak beliriyor. Bugün dahi Kosova ve Arnavutlukta kendisine Goran diyen bir azinligin varligini (kisi adi olarak da ayni yerlerde sikça karsilasilan), ayrica Dimili adiyla iliskili oldugunu düsündügüm Dalmatya (Dalmatae) adli Illiryan asiretini ve onun adini tasiyan bir cografyanin varligini da ek olarak hatirlatmam gerekir. &#13;
Bütün bunlar dilbilimci arkadaslarimizin Etrüskçeyi ve Arnavutlukta konusulan Tosk dilini takibe almalari için yeterlidir inancindayim. Böyle bir çalismanin dilimizin evrimini tanimak ve tarihini yazabilmek için de gerekli oldugunu düsünüyorum. &#13;
Heredotu ilk okudugumda kendi kendime Tarihin babasi bizden sözetmiyor diye düsündügümü, ama yukaridaki baglantilari yakaladiktan sonra Tarihin babasi kendi tarihine bizimle basliyor galiba dedigimi not etmek isterim. &#13;
Son olarak Anadoludan Italyaya sadece Etrüsklerin degil, büyük ihtimal onlarla ayni göç dalgasinda Truvalilarin ve baskalarinin da geldigine isaret etmeliyim. Italyadaki eski yer, nehir ve göl adlari (Trasimeno, Cortona, Telamone, Sienna, Arezzo, Bolsena, Orte, Terni, Milan-Milano, Lazio vd gibi) da bu düsüncemi destekliyor. Laz adi ile Lazio ve Latium, Milan (Milli) asiret adiyla Italyadaki Milan ve Milano, Italya kent devleti Genoa (Ceneviz)nin adiyla Gini asiret adi, ayrica Kürt ve Cortona adlari arasindaki çarpici benzerlikler atlanacak türden degiller &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dersimliler&#13;
gönderen: dersimliyim ezeleden Tuesday, Jan. 03, 2006 at 1:23 PM&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
kısacası türk deiliz ermeniyiz biz. bu böyle biline&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;zazayız&#13;
gönderen: doctor Sunday, Jan. 15, 2006 at 4:48 AM&#13;
doktorpala@yahoo.com &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
biz türk değiliz doğru ama ermenide değiliz kardeş biz has ve has zazayız başka tabiri yok bunun&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tinc&#13;
gönderen: tinc Wednesday, Jan. 18, 2006 at 12:19 AM&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
yaşasın republic of palu&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;siz ne kadar zazasınız&#13;
gönderen: BİZ ZAZAYIZ sizi bilmem Saturday, Mar. 04, 2006 at 7:49 AM&#13;
aslanah@hotmail.com &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
şimdi bu kadar uydurma sözlerle acaba ne kadar gerçegi çocuklarınıza veya insanınıza anlatıyor yalan yanlış hikayeleri nereye kadar aktarıyorsunuz. şimdi tarihte sivas dersim koçgirilerin zazalığı nerde başlıyor ona bakın . yüce han yavuz sultan selim çaldıran seferine çıkarken sizin şu alevi şahınız anadolunun alevi bölgelerinde pirler göndererek saz çalıp semahlar yaptırmış ve osmanlı benim üzerime gelmez sanıyordu sultan yavuz han ÇALDIRANA giderken anlamış bu kürtlerin ve alevilerin kalleşlik ypacagını alevileri ve kürtleri kırmış taş taş üstünde bırakmamış bazıları can havli ile daglara kaçtı (kiminiz tahtacı kiminiz rafazi kiminiz kızılbaş kiminiz neyi belirsiz ) yavuz sultan selim çaldırandan dönerken anadoluyu düşünmek ve gözü arkada kalmaması için MEVERAÜN NEHİR bölgesinden zaza uç beylerini obalarıyla sancaklar vererek REHA.CHEWLİK.PALİ.NORŞİN-MUTKİ GERGER Ssancaklarını çok güvendigi zazalara verdi YAVUZ SULTAN SELİM HAN mısır seferine gitti ... bu arada kendilerine alevi-kızılbaş gibi degerlendiren dersim koçgir erzincan erzurum bölgesindeki aleviler korku içinde yaşamaktaydılar.. zazalar devlet kademesinde çok el üstünde tutulduklarından (yavuz yönetimi tarafından tutulmaktaydı) böylece bu alevi halk rahata ermek için zazaca ögrenmeye gayret etti ve dımilki.domanki.dersimce dedikleri zazaca kelimelerin çogunlukta OLDUGU BİRAZ ZAZA BİRAZ OSMANLICA BİRAZ KÜRTÇE BİRAZ ERMENİCE I BİR LEHÇE ORTAYA ÇIKTI VE buna ZAZACA dediler BUDA GERÇEK ZAZALARI KAHREDİYOR. düşünce ve kültürlerimiz farklı oldugundan LÜTFEN BU SİTEDE BİZ ZAZAYIZ DEMEYİN ECDADIMIZIN KEMİKLERİNİ SIZLATMAYIN TÜM ZAZA HALKI ADINA (PALU-GENÇ-HANİ-LİCE-ERGANİ-ÇERMİK-SİVEREK-GERGER-ÇELİKHAN-MUTKİ-ERCİŞ-SELİM-HINIS- SOLHAN-AKSARAY-KONYA) LÜTFEN BİR AN ÖNCE GERÇEK ZAZALARIN YERİNİ TERK EDİN GEREKİRSE HER PLATFORMDA SİZİNLE GÖRÜŞEBİLİRİZ.gidin alevilik bilmem kızılbaşlık herneyse propagandanızı ZAZALIK ÜZERİNDEN YAPMAYIN CEM-SEMAH FALANLA YAPIN&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dezalar provakasyona gelmeyin&#13;
gönderen: dersimli Sunday, Mar. 05, 2006 at 9:43 PM&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
bunlar dersimli kimisi zazaca bilen kürt ve ermeni kökenli zaza kiligina girip zazalari birbirine kiskirtip bir araya gelmelerini engellemek icin amerikan ewfendilerinin usakligini yapan ayak takimi &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dersim Zazalarindan Tüm Zaza Kardeslerimi Sevgiler. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu alcaklarin kancikca oyununu bosa cikartacagiz. &#13;
Her halk gibi özgürlük bizim halkimizinda hakki. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;zaza&#13;
gönderen: asmin Monday, Mar. 06, 2006 at 3:35 AM&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
biz zaza doğduk öle de öleceğiz hemde dersim zazası buradan tüm zazalara saygılarımı gönderiyorum birlik ve beraber olduğumuz sürece önümüzde aşılması mümkün olmayan hiç bi engel duramaz yaşasın direncimiz yaşasın onurlu mücadelemiz&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;siz ne kadar zazasınıza cevap&#13;
gönderen: tolhildan Monday, Mar. 06, 2006 at 8:18 AM&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Biz Zazayız&#13;
gönderen: Zazakistanlı Monday, Mar. 06, 2006 at 1:01 PM&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Biz ZAZA doğduk zaza ölürüz.Bizi kimse kendi milletine yamamasın.Benden önce yorum yapan kürt arkadaş Türklere türk olmadığını ispat etmeye çalışıyor ama ne hikmetse ayrı bir millet olan Zaza ları da kürt yapmaya çalışıyor.Biz Zaza doğduk Zaza olarak öleceğiz.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ZAZA =KÜRT&#13;
gönderen: tolhildan Monday, Mar. 06, 2006 at 1:22 PM&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
inkarcı zazakistanlıya&#13;
gönderen: NEFİLİM Tuesday, Mar. 07, 2006 at 8:01 AM&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;/&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;lütfen&#13;
gönderen: lütfen Friday, Mar. 10, 2006 at 6:33 PM&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Görüşlerimizi açıklarken küfür kullanmayalım, şiddeti körükleyici ifadelerden akçınmaya çalışalım. Aksi durumda, haklı iken haksız duruma düşmek olasıdır ve şiddetle beslenen görüşler her zaman bu duruma düşmeye mahkumdur. Saygılar&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bence&#13;
gönderen: demokrat genc Saturday, Mar. 11, 2006 at 10:35 AM&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
ben ezıncanlıyım.zaza yız bızde tum sulalemız zaza dır.en eskıye gıdersek tum dunya ınsanları kardestı HZ.adem ve HZ.havva nın cocuklarıyız.yanı hepımız kardesız.turk kurt aynıydı.fakat gecmıste ayrıldılar.sonra zamanla bırbırıne kın duymaya basladılar.ve cok zaman gecıne aynı ırk oldugunu unttular.tukler ayılmaya basladı tukmenıdır lazıdır falan tabı kurtler de ayılı zaza gıbı.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;türk ve kürli zaza halkina dil uzatan fasistlere&#13;
gönderen: 17ekim Saturday, Mar. 11, 2006 at 7:36 PM&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
zazaca hic bir sekilde kürtce degildir &#13;
bakiniz bu konuda internetde bir cok konunun uzmani zaza könkenli,ve yabanci kökenli bilim adaminin ,dilbilimcisinin calismalari var. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yani türkler ve kürtler istiyor diye yada türkle,kürtle evlenmis zazalarin melez cocuklarinin kimlik bunalimli ruhsal saskinliklarini tatmin etmek icin ne türk nede kürt olmak gibi gibr lüks icerisine girmeye niyetimiz yok &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;onlarin bu fasist tutumu sürdükce kitleserek gelen bir direnis dalgasi ile suratlarina türkürmeye gelen 7-8 milyon nufusu ile Zaza Halkimiz onlarin fasist girtlaklarina yapisagi günler elbet gelecektir. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bilimsel fakat kesinlik yok anlatımlarda.biraz daha iyi olabilirdi kaynakçalar pek sınırlı ama genede iyi.teşekkür ederiz emek verdiğiniz için.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tarih..&#13;
gönderen: cihan Thursday, Apr. 27, 2006 at 10:21 AM&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Zazalar tarihleri boyunca yüksek ve dağlık alanları yurt edinmiş savaşçı ve direnişçi bir üne sahip Daylamit lerin torunlarıdır.Pers ordularında cesaretleri ile ün yapmış olan Daylamitli savaşçılar savaşlarda aranan askerler olmuştur.Tarihte zaza devleti olarak kurulmuş ALAMUT devleti bulunmaktadır.Önderi Hasan Sabbah zaza ların anayurdu olan İran ın deylem bölgesinde doğmuş bir zaza bireyidir.Keskin zekası ve yetenekli bir şahıs olmasından dolayı Selçuklu devletine büyük zararlar veren hatta selçuklu sultanı Melikşah ı öldürten bir önderdir.Zazaların Kürt lüğü tartışmalıdır.Fakat özellikle kurmanclar la müthiş bir benzerlik vardır. &#13;
Bütün milletleri sevdiğimiz gibi onları da seviyoruz..&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;BIR ZAMANLAR BIZIM DE KANIMIZ KAYNARDI...&#13;
gönderen: DUNYALI Monday, Jul. 24, 2006 at 9:54 AM&#13;
peggyulken@aol.com &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
DOSTLAR, ORTADOGUNUN KAYNADIGI SU ZAMANLARDA, SOZU EDILEN BUYUK GUCLERIN MERAKLA YIKILMASINI BEKLEDIGIN DAYANISMAMIZI UNUTUP ZAZA - KURT - ERMENI - TURK KAVGASINA GIRMEYINIZ. ASLININ NERDEN GELDIGINI BILMEK HEPIMIZIN HAKKIDIR. DUZGUN DIL KULLANARAK, ISI ERBABINA BIRAKARAK VE HER DUYDUGUNUZA INANMADAN SUREKLI ARASTIRMALIYIZ. BU ARADA, EDINDIGIMIZ BILGI DOGRU VEYA HATALI OLABILIR, DOSTLAR FIKIR BEYAN EDERLER, BU DA KABUL. AMA BIRBIRIMIZI KISKIRTACAK DERECEDE KIRMAYIN. DUSUNUN KI, GELMIS GECMIS BUYUK DEVLETLERDE YUZLERCE BELKI BINLERCE IRKTAN, DINDEN, RENKTEN INSANLAR BIRARADA YASAMISTIR. BUNLARIN ICINDE CIKAN NIFAK SONUCU BU DEVLETLER COKMUSTUR. ELIMIZDE COGRAFI VE SIYASI KONUMU COK ONEMLI OLAN BIR TOPRAK PARCASI VAR: TURKIYE. BIZ ZAZA, KURT, TURK, ERMENI DER BIRBIRIMIZE GIRERSEK, AC KURTLAR BEKLIYOR! ONLARIN KAPISINDA KOLE OLMAKTANSA, YURDUMDA, KURDUMLE, ZAZAMLA, ERMENIMLE, TURKUMLE YASAYIP OLMEK ISTERIM. KENDI SORUNLARINIZ, ICINIZDEKI DELIKANLI ATESINI KAYNATINCA, CIKIN YURUYUN, KOSUN, SPOR YAPIN; CALISIN, BASKALARINA YARDIM EDIN. YEK DIGERINE KUFUR EDEN ZAZA KARDESIM, KAPI KOMSUN KURTSE, ONUN COCUGUNUN DUSTUGUNU GORSEN, BASINI CEVIRIP GECER MISIN? BIR PISIRIMLIK KAHVE ICIN KAPINI CALAN ERMENI KOMSUNA KAPIYI KAPATIR MISIN TURK ARKADASIM? ISTE BIZ BUYUZ KARDASLAR, BIRLIKTE YASARIZ! BUNU HIC UNUTMAYIN... ELBETTE GECMISIMIZI ARASTIRALIM, TARTISALIM AMA KAVGA ETMIYELIM. HEPINIZI SAYGIYLA SELAMLIYORUM.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;millet olma geregi&#13;
gönderen: siverekli Friday, Feb. 09, 2007 at 11:06 AM&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
dezalar birbirinizi kırmayın hepimiz zazayız bizde birlik olmalıyızki dışarıya karşı yılmayalım bırakın türkünü kürdünü biz önce zaza olalım zazalıgımızı bilelim &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;/&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
1) Siyasal- İdeolojik Olarak Türk Toplumunu Parçalama Savaşımı ve Arkasındaki Gerçek: &#13;
Türkıyede toplumsal ve siyasal konular alanında maalesef bir keşmekeşlik vardır. Bu alanlara ilişkin bilimler uzmanlarından çok, ilgisi olamayan kişilerin veya olaya siyasal- ideolojik bakan kimselerin uğraş alanı olmuştur. Bunların yarattığı sisli ve bulanık ortamda bu alanın gerçek uzmanlarının çalışmaları ne yazık ki suyüzüne çıkamamakta, gerekli etkide bulunamamaktadır. O nedenle toplumsal ve siyasal bilimlere ilişkin alanlar çoğu temelsiz, yetersiz, çürük, eksik, yanlış ve özellikle siyasal- ideolojik amaçlar için üretilmiş bilgi ve düşüncelerle doludur. Bu kadar yanlış arasında doğru olanı bulup çıkarmak artık özel bir iş ve uğraş alanı durumuna gelmiştir. Fakat alanın uzmanı olmayan halk bu yanlış ve kasıtlı bilgi ve düşüncelerin tutsağı haline düşürülmüştür. Doğallıkla bu, siyasal- ideolojik örgütsel kesimlerin kendi hanelerine kaydedecekleri bir başarılarıdır. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Özellikle Türk toplumsal tarihi siyasal- ideolojik çevrelerin ilgi alanıdır. Ençok bu alanda faaliyet gösterilmiş, ortalık toza-dumana boğulmuştur. Türk tarihi, kültürü, dili, Türkiyede yaşayan toplumların/ toplumun etnik kökenlerine ilişkin siyasal ve ideolojik amaçları doğrultusunda savlar geliştirilmiş, varsayımlar ve kuramlar üretilmiştir. Çoğunluk ülkedeki toplumsal kesimler, genel Türkiye toplumuna karşı bir konuma düşürülmeye çalışılmıştır. Türk toplumu, tarihi, kültürü ve dili aşağılanmış, kültürel farklar oldukça abartılarak yeni yeni etnikler yaratılmış, Türkiye toplumu etnik, dinsel, inançsal, dilsel topluluklara bölünmeye çalışılmıştır. Bu tür bir çoksesliliğin ülkenin zenginliği olduğu tuzak savlarla yüzlerce yıldan beri birlikte yaşayan ve uluslaşmış toplumumuz emperyalizmin isteği doğrultusunda bölüm-bölüm bölünmüş ve birbiriyle ulusların geleceklerini belirleme ve her etniğin ayrı ulusunu ve devletini kurması gerekiği tuzak savı adına savaştırılmıştır. Kürt, Türk, Çerkez gibi genel ve büyük etnikler de kendi arasında bir takım küçük etniklere ve alt kimliklere bölünerek, Türkiye bir etnikler, etnik gruplar, kimlikler ve alt kimlikler ülkesi durumuna getirilmiş, bu durum diğer tuzak savlarda olduğu gibi ülkenin bir zenginliği olarak sunulmuş ve Türkiyenin bir etnik mozaik ülkesi olduğu bilinçlere işlenmiş, bunun üzerine kuramlar üretilmiş ve siyaset yapılmıştır. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ayrılıkçı- etnikçi Kürt hareketi Türkiyede ulusal, ülkesel, toplumsal, dilsel ve kültürel birlikteliğin parçalanmasının yolunu açmıştır. Kendini büyük bir boy, soy, etnik ve dilsel grup olarak gören her kesim ayrılmayı, ayrı devlet veya özerk bir yönetim olmayı kafasından geçirmeye başlamıştır. Bu rüzgar ülkenin her yanında, her kesimi içerisinde az-çok esmiş ve estirilmiştir. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kürt hareketi böylesi bir dağılmanın yolunu açmakla, bu tür düşünceleri akıllara düşürmekle emperyalizme en büyük desteği vermiş ve onun isteklerini en iyi bir biçimde yerine getirmiş olur. Kürt hareketinin bütün bu hizmetlerine karşın emperyalizmden beklentisi ise; emperyalizmin kendilerine Kürt devletini sunmasıdır. Doğallıkla evdeki pazarlık çarşıdakine uymamış, Kürt hareketi bu beklentisine ulaşamamıştır. Ama ülkeyi kan seline bağmuştur. Ülkenin gelişmesini yıllarca geriye götürmüştür. Ulusal servet boşuna harcanmıştır. Bunlar da işin bir başka yanı. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ülkedeki ulusal ve toplumsal kültürü deforme ederek buradan ideolojik ve siyasal yararlar bekleyen Kürt hareketi, dil/ diller konusunda da aynı yolu- yöntemi izlemiştir. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yüzyıllardan beri dilin ortak ve gelişmiş eğitim kurumlarından işlenmeyişi, dili geliştirecek ürünlerin yeterli ölçüde verilmeyişi, Türkçenin Farsça ve Arapça gibi dillere boğdurularak bozulmaya uğratılması, yönetimlerin ülkenin uzak bölge ve yörelerine ulaşamaması ve buralara ortak kültür ve dili götürmeyişi sonucunda Türkçe oldukça bozulmuş, güdükleşmiş, yerel ağız ve konuşuk biçimleri doğmuş ve yer yer ortak dile göre öne geçmiş, halkın kullandığı genel dil olmuş, bu bozulmada ve yerel ağızların doğmasında Türkçenin kırılarak kullanılması önemli rol oynamıştırr. Bugün ayrılmayı düşünen ideolojik ve siyasal çevreler için bu kötü gelişme bir olanak olmuştur. Bu bozulma üzerine kuram ve sav geliştiren bu tür çevreler, yeni etnikler ve bu etniklere özgü yeni diller yaratmışlardır. Bu tür doğan kesimleri ve dilleri ayrılmaları için gerekçe olarak göstermişlerdir. Oysa olayın kökeni; bu tür çevrelere, bu nitelikte davranışlara girme olanağı vermez. Savlarında haklı olduklarını göstermez. Ama şu bir gerçek ki, bu tür çevrelerin gayretiyle siyaset- ideoloji bilimin önüne çıkmış, bilimsel gerçekleri örtülemiştir. Ülkede öteden beri uygulanan yanlış ve bilinçsiz politikalar ise dış destek de alan bu tür çevrelerin ülkemizi parçalamalarına yardımcı olmuştur. Şu bir gerçek ki, Kürçe ve lehçeleri olarak sunulan dil/diller Türkçenin yöresel kırılmaları ve bozulmalarıyla birlikte diğer dil ve lehçelerin karışmasından başka birşey değildir. Fakat bunu, ayrılmayı kafalarına koymuş ideolojik- siyasal çevrelere anlatmak ne mümkün. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2) Oniki Türk Boyu ve Zazalık &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gerçeği: &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Son dönemler bunun en çarpıcı örneğini Zazalar/ Zazaca konuşanlar verirler. Zaza olduklarını savunan kesim Erzincan- Tunceliden Diyarbakıra kadar olan Doğu Anadoluda yaşarlar. Diyarbakır Zazaları Sünni olmasına karşın, bu bölgenin batısında yerleşenleri, yani kısaca Dersimden olanlarsa tümüyle Alevidir. Zazalar kendilerini Kürt görürken, son yıllarda ne Kürt ne de Türk görmeyip kendilerini ayrı bir etnik grup olarak nitelemektedirler. Türkçe kırması Zazaca ise, bu tür çevrelere göre ayrı bir dildir. Genel Kürtler/ Kürtçülere göre ise, Kürtçenin bir lehçesi/ koludur. Oysa, durum hiç de sanıldığı gibi değildir. Olayın gerçeği tarihte gizlidir. Zazalar Türktürler. Zaza boyu, tarihte önemli Türk boylarından biridir. Zazaca ise; uzun tarih sürecinde, özellikle başka dil ve lehçelerin etkisiyle kırılarak, karışarak bugünkü durumunu almıştır. Zazaların ve Zazacanın oluşmasında birçok kavimin ve bu kavimlerin kültürleri, dilleri ve inanışlarının birbirinden etkilendiği, harmanlandığı yer olan Deylem/ Daylem bölgesinin büyük payı vardır. Bu oluşum; Medlerin, Perslerin, Türklerin ve Asyanın, Ortadoğunun diğer kavim ve etniklerinin özellikle muhalif öğelerinin en eski tarihlerden beri buraya yerleşmeleri ve zamanla harmanlanmaları sonucunda oluşmuştur. Zazalar ve Zazaca üzerinde bu etkileşimi görmek olasıdır. Zaza Türk topluluğu bu ikinci oluşum durağından sonra göçerek Anadoluya, özellikle Anadolunun Dersim bölgesine gelerek yerleşmiş ve buradan çevreye dağılmıştır. Esi Türk tarihsel kaynaklarında bu durumu görmek olasıdır. Yeter ki siyasal- ideolojik amacın dışına çıkarak bakalım. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;M. S. 550li yıllarda kurulan Göktürkler boylar birliği, yani konfederasyon biçimli bir devlettir. Göktürk organizasyonu içerisinde birçok Türk boyu vardır. Doğallıkla, Türk soyundan olmayan boylar da bu birlikte az da olsa yer almışlardır. Göktürk hakanlarından Kapgan/ Kapağan Kağan döneminde birçok Türk boyu ile birlikte bu konfederasyon içerisinde oniki boy/ aşiret de bulunur. Eski tarihlere göre, bunlar has Türk boylarıdır. Bunların tümü, Kapgan Kağanın buyruğunda birleşmişlerdir. Bacotla G. Clauson 1957de Tibet belgeleri üzerinde yaptıkları çalışmada bu oniki Türk boyunu saptarlar. Çin kaynakları (anallar/ yıllıklar) da bu bilgileri destekler ve tamamlar. Bunlar arasında bizi ençok ilgilendiren Türkiyede Doğu Anadoluda yerleşmiş aşiretlerden/ oymaklardan birkaçının adının geçmiş olmasıdır. Bunlar; Za-ma-mo-nan, Çar-da-lılar ve Lu-ladlardır. Za-ma-mo-nana birinci sırada yer verilmiştir. Tibet ve Çincedeki söyleniş biçimi doğallıkla belgelere yansımıştır. Bunlar; bugün bildiğimiz Zazalar, Çarekliler ve Lolanlılardır. Bugün günümüz Türkçesine dönüşmüşünü doğallıkla bizler kullanmaktayız. Za-ma-mo-nan, bilinen Göktürk kağanlarından Ozmış Kağandır. Çar-da-lılar, bugün yoğunlukla Erzincan, Tercan ve Dersimde yaşayan Çarekli aşireti/ oymağı olmalıdır. Lu-ladlar, bilinen Lolanlı oymağıdır ki, Doğu Türkistanda kent kurmuş ve kent yaşamına geçmş bir Türk boyudur. Buradan Anadoluya göçmüşlerdir. Dersim, Erzincan ve Varto dolaylarında yoğunlukla yerleşmişlerdir. Bu oymaklar inanç olarak tümüyle Alevidirler. Yörelere göre Türkçe ve Zazaca konuşurlar. Bu oniki Türk boyunun tümü, kağan boyu olan Aşena/ Acena/ Asenadır. Yani; yönetici, hakan çıkaran, yarı kutsallıkları olan üstün Türk boylarındandırlar. (Kaynak: Prof. Dr. Sencer Divitçioğlu- Kök Türkler, Ada Yay. İst. 1987, s: 179 v. d.). &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;3) Etnik Kökenin Belirlenmesinde &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dilin Ölçü Alınışının Yanıltıcılığı: &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ayrı etnik kökenler yaratmak isteyen ayrılıkçı- etnikçi çevreler etnik kökenin belirlenmesinde dili ölçü almayı yeğlerler. Doğallıkla bu bilimsel değil, siyasal- ideolojik bir yeğleyiştir. Hem kendilerini, hem toplumu aldatmaktan başka birşey değildir. Almanyada doğan, o nedenle Almanca konuşan bir Türk çocuğu nasıl Alman değil de Türkse, burada konuşalan dilin bir belirleyiciliği nasıl sözkonusu değilse, Kürtçe veya Zazaca konuşan herkesin de Kürt veya Zaza olmayacağı bilimsel bir gerçektir. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Lolanlılar çoğunluk Zazaca konuşurlar Oysa, bilindiği gibi Zazalar başka, Lolanlılarsa başka birer oymaklardır. Zazacılara bakılırsa, Lolanlılar Zazaca konuştuğu için Zaza toplumunda/ etniğindedir. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Birbaşka çarpıcı ve açıklayıcı örnekte Şadıllı oymağı/ aşiretidir. Şadıllıların 950li yıllarda Azerbaycanda beylik kurdukları, Büyük Selçuklu Devletine bağlandıkları (vasal oldukları), XVII. ve XVIII. yüzyıllarda yine Azerbaycanda yeniden iki kez hanlık oldukları bilinmektedir. Yani Zazalarla soy olarak Türk olmaktan başka bir ilişkileri yoktur. Şadıllılar da Anadoluya göçmüşlerdir. Erzincan, Tercan ve Çayırlıdaki Şadıllılar Türkçe; Refaiye, İmranlı ve Şirandaki (yani Koçgiri bölgesi) Şadıllılar Kırmançço; Dersim bölgesi (Tunceli ve Bingöl) Şadıllıları ise Zazaca konuşurlar. Konuştukları dillere bakarak bu Türk boyunu hangi etniğe bağlayacağız? Türkçe konuşanlara Türk, Kırmançço konuşanlara Kırmanç, Zazaca konuşanlara Zaza mı diyeceğiz? Böyle şey olası mıdır? Aynı etnik grubu üç etnik gruba nasıl bölebiliriz? Bunların Zazaların ötesinde Azerbaycan topraklarında şekillenmiş bir Türk boyu olduğu tarihçe ortadadır. Böyle olmasına karşın, bir bölümü Zazaca konuşuyor diye nasıl Zaza topluluğuna sokabiliriz? Demek ki, Zazaca konuşan, ama Zaza boyundan olmayan birçokTürk boyu var. Örneğin Dersim ve yakın çevresi illerde yaşayan Kureyşan, Baba Mansur, Ağuçan v.b. gibi Alevi Dede Ocakları mensupları vardır ki, bunlar tümüyle yöreden edindikleri kültürle Zazaca konuşurlar. Bu dede soylarının Zaza topluluğundan olmadığını biliyoruz. Zazaca konuşmaları da onların Zaza toplumundan/ boyundan olmasını gerektirmez. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir başka örnek de Avşarlardır. Avşarların önemli bir Oğuz boyu ve özbeöz Türk olduklarını herkes bilir. Ne var ki, Doğuya, Kars bölgesine yerleşen Avşar toplulukları yörelerinin etkisiyle bugün Kürtçe konuşurlar. Konuştukları dile bakarak bu Türk boyunu Kürt mü göreceğiz? Bu doğrumudur, bilimsel midir? Etnik kökenin tsbitinde sadece dilin ölçü alınması, bizi bu tür yanılgılara götüreceği ortadadır. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dilin ölçü alınarak etniklerin belirlenemeyeceği, bunun üzerine ulusların kurulamayacağı durumu, bir tarihsel ve toplumbilimsel gerçektir. Böyle duygusallıklardan ve ideolojik çıkarlardan hareketle bilim yapmak ayıbı ne yazık ki günümüzde yaşanılmaktadır. Bu ayıba da özellikle Almanya, İsviçre, İsveç Hollanda gibi yurt dışında yaşayan yurttaşlarımız çekilmektedir. Türkiye gerçeğinde uzak olarak yaşayan bu yurttaşlarımız, bu tür emperyalist emellere tam bir ortam oluşturmaktadır. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Öyle sanıyorum ki, bu tarihsel gerçekler karşısında bu tür ideolojik savlardan, kurgulardan ve senaryolardan vaz geçmelidir. Bu tür ideolojik çarpıklıklar sonuçta emperyalizme yarar, ama ülkemize zarar verir. Ülke birliği ve bütünlüğünde toplanma, toplumumuz için tek çıkar yoludur. Son yıllardaki olaylar hepimize ders oldu sanırım. Bu doğrudan buluşma hepimizin kurtuluşuna olacaktır, umarım.Saygilar,Sevgiler. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
ne türk ne kürdüz!&#13;
gönderen: ilyasakkan Monday, Feb. 12, 2007 at 5:37 PM&#13;
ilyas.akkan@mynet.com &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
zazaların ne türk nede kürt olmadıkları kanıtlanmıştır.neyi tartışıyorsunuzki biz zaza milletiyiz.kendini kürt görmek isteyen görür türk görmek isteyende görür ama asıl mevzu insan olmasıdır.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;KIRD (zaza)&#13;
gönderen: kirdo Sunday, Feb. 18, 2007 at 9:58 AM&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
benim bildigim hic bir KIRD kendine zaza demez &#13;
bu isim kendilerine baskalari tarafindan verilmis &#13;
(zaza) lar kendilerini su isimlerle tanitirlar &#13;
dersim:kirmanci &#13;
bingol-pali:kird-kirdki &#13;
siverek:dimili &#13;
diyorlar kendilerine &#13;
zaza olayi bence sonradan takilan bir isimdir &#13;
benim icin önemli olan halkin kendini nasil tanittigi dir &#13;
ben KIRD leri Kürt olarak taniyorum &#13;
dil olayi bence biraz tartismak gerekir &#13;
ben bir dil uzmani degilim &#13;
bu konuyu dürüst filolglar arastirsin &#13;
biraz esnek olmak gerekir &#13;
tabiki carpitanlarda var özellikle kird leri götürüp türklere baglamak kendini bilmezliktir &#13;
konuyla alakasi olmaz &#13;
kird leri(zaza)lari kurtlerden ayirmaktafazla gercekci degildir &#13;
bunu yapan cevreleri tanirsik daha iyi bir sonuca gideriz.zarlamadir birsey söylemekten baska bir seydegildir &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tartismaya,konusmaya her aman variz dost.&#13;
gönderen: Zaza(Kirmanc-Dimili) Tuesday, Feb. 20, 2007 at 10:01 PM&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Zaza Halkini bir türklere bir kürtlere yamiyan cevreyi görmeden ve onlarin ikiyüzlü maskelerini yüzlerinde parcalamadan Zaza Halki Devrimci Direnisini Sürdürmeye KArarlidir. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türklerin,Kürtlerin ve diger halklarin varligini inkar etmiyoruz ve tüm dünya halkarinin özgürlügünden yanayiz iste bizim bu dediklerimizi söyliyemiyenler hayir zazalar türkdür diye yada hayir zazalar kürtdür diye ,hayir zazalar ermenidir ,hayir zazalar yahudi kökenlidir gibi safsatalarla acikca ALCAKLIK yapmakta bir halka hakaret etmekdedirler. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
ZAZA YIM VE GUR DUYORM&#13;
gönderen: YILMAZ ZAZA Saturday, Mar. 24, 2007 at 7:15 AM&#13;
VAROL_2006_@HOTMAİL.COM KARSIYAKA MAH GUN SOK.101&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
ZAZA DIYORLAR VEKENDILERINI BISEY ZAZAN EDIP BURAGIRIYORLAR BAZI YORUMLARI OKUDUM VE HICTE HOŞOLMAYAN YAZZILARI GURDUM ARKADAŞLAR YANLIZ ZAZA OLMAYAN YAZMASIN BILIYORMUSUNUZ BEN PALULU YUM VE BUNLAGURUR DUYORUM ZAZANIN KILIFIN ALTINAGIRMEYIN ZAZA DEDIMI BENCE DURUS VE ERKEK GIBI ADAMDAN ULUSUR TURK DEGILIM BUNU BILIYORUM BIRI BANADESE SENKIMSIN BEN ZAZAYIM ZAZANI TARIHINNIDE IYIYI BILIRIM ZAZA LAR M.Ö CEYE DAYANMAKTADIR TA PEYGANBERLERE DAYANMAKTIR KIM BENLE TARTISMAK ISTERSE NARIM KANITLI OLANIDA UNUTMAYIN ZAZA LARIN ADINIDA BATIRMAYIN &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;devamı...&#13;
gönderen: tij Saturday, Mar. 24, 2007 at 12:30 PM&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Türk hükümeti 1980lerin sonunda, Alevilere yatıştırıcı jestlerde bulunmaya başlayarak, cemaatin devletten yabancılaşmasını nötralize etmeye ve radikal Kürt hareketi PKKnin Kürt (ve Zaza) Aleviler arasında daha fazla destek kazanmasını önlemeye yönelik geçirgen bir çaba ile onlara, kesin bir biçimsel tanınma sundu. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çevirmen Özgür Gökmen &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ritüel dili olarak neredeyse tamamen yalnız Türkçe kullanan ve hattâ çoğu Türkçe aşiret adlarına sahip olan Kürtçe ve Zazaca konuşan Alevi aşiretlerin varlığı, birçok yazarın izahat kabilinden hayal gücünü meşgul etmiş bir vakıadır. Hem Türk, hem de Kürt milliyetçilerin bu grupların muğlak kimliklerini kabul etmekte güçlükleri olmuş ve bunlar sıkıcı ayrıntıları örtbas etmeye çalışmışlardır. Kürtçe ve Zazacanın esasen Türk dilleri olduğunu kanıtlamaya yönelik çabalar son bulmamış ve hattâ 1980den sonra güç kazanmıştır.1 Öte yandan, Kürtler Alevilerin dinindeki İranî unsurların altını çizmişler ve hattâ Alevi Türklerin bile dinlerini Kürtlerden almış olmaları gerektiğini öne sürmüşlerdir.2 Sözü edilen aşiretlerin düşüncelerini rahatça ifade edebilen kimi mensupları, eski sözel geleneğe dayandıklarını iddia ederek, genellikle, açıkça siyasal amaca ulaşmak için başvurulan çarelerden esinlenerek kendi yorumlarını eklemişlerdir.3 Aşiretler, Kürt milliyetçiliği ve Türkiye Cumhuriyeti hususunda farklı zamanlarda farklı tavırlar benimsediler. Kürt milliyetçiliğinin ve Türkiye Cumhuriyetinin (ulus olmayı arzulayan Zazalar ve Aleviler gibi daha küçük gruplar) Alevi Kürtlerin sadakatlerine dair birbirleriyle çatışan münacatları, bu cemaatleri ayırmıştır. Çatışma böylece 1994 sonbaharında Tunceli ve Bingölün batısındaki Türk askerî harekatı ile en yüksek noktasına varmıştır. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ALEVİ KÜRTLER KİMLERDİR? &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Alevi Kürtler terimini, kendilerini Kürt olarak tanımlayıp tanımlamadıklarına bakmaksızın, Zazaca ve Kurmanci konuşan tüm Aleviler için kullanacağım. Bu terimi kullanmam, onların gerçekte ya da esasen Kürt ya da başka bir şey oldukları iddiasını taşımaz. Alevi Kürtlerin merkezi Dersimden (Tunceli ili ve ona komşu olan Erzincanın Kemah ve Tercan ilçeleri ile Bingölün Kiğı ilçesinden) ibarettir. Dersimliler, Batı Dersimin (Çemişgezek ve Pertekin de kısmen içinde bulunduğu Ovacık ve Hozatın) (Zazaca konuşan) Şeyhhasan aşiretleri ile aralarında hem Zaza, hem de Kurmanci dillerini konuşanların bulunduğu Doğu Dersim (Pülümür, Nazimiye, Mazgirt) aşiretleri arasında kültürel bir fark görürler. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir dizi Alevi yerleşim bölgesi Dersimden Bingöl, Kuzey Muş, Varto boyunca Karsa kadar doğuya uzanır. Bu aşiretlerin en büyükleri ve en iyi bilinenleri, Kurmanci konuşan Hormek (Xormek, Xiromek) ve Zazaca konuşan Lolan (zikredildikleri sıra ile bkz.: Fırat 1970, Kocadağ 1987) Dersim kökenli olduğunu iddia ederler ve bu aşiretlerin gerçekten halen Doğu Dersimde (zikredildikleri sıra ile Nazimiye ve Pülümür) yaşayan mensupları vardır. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Daha Batıda, Sivasın Zara bölgesi ve çevresinde önemli bir Alevi Kürt nüfusu ile, Koçgiri aşireti ile karşılaşırız. Zaza lehçesinden çok Kurmanci lehçesi kullanmalarına rağmen, Koçgiri aşireti Batı Dersimli Şeyhhasan aşireti ile akraba oldukları iddiasındadırlar.4 Dersimli aşiretlerin başka bazı mensupları, hem Zazaca, hem de Kurmanci konuşanlar, Sivasta diğer yerleşim bölgelerini oluştururlar. Dersim Alevileri ile akrabalıklarının diğer bir belirtisi, aralarında yaşayan aynı soydan seyitlerin (özellikle Kureyşlilerin) varlığıdır.5 &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Diğer bir dizi yerleşim bölgesi Malatya, (Maraşta) Elbistan ve Antep boyunca Suriye ve Adanaya dek güneye uzanır. En önemlilerinin adlarından başka bu aşiretler hakkında çok az şey bilinir. Dersimiye göre sözde tümü Kurmanci konuşan bu aşiretler de Dersim ile eski bir bağlantıları olduğunu iddia ederler (1952: 59-60). Dinlerinin Dersimlilerin dinleri ile ne ölçüde uyuştuğunu ve Yezidi ve Nusayri komşularınınki ile nasıl bir ilişkisi olduğunu bilmiyoruz. En azından, bu cemaatlerin bazılarına Dersimde yerleşik soydan seyitler hizmet vermiştir, ama, aralarında aynı zamanda başka ocaklar (seyit soyları) da vardır.6 Amerikalı misyoner Trowbridge, gayet iyi tanıdığı Antepli Alevilerin (Kermanşahın batısında, Kırıntın yakınındaki) Tutşaminin Ehl-i Hak seyitlerini en yüksek dinsel otorite olarak kabul ettiklerini söylüyor.7 &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yalnızca Dersim ve Koçgiri Alevilerinin dinleri hakkında yüzeysel bilgiden daha fazlasına sahibiz; bu inanç ve pratiklerin diğer Alevi Kürtlerce ne ölçüde paylaşıldığını bilmiyoruz.8 Bilgimizin çoğu, eski gezginlerin ve misyonerlerin raporlarından ya da Bumkenin yerinde bir şekilde belirttiği gibi, Dersimlilerin uygulanmayan bir inança bağlı gibi görünmelerinden ötürü inandıkları ya da yaptıklarına dair anılardan kaynaklanır (Bumke 1989: 515). Her ne kadar belki küçük bir azınlık iştirak ediyor olsa da, dağ mabetlerini ziyaret, kötü şansı engellemek için esrarlı mahallerde ve kutsal yerlerde adak adamak gibi belirli eylemler hâlâ yaşadığından ötürü bu ifade belki biraz mübalağalıdır.9 Bununla birlikte birçok Dersimli için yiyecek tabularının ve güneşe, aya ve ateşe gösterilmesi gereken hürmetin, sıkça vurgulanan ancak fiiliyatta nadiren yerine getirilen âdetler olduğu doğrudur.10 &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;19. ve 20. yüzyıl kaynaklarından öğrendiğimiz kadarıyla, Dersim Alevilerinin inançları ve fiiliyatı, Tahtacı ve İç Anadolu Alevi Türklerinin inanç ve fiiliyatından daha aşırı ve syncretist (daha çok İranî unsuruna sahip) görünür (bu tabiî ki, daha çok, berikilerin inançlarını daha iyi gizlemiş oldukları ya da tedricen daha çok İslamlaştırıldıkları gerçeğine bağlı olabilir).11 Ruh göçümüne (metempsychosis) inanç daha çok anılır; Ermeni yazar Andranig (1900), insan ruhlarının hayvanlarda nasıl yeniden doğduğuna dair birtakım şaşırtıcı hikâyeler nakleder.12 Dersimliler de, Ehl-i Hak gibi, Alide ve muhtemelen Hacı Bektaşa tezahürden, daha ılımlı, ancak kesinlikle daha önemsiz olmayan seyitlerin kutsal varlığına kadar, kutsal yeniden vücut bulmanın çeşitli türlerine açıkça inanırlar. Hiç de saf olmayan Mark Sykes, Dersim aşiretlerinin ismen Şii olmakla birlikte, kendisine panteist gibi göründüğünü yazar.13 &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Güneşe ve doğaya tapınma Dersimlilerin hayatında en az ayin-i cem ve diğer Alevi ritüelleri kadar önemli bir yer tutmuşa benziyor.14 Andranig buna gezegenlere, şimşeğe ve yağmura, ateşe, suya, kayalara, ağaçlara ve diğerlerine tapınmayı da ilave eder (1900:169). Anlatıma göre, Dersimliler her sabah güneş ışınlarının değdiği ilk noktada tapınmaya başlarlardı.15 1920lerde bir geceyi Malatya yakınındaki bir Alevi Kürt köyünde geçiren Melville Chater, bu sabah tapınmasının çok az farklı bir tasvirini yapar: &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Köylüler güneşin doğuşundan önce kalktılar ve tarlalarında çalışmaya başladılar. Güneş yükseldikçe, bütün erkekler, kadınlar ve çocuklar doğuya döndü; güneşin önünde eğilerek kibarca iyi bir gün diledikten sonra günlük işlerine yeniden devam ettiler. (Chater 1928: 498) &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aynı köylüler aynı zamanda (belki sadece belli gecelerde) aya da taparlar: &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Geceleyin tüm köylüler, ayın görünmesini beklemek için, damlara çıktılar. Ay görünür görünmez, Kürtler, önünde yavaşça başlarını eğmek ve yükselen gezegeni derinden selamlamak üzere aynı anda ayağa kalktılar; daha sonra taş merdivenlerinden indiler ve gecede kayboldular. (Chater 1928: 497) &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dersimlilerin güneşe tapınması, özellikle aşağıda söz edilecek olan Yezidilerin benzer âdetlerini kuvvetle hatırlatır. Bu aynı zamanda, en azından 19. yüzyıla kadar Mardin ve Diyarbakır bölgelerinde var oldukları bilinen, şimdi nesli tükenmiş Şemsî (güneşe tapanlar?) mezhebini de akla getirir.16 &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bununla birlikte daha özgül Alevi dinsel âdetleri Dersimlileri Alevi Türklere yakınlaştırır. Gülbank ya da nefeslerinin çoğu Türkçedir; ve 1920den önce de kesinlikle öyleydi. Erzincan valisi olan ve bölgeyi çok iyi bilen Ali Kemaliye göre, hiç Kürtçe gülbank yoktur (Kemali 1992: 154-155); Nuri Dersimi bunu doğrular ve Kureyşli ve Bamasor (Baba Mansur) soylarının seyitlerinin gülbankı Zazacanın eski bir biçiminde okuduklarını iddia eder (Dersimi: 1952: 24). 1949da yazan Hasan Tankut Reşit, Dersimlilerin ancak çok yakın zamanda, Alişer ve Seyyid Rızanın kışkırtmaları ile, Türkçe nefesi kendi dillerinden şiirlerle ikâme etmeye başladıklarını öne sürer.17 &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dersim Alevilerini Alevi Türklere yakınlaştıran bir diğer adet, merkezî Hacı Bektaş tekkesi ile olan ilişkileridir. Burası Molyneux-Seel (1914: 66) tarafından Dersim dışındaki en önemli hac merkezi olarak gösterilmiştir.18 Kuramsal olarak, ortak aşiretlere rehber ve pir olan Dersimli seyitler, Hacı Bektaştaki çelebiyi mürşidleri kabul ederler; ama fiiliyatta diğer soyların seyitlerini pir ve mürşid olarak benimserler ve Hacı Bektaşla çok fazla ilgileri yoktur. Bununla birlikte Batı Dersimdeki üç küçük seyit soyu, Aguçan, Derviş Cemal ve Saru Saltık, Hacı Bektaşça tayin edilen halifenin neslinden geldiklerini iddia ederler (Dersimi 1952: 27-28; Birdoğan 1992: 152-157). &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;TÜRK MÜ, KÜRT MÜ? &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Alevi Kürtler komşularınca genellikle Kızılbaş olarak adlandırılırlar. Cuinetin geç 19. yüzyıl nüfus istatistiklerinde de, başka etno-linguistik ünvanlar kullanılmaksızın aynı adla yer alırlar. Bu ad onları, tabiî ki, takipçileri çoğunlukla Türkmen olan Safevilerle yakınlaştırır. Sümer, Safevilerin Kızılbaş destekçileri üzerine çalışmasında (1976) sadece iki Kürt aşiret cemaatinden söz eder; ki bunlar görece önemsizdirler: Hınıslı ve Çemişgezekli cemaatleri. 16. yüzyılda bugünkü Tahranın güneyinde yaşayan, daha sonra Özbek saldırılarına karşı İranın kuzeydoğu sınırını korumak üzere Şah Abbasca Horasana gönderilen büyük bir Çemişgezek konfederasyonu olduğundan ötürü, ikincilerin çoğu Şahın ardından İrana gitmiş olmalıdırlar. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Alevi Kürtler, sadece bu iki aşiretten arda kalanların ardılları olamayacak kadar çokturlar. Bu, akla Dersimlilerin nereden geldikleri sorusunu getirir ve hem resmî tarih ekolüne bağlı olanlar, hem de liberaller olmak üzere, birçok Türk akademisyence bu soruya verilen cevap, bunların Kürtleştirilmiş (ya da Zazalaştırılmış) Kızılbaş Türk aşiretleri olduğudur. Bu varsayım o kadar mantıklı görünür ki, bazı Batılı akademisyenlerce de hiç sorgulanmadan kabul edilmiştir (örneğin Mélikoff 1982a: 145). Bununla birlikte, Şafi Kurmanciler ile Zazalar arasında neredeyse hiç toplumsal ilişki var olmadığı gerçeği göz önünde bulundurulursa, bu aşiretlerin Kürtçe ya da Zazacayı kimden öğrenmiş olabileceklerini tahayyül etmek güçtür. Öte yandan Sivasta, Kürt ve Zaza Alevilerin, Türkçeyi hiç terk etmemiş olan Alevi Türklerle yakın ilişkileri vardır. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;OSMANLI ÖNCESİ VE ERKEN OSMANLI TARİHİNDE HETERODOKS KÜRTLER &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kürt aşiretlerin (mutlaka Safevi türünün olmasa da) Alevi dinsel fikirlerinin yayılmasındaki rolüne uzun süre değerinin altında paha biçilmiş gibi görünmektedir. Irène Beldiceanu-Steinherrin arşiv araştırmasından elde ettiği bilgilere göre, ilk Bektaşiler göçmen aşiret kabileleridir.19 Osmanlı metinlerinde (Bektaş, Bektaşlu, Bektaşoğulları adlarındaki) bu aşiret gruplarına sayısız atıfta bulunulur; ve bu metinler onlarla Sivastan Malatya, Maraş, Antep kavisi ile Halep ve Adanaya uzanan ve hattâ fazladan daha batıdaki mekânlar arasında ilişki kurar. Belki de daha şaşırtıcı olan, bu aşiretlerdeki Kürt unsura yapılan sarih atıftır. Cevdet Türkay onları Konar-göçer Türkmân Erkâdi taifesinden, göçmen Türkmen Kürtler olarak tasnif eder.20 Aşiretler listesinde sıkça yer alan bu terim, karma yapılı aşiretlere atıf yapar görünmektedir. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Xavier de Ianholun ilk gözlemcilerinden biri olduğu üzere, 11. yüzyıl ve daha sonrasında sayısız Türkmen aşiretlerinin Doğu Anadoluya varışı, yoğun kültürel değişime ve (Kürtlerin iyi otlaklara doğru yaptıkları kısa mesafeli düşey göç ile Türkmenlerin yatay gezginliğini birleştiren) yeni bir tür pastoral göçebeliğe ve farklı kökenlerden küçük grupları birleştiren yeni aşiret oluşumlarına hız verdi. Karakoyunlu ve Akkoyunlu devletleri, Kürt klanları, görünüşe göre Türk unsurlu kendi aşiretlerine dahil etmiş olmalıdır; ve Osmanlı döneminde geniş bir aşiret konfederasyonu olan Boz Iusun Türk unsurlar kadar Kürt unsurlara da sahip olduğu bilinir. Yüzyıllar boyunca izleri sürülebilecek olan bazı aşiretler dillerini Türkçeden Kürtçeye, ya da tam aksi şekilde değiştirdiler; bu aşiretlerin mensuplarının kompozisyonları da zamanla kaymış olabilir.21 &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sözde Bektaşi aşiretler, daha sonra Alevi Kürtlerle karşılaşacağımız bölgelerde bulunurlar. Ancak bunlar, şimdiki Alevi Kürtlerin oluşumunda yer alan sayısız Kürt aşiret unsurlarından yalnızca biri olmalıdırlar. Osmanlı kaynaklarında bazı temel Dersimli aşiretler adlarıyla yer alır. Örneğin Türkay, Lolan, Dirsimli ve (19. yüzyılda Dersimli aşiretlere atıfta bulunmak için kollektif olarak kullandığını gördüğümüz) Dujik/Duşik aşiretlerine dair sayısız vakıadan söz eder ve hepsini Ekrâd taifesinden olarak sınıflandırır; yalnızca tek bir büyük Dersim aşiretinin, Balabanın, Türk olduğu, Yörükan taifesinden olduğu söylenir. Balaban aşiretinin Zazaca konuşmasına rağmen, bugünkü komşularının kabul eder göründükleri bir ad. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkmen aşiretlerin heterodoks fikirlere karşı giderilmesi olanaksız bir eğilimi varken, Kürt aşiretlerin, en azından Osmanlı İmparatorluğuna dahil oldukları dönemde (kabaca 1515), sadık Sünniler olduğu fikri genellikle muhakkak addedilir. Kürtlerin mutaassıp Sünniler oldukları fikrini önde gelen Kürt aileleri ile Sultan Selim ve haleflerinin arasındaki ittifakı bozan diplomat İdris Bitlisi ortaya atmış olabilir. İdris ve oğulları Ebül-Fazl, Sadettin, Hüseyin ve Müneccimbaşı gibi onun izindeki diğer Osmanlı tarihçilerinin yanısıra egemen Kürt ailelerinin tarihçisi Şeref Han Bitlisi, Kürtlerin Safevilere karşı Osmanlıları tercih etmesinin nedenini onların dinsel inançlarına bağlar.22 Sünni ortodoksluğun açıklanması Sultana sadakatin aşikâr bir taahhüdüydü; bu yüzden, Kürt tarihçilerin Kürtlerin ortodoks olduğu konusundaki ısrarı, kendilerinin ne olduğunu bildikleri şeyden çok, Sultanın inanmasını diledikleri şeyi yansıtıyor olabilir. Hayatının hatırı sayılır bir bölümünü Safevilerin hizmetinde harcayan Şeref Han bile, (Osmanlılara açıkça bir siyasal bir tehdit teşkil etmeyen) sayısız Yezididen söz etmekte tereddüt göstermemesine rağmen Kürtlerin (Şii) heterodoksisinden nefret ettiğini vurgulamıştır. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İleride Yezidilere dair birkaç şey söyleyeceğim, ama önce Kürtler arasında aşırı Şii fikirlerin varlığına dair bir iki yorum yapmak isterim. Aslında bunların, sözü geçen Kürt yazarların kabul eder göründüklerinden çok daha yaygın olduğuna dair belirtiler vardır. Hem Şeref Hanın, hem de İdrisin memleketi olan Bitlis, kendi payına düştüğü oranda ortodoks olmayan düşünür yetiştirmiştir. 1450 civarında Giyathuddin al-Astarabadice yazılan Hurifi metni İstivaname, şerî yükümlülüklerin halihazırda cennette yaşandıklarından dolayı gerçek müminleri bağlamadığını iddia eden sapkın bir öğretinin kaynağı olarak Derviş Hacı İsa Bidlisiden söz eder.23 Simav kadısının oğlu Şeyh Bedreddinin fikriyatı üzerindeki etkilerin izi de aynı bölgeye doğru sürülebilir: Bedreddinin asıl mistik hocası, Bitlis yakınındaki bir bölgeden gezgin bir alim olan Hüseyin Ahlatidir.24 &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugünkü Yezidi önderlerinin bazılarının dinlerini aşırı Ali karşıtı bir mezhep olarak sunmaları (hattâ emirlerinin ailesine mensup bir kişinin adı Muaviyedir), Alevi Kürtlerin ve Güney Kürdistandaki Ehl-i Hak/Kakailerin fikir ve fiiliyatlarındaki yakın benzerlikleri görmemize engel olmamalıdır. Bugün soyları tükenmiş olan Şemsîlerin muhtemelen ziyadesiyle benzer bir dördüncü dine sahip olduklarına yukarıda değinilmişti.25 Her dinsel grup arasındaki ilişki, şu ana kadar varsayılandan daha içten olabilir. Bu yüzyılın ilk yıllarında Anadoluyu dolaşarak kafataslarını inceleyen Alman antropolog Felix von Luschan, Alevilerin ve Yezidilerin, en azından bazı komşularınca, bir ve aynı mezhepten olarak algılandığını fark eder: &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Batı Kürdistanda bazı yerlerde aynen Kızılbaşlara benzeyen insanlara Yezidi deniyor ve bunlar Kızılbaşlıkla hiçbir ilgileri olmadığını iddia ediyorlar; diğer yerlerde, Kahtada Böilam Nehrinde* ve yine Diyarbakır yakınlarında bana söylenenlere göre, Yezidi ve Kızılbaş aynı şeyi tanımlamak için kullanılan, biri Arapça, diğeri Türkçe iki ayrı kelime. Bunun doğru olup olmadığını bilmiyorum; ancak, tahkik edebildiğim kadarıyla her iki grubun da itikat ve toplumsal durumları tamamen benzer. (von Luschan 1911: 231) &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Erzincanın doğusunda) Tercanda bir köyde söyleştiğim yaşlı bir Alevi Zaza, Yezidilerle herhangi bir ilişkiyi reddetmekle birlikte, Melek Tausun adını ve beni o zaman etkileyen Yezidi menşeli efsaneleri bilir görünüyordu. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Luschanın Yezidilerin tamamen Kızılbaşlar gibi olduğuna dair gözlemi, onların üzerindeki kafatasları incelemelerine dayanır. Anadolunun tüm sekter Şii gruplarının Likyanın Tahtacı ve Bektaşlarının, İç Anadolunun Kızılbaşlarının (ve onları çok andıran Yezidilerin) olduğu kadar, Ansariyenin (örneğin Nusayrinin) kafataslarına ait indekslerin birbirlerine çok benzer olduklarını bulmuş ve komşuları olan Arap ve Kürt gruplarla aralarındaki farkı göstermek için karşılaştırmıştır. Kafataslarını incelediği tüm mezhepler kısakafalıdır (brachycephalic) ve tüm Sünni komşuları da uzunkafalı (dolichocephalic). Von Luschan, sözlerini ilk anılanların dinlerini korumuş ve bu yüzden yabancılarla dış evlilikten sakınmış, böylece eski karakteristik özelliklerini korumuş olan eski homojen bir nüfusun arda kalanlarını temsil ettiğini söyleyerek bitirir (von Luschan 1911: 232). &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;BENLİĞİN YER DEĞİŞTİREN HAYALLERİ &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Alevi Kürt aşiretlerin bazı yerel tarihçileri, özellikle Fırat, Rişvanoğlu ve Kocadağ, kendilerini en azından kısmen sözel geleneğe dayandırmaya çalışarak, aşiretlerinin Türk kökenlerini şiddetle vurgulamışlardır. Eserleri faydalı bilgi kırıntıları içerir; ancak, bu aşiretlerin resmî Kemalist tarih görüşü uyarınca Türklüklerini kanıtlamaya yönelik siyasal saikli arzuları nedeniyle aşırı ihtiyatla kullanılmalıdırlar. Öte yandan Dersimi gibi diğer yerel tarihçiler Kürtlüklerini vurgulamışlardır ve yakın zamanlarda Dersim kökenli insanlar arasında Kürtlükten farklı bir unsur olarak Zazalığa vurgu yapan bir fikir ekolü vardır (Pamukçu, Selcan, Dedekurban). &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cumhuriyet döneminden önce bu aşiretleri Kürt ya da Kızılbaştan başka bir şekilde adlandıran herhangi bir kaynağa rastlamadım.26 Erzurumdaki Rus konsolosu Jabanın kullandığı 19. yüzyıl ortalarına ait bir Kürt kaynağı, onları (merkezî Dersimde bir dağın adı ve Dersimin dağlık bölgesinin tümüne verilen bir ad olan Dujik Babadan sonra) Dujik Kürtler olarak adlandırır ve şunu ekler: Türkler onları Dujik Kürtler ya da basit Kürtler (Ekrad) olarak adlandırırlarken, gerçek Kürtler de onlara Kızılbaş derler.27 Dersimi 1866da ziyaret eden Diyarbakırdaki Britanya konsolosu Taylor, münhasıran Kızılbaşlardan (ama özellikle alt gruplar olarak Şeyhhasanlı ve Dersimlilerden); bölgeye 1879da giden Avusturyalı görevli Butyka, Dersim Kürtlerinden ve daha dar anlamıyla Seyit Hasanlı Kızılbaş Kürtlerinden söz eder. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bununla birlikte, bu aşiretlerden en azından bazılarının yabancı kökenleri olduğunu imâ eder görünen sözel gelenekler vardır. Taylora (1868: 318) halihazırda Şeyhhasan aşiretinin aslen Horasandan olduğu ve Dersime yakın zamanda Malatya yakınındaki Alacadağ bölgesinden geldiği söylenmiştir. (Taylora göre Dersimliler aslen pagan bir Ermeni neslin ardıllarıdırlar.) Kürt milliyetçisi Nuri Dersimi de çok daha yaygın olduğunu gördüğü bu geleneğe zerre şüphe duymadan işaret eder. Yalnızca Şeyhhasan değil ama bazı başka Dersim aşiretleri (İzoli, Hormek ve Sadi) de, temel seyit soyları Kureyşli ve Bamasoran gibi yüzyıllarca önce Horasandan gelmiş olduklarını iddia ederler (1952: 24-25). Dersimi bu Horasan kökenini, çoğu Kürdün Kürt olduğuna inandığı popüler Alevi kahramanı Horasanlı Ebu Müslim ve ikincil olarak Hacı Bektaş ile ilintilendirir. Bu, şüphesiz, söz konusu geleneğin bu kadar popüler olmasının ve seyitlerden onların müritleri olan aşiretlere yayılmasının bir nedenidir: Horasan Alevilerin anayurdu olarak bilinir. Dersimi bunun yanısıra, bu aşiretlerin bölgeye vardıklarında halen Zazaca konuştuklarını, hattâ kendi zamanında bile sözde seyitlerin Türkçe konuşamadıklarını vurgular. Bu az bir ihtimalle, bu aşiretlerin Türk olduğunu iddia ederek teyit için Horasan bağlantısını gösteren resmî Türk tarih tezine üstü kapalı bir tepkidir. (Cumhuriyet döneminden önce insanların Horasanlıları Türk kökenli saymadıkları görülmektedir.) &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1930larda, birkaç aşiretin kendilerini Moğol işgalinden önce Doğu Anadoluya gelen askerî bir maceracı olan Celaleddin Harzemşahın askerlerinin ardılları saydıkları söylenir.28 1930ların başına ait bir Türk istihbarat raporu, Pülümür bölgesindeki yaşlı erkeklerin hâlâ Celaleddin Harzemşaha dair efsaneleri hatırladıklarını, Dujik Baba Dağının onun mezarı olarak sayıldığını ve bu yüzden aynı zamanda Sultan Baba olarak da bilindiğini kaydeder.29 Bunun yaşayan bir efsane mi; yoksa yakın zamanda, Horasan temasına tarihsel olarak mümkün Türk soyları ile aslında olmayan şeyler ilave eden amatör bir tarihçi tarafından icat edilen bir şey mi olduğu benim açımdan sarih değildir.30 &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Her ikisinde de Sünni Müslüman dayanışmasına kuvvetli bir münacaatın yapıldığı 1. Dünya Savaşı ve Türkiyenin Bağımsızlık Savaşı, bir bütün olarak Dersim toplumu üzerinde bir etki yaratmamıştır. Ruslara ve Ermenilere karşı mücadelede güçlerini Dersimlilerle ikmal etmek isteyen ve Dersimli Alevilerin Bektaşi köylüler gibi olduğuna inanan Jön Türkler, Dersimlileri savaşa teşvik etmesi için Bektaşi Çelebi Celaleddin Efendinin yardımına müracaat ederler. Çelebiye eşlik eden Nuri Dersimiye göre, bu çabalar, merkez Bektaşi tekkesinin Dersimde çok az bir etkiye sahip olduğunu kanıtlayacak şekilde neredeyse tamamen başarısız olmuştur (1952: 94-103). Fırat (1970) kendi aşireti olan Hormekin, aktif olarak yer aldığını öne sürer; ancak, kitabının savunma mahiyetinde olan niteliği bundan bir miktar şüphe duyulmasını haklı kılar. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bağımsızlık Savaşına da olsa olsa isteksiz bir katılım vardır. Baki Özün Doğu Anadolu Alevilerinin bu erken dönemde Mustafa Kemali Alinin ve Hacı Bektaşın don değiştirmesi olarak kabul ettiklerine dair iddiası (1990: 29) muhtemelen bir tarih hatasıdır ve daha sonraki bir döneme atıfta bulunur. Bölgenin ilk cumhuriyet valilerinden biri olan ve kitabını savaştan sadece on yıl sonra yazan Ali Kemali, daha güvenilir bir kaynaktır ve o sadece Ankara hükümetine karşı bölücü Kürt isyanlarından söz eder. Mustafa Kemalin kimi önemli aşiret reislerini atamaya ve milletvekili yapmaya çalıştığı doğrudur. Ancak Kemalist hareket (Sünni) Müslüman bir hareket olarak göründüğü müddetçe, Dersimde çok fazla şevk yaratmamış; yeni bir hükümet olması, sıradan Dersimli Alevi için onu sadece daha az çekici kılmıştır. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kürt milliyetçiliği bu dönemde Dersim ve Sivas halkları arasında belirgin bir takipçi kitlesi bulmuştur. Yeni doğan Türkiyede kesinlikle milliyetçi Kürt kimliği olan ilk ayaklanma, Dersimden de bir miktar yankı bularak, Koçgiriler arasında zuhur etmiştir.31 Kürdistan Teali Cemiyetini örgütleyenlerden biri olan Nuri Dersimi, Sivasta sadece Kurmanci ya da Zazaca konuşan Alevilerin değil; ama aynı zamanda Türk olarak görülen yeni Ankara hükümetine açıkça muhalefet eden Alevi Türklerin de Kürt milliyetçi birliğine katıldığını ve kendilerini Kürt olarak adlandırmaya başladıklarını nakleder (Dersimi 1952: 64-65). Bunun bir Kürt isyanı olduğu, (Kürte Kürt diyen son Türk yazarlardan biri olan) Ali Kemali tarafından da kabul görür. Ama, Dersiminin Alevi Türklere dair gözlemleri ve isyanın Sünni Kürtler arasında destek bulmaması göz önünde bulundurulduğunda, bu bir Kürt isyanı olduğu kadar açıkça bir Alevi isyanıdır da. En karizmatik önder olan Alişêr, yukarıda söylendiği gibi, aynı zamanda yöneliminin laik Kürt milliyetçisi değil, Alevi ve Kürt olduğunu gösterir bir şekilde, Türkçe yerine Kurmanci dilinde nefes derlemeye başlar. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Uzun bir çatışma tarihine sahip oldukları Sünni Zazalar ve Kurmanci konuşanlarla çevrilmiş olan daha doğuda (Bingöl, Muş, Varto) yaşayan Alevi Kürtler, kendilerini Kürt addetmeye daha az meyillidirler. Geleneksel düşmanları, hem milliyetçi, hem Sünni Kürt nitelikli Şeyh Sait İsyanında yer aldıkları zaman, bu aşiretler, özellikle Hormek ve Lolan, Kürtlere karşı çıkarak Kemalist hükümetle kaderlerini birleştirdiler (Fırat 1970 [1945]). Bu aşiretlerin egemen seçkinlerinin bir kısmı, en azından 1930lardan bu yana kesin olarak kendilerini Türk olarak tanımladılar; bunun sadece Kürtlerin yokluğunu iddia eden resmî görüşe bir cevap mı olduğu, yoksa eski bir kökene mi dayandığı henüz bilinememektedir. (Bununla birlikte, Osmanlı kaynaklarında bu aşiretler Kürt olarak anılırlar.) &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;RESMÎ TARİH ALEVİ KÜRTLERİ TANIMLIYOR &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kemalizmin Kürtler hakkındaki görüşü, her zaman içsel çelişkilerle dolu olmuştur. Bir yandan resmî görüş onların Türk olduklarını iddia ederken; öte yandan, Türk olmadıkları için onlara hiçbir zaman güvenilmemiş ve onları asimile ederek Türk olmayan özelliklerini kaybettirmek için kasti girişimlerde bulunulmuştur. Alevi Kürtlere karşı tutum çok daha paradoksal ve tutarsız olmuştur. Alevi olduklarından ötürü, bir yandan İslâmın gerçek bir Türk versiyonuna bağlı oldukları için ve Kemalistlerin laikleşme programının doğal müttefikleri olarak selamlanmışlar; öte yandan, Zazalıkları ve Kürtlükleri onları yabancı ve güvenilmez kılmıştır. Alevi Kürtlerin dinsel törenlerde kullandıkları dilin Türkçe olduğu gerçeği, onların kolay asimile olacaklarına dair umut verici ihtimaller sunar görünmekle birlikte, Alevi Kürtlerin devlete muhalefetlerinin tarihi onları ziyadesiyle şüpheli kılmıştır. Nitekim, 1930ların başında Jandarma tarafından Dersim üzerine hazırlanan bir çalışmada şu gözlemler yer almıştır: &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;[Zaza Alevilere gelince:] Bunlarda mezhep ve ibadet dili Türkçedir. Ayinlerde iştirak edenler Türkçe konuşmak mecburiyetindedir. Bu mecburiyettir ki Alevi Zazalık asırlardan beri ihmal edildiği halde Türklükten pek de uzaklaşmamış Dersim Alevileri arasında cevap istememek şartiyle Türkçe meram anlatmak mümkündür. Şayanı nazar ve esef olan nokta şudur ki 20-30 yaşından yukarı yaşlı her fertle Türk dili ile mütekabilen anlaşmak ve dertleşmek mümkün olduğu halde bunun [... (?)] Türk dili tamamen Zazalaşmakta ve halen 10 yaşından küçük çocuklarda ise Türk diline rastlamak imkânı kalmamaktadır. Bu netice Dersim alevi Türklerinin de benliklerini kaybetmeye başladıklarına ve ihmal edilirse günün birinde Türk dili ile konuşana tesadüf edilemeyeceğine delildir. (Jandarma Umum Kumandanlığı ty: 38-39) &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Böylece Alevi Zazalar tedricen Zazalaştırılmış, Türk kökenliler olarak sunulurlar. Bununla birlikte, hemen ardından gelen paragraf onları Türklükten ayıranın dilin ötesinde bir şey olduğunu iddia eder: &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aleviliğin en kötü ve tefrika değer cebhesi Türklükle aralarında derin uçurumdur. Bu uçurum kızılbaşlık itikatıdır. Kızılbaş, Sünni müslimini sevmez, bir kin besler, onun ezelden düşmanıdır. Sünnileri rumi diye anar. Kızılbaş ilahi kuvvetin hamili bulunduğunu ve imamların sünnilerin elinde işkence ile öldüğüne itakat ederler. Bunun için sünnilere düşmandır. Bu o kadar ileri gitmiştir ki kızılbaş Türk ile sünni ve Kürt ile kızılbaş kelimesini aynı telâkki eder. (Jandarma Umum Kumandanlığı ty: 38-39; vurgular bana ait.) &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu son gözlem, Fıratın iddiası gibi daha sonra özür diler mahiyette yazılanların tam tersidir: Dersimliler için, Kürt ile Kızılbaş ve Türk ile Sünni özdeştir. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Alıntılanan rapor, resmî tarihin aslî mimarlarından biri olan Hasan Reşit Tankutun eserine çok şey borçludur.32 Hasan Reşit Tankut, 1920lerin sonlarından 1960lara dek, etnopolitika üzerine birçok araştırma raporu ve diğer etnik grupların nasıl Türkleştirileceği gibi siyasa önerileri yazdı. Daha önce yayımlanmamış, büyük ölçüde gizli eserlerinin bir kısmı yakın zamanda Mehmet Bayrak tarafından yayımlanmıştır (1993, 1994). Yukarıdaki alıntılar, 1928 yılında, muhtemelen Tankut tarafından Birinci Umum Müfettişi (o dönemin olağanüstü hal valisi) İbrahim Taliye sunulan anonim raporda yer alan görüşleri tekrar eder. Doğu Anadoluyu çok iyi bilen Tankut, gizli raporlarında Kürtlerin Türk olduklarını asla iddia etmedi; ancak, Alevilerin dinsel törenlerde Türkçe kullanmalarının, Şafi Zazalara nispeten onları asimile etmeyi kolaylaştıracağını yazdı (Bayrak 1993: 510-523; özellikle 515). &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tankut, tümünü Kürt terimi altında toplamakla birlikte, bütün yazılarında Sünniler ile Aleviler, Kürtler ile Zazalar arasında belirgin bir ayrım yaptı. Hem Şafi, hem Alevi Zazalara dair bir çalışmasında (1994a), bunların dinlerinin (Tanrı için Homay kelimesini kullanmalarının misal teşkil ettiği) İranî arkaplanını vurguladı. Alevilerin inancındaki Zerdüştçü etkileri açıkça benimsemesine rağmen, kökenlerinin Türk olduklarını ve yeniden Türk yapılabileceklerini (yapılmaları gerektiğini) düşünmüştür. Tavsiyesi, daha kolay Türkleştirilebilmeleri için, (Sünni) Zazaların, Kurmancilerin ve Dersim Alevilerinin mümkün olduğu kadar birbirlerinden ayrı tutulmalarıdır. 1960 darbesinin şafağında yazılmış bir siyasa raporunda, Zazalar ile Kurmancilerin yerleşim bölgeleri arasındaki 50 kilometrelik geniş koridora Türkleri yerleştirerek, aralarına kelimenin tam anlamıyla bir takoz konmasını önermiştir (1994c). &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;KENDİNİ ZAZA, ALEVİ VE DERSİMLİ OLARAK TANIMLAYAN ETNİK KİMLİKLER &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kürt milliyetçiliğinin 1960ların sonu itibariyle kitlesel bir hareket olarak ortaya çıkışı, birçok Alevi Kürtü öncelikli olarak Kürtlüklerini öne sürmeye ikna etti. Dersimliler güya bütün Kürt yapılanmalarında çok iyi temsil edildiler; gerilla savaşına hazırlandığına ve 1971de Irakta gizemli bir şekilde öldürüldüğüne inanılan karizmatik solcu milliyetçi önder Dr. Şivan (Sait Kırmızıtoprak), sadece bir Dersimli değildi; aynı zamanda Hormek aşiretine mensuptu ki, aynı aşirete mensup olan M.Ş. Fırat Türk oldukları konusunda ısrar etmiştir. Birçok genç Alevi Kürtün (TKP-ML/TİKKOnun en etkili olduğu) özgül olarak Kürt olmayan sol örgütlerde etkin olarak yer almayı tercih ettikleri doğrudur; ancak Kürtlüklerinden asla şüphe etmemişlerdir. Kuşkusuz, en azından kısmen Kürt ve solcu partilerin altyapılarındaki tahribatın ve yeniden yapılanmadaki sorunlu sürecin bir sonucu olarak, bu durum 1980lerde değişmeye başladı. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkiyede yeni ortaya çıkan Zaza ve Alevi milliyetçilikleri, Kürt milliyetçiliğinin gelişmesiyle diyalektik bir ilişkinin parçasıdır. Büyük şehirlerde modern bir Kürt bilinçliliğine ivme kazandıran şehirleşme ve göç süreci, aynı zamanda Alevi köylüleri de (Türkçe konuşanlar gibi, Kürtçe ve Zazaca konuşanları da) bölgenin Sünni kasabalarına getirmiş ve kısıtlı kaynaklar için Sünni komşularıyla doğrudan mücadele etme durumunda bırakmıştır. 1970lerin siyasal kutuplaşması, sağcı ve solcu radikallerin bu cemaatleri ikmal bölgeleri olarak seçerek, karşılıklı şeytanlaştırmaya katkıda bulunmalarıyla (faşist Sünnilere karşı komünist Aleviler) Sünni-Alevi zıddiyetini şiddetlendirdi. Bir dizi kanlı Sünni-Alevi çatışmasının, ki belki Alevi karşıtı katliamlar olarak adlandırmak daha doğru olur, ortak bir Alevi bilinçliliğini güçlendirmede etkisi büyük oldu.33 Bu çatışmaların yer aldığı bölgede, Kürt ya da Türk olmak çok da önemli değildi; kişinin aslî kimliği dinsel olandı. Bu ayrışmanın her iki tarafında da Pan-Türkçü Milliyetçi Hareket Partisini destekleyen Kürtlerin ve Kürt olduklarını iddia eden Türkçe konuşan genç Alevilerin durumunda olduğu gibi şaşırtıcı bir olguya ivme kazandıran hem Türkler, hem Kürtler vardı. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1980ler Aleviliğin, Batı Avrupadaki Türk ve Alevi göçmen cemaatler arasında gerçek bir kültürel ve dinsel yeniden doğuşuna tanıklık etti. Farklı eğilimlerden eylemciler, solcular, Sünni Müslümanlar, faşistler, Kürt milliyetçileri daha önceden bu cemaatleri örgütleme girişimlerinde bulunmuşlardı, ancak Türkiyedeki 1980 askerî darbesi gerçek bir dönümü simgeler. Öngörülemeyen sayıda tecrübeli örgütçü, sığınmacı olarak Batı Avrupaya geldi. Bunlar arasında en başarılı olanlar, radikal Sünni Müslümanlar ve daha sonra içlerinden PKKnin tedricen baskın hale geleceği Kürt milliyetçileriydi. Bu arada Türkiyedeki rejim, belli başlı cami federasyonlarını alarak ve Sünni İslâmın Türk-İslâm sentezi olarak bilinen aşırı muhafazakâr ve milliyetçi kanadını destekleyerek göçmen cemaatler üzerinde yeniden denetim sağlama çabasına girdi. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Uzun zaman kimliklerini gizli tutmalarının ve hattâ dinsel aidiyetlerini gizlemelerinin ardından, Alevilerin de örgütlenmeye başlamaları, muhtemelen Almanyada artan dinsel Sünni etkinliklerine bir tepki ve kısmen de bir özentidir. İlk defa büyük Alevi dinsel törenleri kamuya açık olarak düzenlendi (Cumhuriyetçi Türkiyede bu törenler resmî olarak yasaklanmıştı ve olsa olsa yarı gizli düzenleniyordu). Alevi örgütleri kuruldu ve bu örgütler, daha önceleri çeşitli solcu ve Kürt yapılanmalarda ön planda yer alan birçok genç Aleviyi çekti. Küçük solcu örgütlenmelerden birkaçının mensupları tamamen Aleviydi; bu tarihten sonra bunlar da Marksist-Leninist kimliklerinin yanısıra Alevi kimliklerini vurgulamaya ve Alevistandan kendi yurtları olarak söz edecek kadar, Alevilerin bir tür ulus olduğunu düşünmeye meylettiler.34 Dışarıdaki bu faaliyetler, tedrici siyasal liberalleşmenin, dinsel ve toplumsal Alevi örgütlerinin kuruluşunu mümkün kıldığı Türkiyede de Alevi uyanışını harekete geçirdi. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türk hükümeti 1980lerin sonunda, Alevilere yatıştırıcı jestlerde bulunmaya başlayarak, cemaatin devletten yabancılaşmasını nötralize etmeye ve radikal Kürt hareketi PKKnin Kürt (ve Zaza) Aleviler arasında daha fazla destek kazanmasını önlemeye yönelik geçirgen bir çaba ile onlara, kesin bir biçimsel tanınma sundu. Aslında, PKKnin kuruluşunu gerçekleştirmekte büyük zorluklarla karşılaştığı ve her zaman diğer siyasal radikal hareketlerle yarışmak zorunda kaldığı bölge, büyük ölçüde Zazaca konuşanların ve Alevilerin bulunduğu Dersimdi (şimdiki Tunceli ili ve komşu bölgeleri). Dersim halkı, en azından 1960lardan beri, her zaman Kürt milliyetçiliğinden ziyade solcu radikalizme meyilli olmuştu. Başlangıçta militan bir şekilde din karşıtı olan PKK, 1980lerin ortalarında, Sünni bölgelerde daha çok halk desteği bulmaya yönelik başarılı bir girişimle, gittikçe Sünni İslâma karşı uzlaşmacı bir tavır benimsedi. Bu aşikâr bir şekilde, PKKnin Aleviler arasındaki popülerliğine bir katkıda bulunmadığı gibi muhtemelen Alevi öznelliğini güçlendirdi. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;PKKye göre, tüm Alevi uyanışı, Kürtler arasına ayrımcılık ekmek için doğrudan devletçe yönetiliyordu ve buna önayak olanların tümü ajandı. Bu aynı zamanda, Alevilerin PKKden soğumalarına yol açacak şekilde partinin kendi saflarındaki Alevilerden kuşkulanmasına ve onların tasfiyesine yol açtı. Dinsel boyutunun gittikçe daha fazla farkına vararak, aslî bir kimlik olarak Aleviliğe yeniden yapılan vurgu, büyük ölçüde Sünni köktenciliğine ve kapsayıcı Kürt milliyetçiliğine karşı bir tepkidir. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Her ne kadar bazen başka etnik sadakatler altında örtülü olsa da, her zaman müstakil bir Alevi bilinçliliği olagelmiştir. Bununla birlikte, şu anki Zaza milliyetçiliği tamamen yeni bir şeydir; ve buna kendilerini Kürt olarak tanımlayan sayısız Zazaca konuşan insan tarafından şiddetle karşı çıkılmaktadır. Zaza milliyetçiliğinin ortaya çıkış koşulları için, (olanların tümünü Türk istihbarat servislerinin işi olarak gören popüler komplo kuramına inanmadıkça) Türkiyeden ziyade, yeniden Batı Avrupadaki göçmen cemaatlere bakmamız gerekecek. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkçe dışında tüm yerel dillerin yasaklandığı Türkiyede, kişinin kökensel olarak Kurmanci ya da Zazaca konuşması önemli görünmemiştir. Buna karşılık Avrupada, Kürt eylemcilerin göçmen Kürt işçilerini harekete geçirebilmek için bulundukları girişimlerden biri, Türkiyeden göçmen olarak gelen herkesin ana dilinin Türkçe olmadığının resmen tanınması ve Kürtçenin okullarda ana dillerden biri sayılması için, ana dilde eğitimdir. Bu Zazaca konuşanları kaba bir ikilemle karşı karşıya bırakmıştır: Onlar da çocuklarına Alman okullarında ana dil olarak Türkçe yerine Kurmanci öğretilmesini talep etmeli midirler? Bazıları, kendi bölgelerinde kendilerinden önceki kuşaklar her zaman Kurmanciyi lingua franca olarak öğrenmiş oldukları için bunu talep ettiler; ancak belirgin bir huzursuzluk baki kaldı. Bu Zazaca konuşanlarla Kurmanci konuşanların çıkarlarının açıkça özdeş olmadığı bir meseleydi. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çatışma tohumları içeren benzeri bir diğer mesele, Türkiyede ve özellikle Avrupada sürgünde basılan Kürt gazetelerinde kullanılacak dildi. 1960 ve 1970ler boyunca birkaç gazete yayımlandı ve birçoğu, en fazla bir Kürtçe şiire yer vererek tamamen Türkçe yayımlanmış gazetelerdi.35 Türkçeye hiç yer vermeyen ilk dergi İzmirde yayımlanan, kısa ömürlü olmuş kültür dergisi Tirêjdir. Bu aynı zamanda, küçük bir Zazaca bölümü olan ilk önemli modern Kürt dergisidir.36 1980 askerî darbesinin ardından, Türkiyede Kürtçe yayımcılık faaliyetleri artık mümkün olmamış; ancak yazarlar ve gazeteciler Avrupada sürgünde, özellikle İsveçte faaliyetlerine devam etmişlerdir. Burada Kurmanci edebiyatında gerçek bir uyanış yaşanmıştır. Çocuk kitapları, halk masalları derlemeleri, ilk romanlar basılmış ve her türden birçok gazete yayımlanmıştır. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İran devrimi ve Irak-İran savaşı da Kürdistanın diğer bölgelerinden çok sayıda entellektüeli göçmen olarak Avrupaya getirmiştir. 20. yüzyılın başından beri ilk defa, önemli ölçüde ortak Kürt kültürel faaliyetleri gerçekleşmiştir. Pariste, önemli bir kütüphaneye ve yayımlanan değişik dergilere sahip ilk önemli Kürt enstitüsü olan Kürt Enstitüsü kurulmuştur. Ortak bir standart dile dair eski rüya yeniden su yüzüne çıkmış; ancak ne Kurmanci ne de Sorani konuşanlar ötekine imtiyaz tanımadıklarından, Kürdistanın tüm kesimlerinden okuyucuları hedef alan dergiler, hem Kurmanci hem de Sorani dillerinde bölümlere yer vermişlerdir. Kürt Enstitüsünce yayımlanan edebiyat dergisi daha sonra üçüncü Kürt dili olarak Zazaca bir bölüm yayımlamaya karar vermiştir.37 Bu, siyasal nedenlerden ötürü dilsel ayrımcılığa şiddetle muhalefet eden belli milliyetçi entellektüel çevrelerde sert olumsuz tepkilere yol açmıştır. Bunların bir kısmı, sentetik bir birleşik Kürt dili için çalışmış; diğerleri iki yazılı Kürt diline tahammül edebileceklerini düşünmüşler; ancak daha önce neredeyse hiç yazılı geleneğe sahip olmayan Zazacayı bir diğer yazılı dil olarak geliştirmenin Kürt ulusu arasına ayrılık tohumları ekmek olacağına karar vermişlerdir. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yazılı Zazacanın geliştirilmesi ya da yasaklanmasına dair tartışma, sürgündeki Zaza entellektüellerinin küçük çevresinde, fikir ayrılıklarına yol açan büyük bir etki yarattı. 1980lerin sonunda ilk Zaza dergisi yayımlandı ve kesinlikle Kürtçe değildi. Dergide Zazaca, Türkçe, İngilizce makaleler vardı; ama Kürtçe yoktu. Zazalardan, kimlikleri uzun zamandan beri sadece Türk devletince değil, Kürtlerce de reddedilen ayrı bir halk olarak söz ediyor; ve coğrafi bir ad olarak Kürdistan terimini reddettiğini belirterek, Zazaların eski yurdu için Zazaistan kelimesini icat ediyordu.38 Derginin ilk başta çok küçük bir okuyucu çevresi oldu; ama kızgın Kürt tepkileri her şeye rağmen derginin söylediği bir söz olduğunu gösterdi ve tedricen artan sayıda Zaza derginin görüşlerini benimsedi. Halen örgütlü bir milliyetçi Zaza hareketi görünmemektedir; ama, hepsi Zazaların Kürtlerden farklı olduklarını iddia eden, Avrupada yayımlanan iki yeni dergi ve Türkiyede yakın zamanda çıkan bir dizi kitapçık ile yayımcılık faaliyetleri giderek artmaktadır.39 &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tartışma hâlâ gelgit halindedir ve tartışmada taraf olanlar görüşlerini gözden geçirmeyi sürdürüyorlar. Sürgündeki Zaza Alevi eylemcilerinin önde gelenlerinden Seyfi Cengiz, yeni siyasal ve kültürel dergisi Desmala Surenin ilk sayısının giriş makalesinde, milliyetçi Zaza-Alevi bir duruşa nasıl ulaştığını yazdı. Dergi, Dersim Komünist Hareketini ya da (Zazaca) Kırmanc Komünist Hareketini Kırmanc Dersimdeki Zazaların kendi dillerinde kendilerini tanımladıkları kelimedir temsil ettiği iddiasındadır. Cengiz şunları söyler: &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir ara Dersim isyanlarının ulusal olmadıklarını söylemiştim; fakat bu görüşü çoktan bıraktım. Dersim isyanlarını Zaza Hareketleri olarak tanımıştım bir yazımda. Şimdi bu noktada bir düzeltme yapmam gerekiyor: Dersim isyanları Kırmanc-Alevi isyanlarıdır. Koçgiri isyanını da Dersim isyanları arasında düşünüyorum. Koçgiri, Batı Dersimin bir parçasıdır. Şeyh Sait isyanına ulusal bir isyan diyorum şimdi. Şeyh Sait isyanının bir Zaza isyanı olduğunu söylemiştim 1987de. Bu görüşümü koruyorum. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tüm bu ayrımcılığa karşı PKK, kişinin asla [Kürt] kimliğini unutmaması gerektiği uyarısı ile (adını Alevilere yönelik olarak belirlediği) Zülfikar sancağını kaldırdı. Alevi köylülerle, özellikle Kürtçe ve Zazaca konuşanlarla, gene Aleviliğin devlet tarafından hükmedilen türü olarak görülen Bektaşilik arasındaki ilişkilere son vermek üzere bir girişim başlattı. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;KAYNAKLAR &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Andranig 1900: Tersim. Tiflis. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Andreasyan, Hrand D. 1964: Polonyalı Simeonun Seyahatnamesi 1608-1619. İstanbul: İÜ Edebiyat Fakültesi Yayınları. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Anon 1994: Birinci Umumi Müfettişliğin isteğiyle hazırlanan Dersim yöresi aşiret yerleşim listesi, Mehmet Bayrak (der.), Açık-Gizli/Resmî-Gayriresmî Kürdoloji Belgeleri içinde. Ankara: Öz-Ge. ss. 271-294. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Anon 1995: Forced evictions and Destruction of villages in Dersim (Tunceli) and the western part of Bingöl, Turkish Kurdistan, September-November 1994. Amsterdam: SNK. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Asatrian, G.S.&amp;Gevorgian, N. Kh. 1988. Zaza miscellany: Notes on some religious customs and institutions, A green leaf. Papers in honour of Proffesor Jes P. Asmussen [=Acta Iranica, XII/.Leiden: Brill. ss. 499-508. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Avcı, A. Haydar 1993: Devlet ve Alevilik, Berhem, 6-7, ss. 19-30. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Babinger, Franz 1921: Schejct Bedr ed-Din, der Sohn des Richters von Simav, Der Islam, 11, ss. 1-106. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Barnum, Rev. H.N. 1890: The Kuzzel-bash Koords, Missonary Herald, 1890, ss. 343-346. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Başbuğ, Hayri 1984a: İki Türk boyu Zaza ve Kurmancalar. Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Başbuğ, Hayri 1984b: Göktürk-Uygur Zaza Kurmanç Lehçeleri Üzerine Bir Araştırma. Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bayrak, Mehmet (der.) 1993: Kürtler ve Ulusal-Demokratik Mücadeleleri. Gizli Belgeler Araştırmalar Notlar. Ankara: Öz-Ge. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bayrak, Mehmet 1994: Açık-Gizli/Resmî-Gayriresmî Kürdoloji Belgeleri. Ankara: Öz-Ge. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bender, Cemşid 1991a: Kürt Tarihi ve Uygarlığı. İstanbul: Kaynak Yayınları. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bender, Cemşid 1991b: Kürt Uygarlığında Alevilik. İstanbul: Kaynak Yayınları. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Berhem Redaksiyonu 1992: Bazı olumsuz propaganda, eleştiri ve yakıştırmalar üzerine, Berhem, 3 (Eylül), ss. 6-11. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Beşikçi, İsmail 1990: Tunceli Kanunu (1935) ve Dersim Jenosidi. İstanbul: Belge Yayınları. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Birdoğan, Nejat 1992: Anadolu ve Balkanlarda Alevi Yerleşmesi: Ocaklar-Dedeler-Soyağaçları. İstanbul: Alev Yayınları. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Blau, O. 1862: Nahrichten über kurdiche Stämme - III: Mittheilungen über die Dusik-Kurden, ZDMG, 16, ss. 621-627. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Brant, J. 1836: Journey through a part of Armenia and Asia Minor 1835, Journal of the Royal Geographic Society, 6. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bruinessen, Martin van 1989: The ethnic identity of the Kurds, Peter A. Andrews, Ethnic groups in the Republic of Turkey içinde. Wiesbaden: Dr. Ludwig Reichert, ss. 613-621. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bruinessen, Martin van 1992: Kurdish society, ethnicity, nationalism and refugee problems, Philip G. Kreyenbroek &amp; Stephen Sperl (der.), The Kurds: A contemporary overview içinde. Londra: Routledge, ss. 33-67. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bruinessen, Martin van 1994a: Genocide in Kurdistan?: The supression of the Dersim rebellion in Turkey (1937-38) and the chemical war against the Iraqi Kurds (1988), George J. Andreopoulos (der.), Genocide: Conceptual and historical dimensions içinde. University of Pennsylvania Press. ss. 141-170. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bruinessen, Martin van 1994b: Nationalisme kurde et ethnicités inta-kurdes, Peuples Méditerranéens, 68-69, ss. 11-37. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bruinessen, Martin van (hazırlanıyor): Satans psalmist: Some heterodox beliefs and practices among the Ahl-e Haqq of the Guran District. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bulut, Faik (der.) 1991: Belgelerle Dersim Raporları. İstanbul: Yön Yayıncılık. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bumke, Peter 1979: Kızılbaş-Kurden in Dersim (Tunceli-Türkei). Marginalität und Häressie, Anthropos, 74, ss. 530-548. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bumke, Peter 1989: The Kurdish Alevis - boundaries and perceptions, Peter A. Andrews, Ethnic groups in the Rebublic of Turkey içinde. Weisbaden: Dr. Ludjig Reichert. ss. 510-518. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Butyka, Desiderus 1892: Das ehemalige Vilajet Derssim, Mittheilungen der Kaiserlich-Königlichen Geographischen Gesellschaft, 35, ss. 99-126, 194-210. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cahen, Claude 1968: Pre-Ottoman Turkey. Londra: Sigwick &amp; Johnson. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Campanile, Giuseppe 1818: Storia della regione de Kurdistan e delle sette ivi esistenti. Napoli: Fratelli Fernandes. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Chater, Melville 1928: The Kızılbash clans of Kurdistan, National Geographic Magazine, 54. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dedekurban, Ali Haydar 1994: Zaza Halk İnançlarında Kültler. Ankara: Zaza Kültürü Yayınları. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dersimi, M. Nuri 1952: Kürdistan Tarihinde Dersim. Halep: Anı Matbaası. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dersimi, M. Nuri 1992: Dersim ve Kürt Milli Mücadelesine Dair Hatıratım, sadeleştirerek, notlayarak ve resimleyerek yayına hazırlayan Mehmet Bayrak. Ankara: Öz-Ge Yayınları. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Düzgün, Mustafa 1988a: Torey ve adete Dersimi, Berhem, 1, ss. 34-40. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Düzgün, Mustafa 1988b: Torey ve adete Dersimi, Berhem, 2, ss. 18-27. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Düzgün, Mustafa 1993: Sivas katliamı ve Alevi sorunu, Berhem, 6-7, ss. 7-18. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Düzgün, Mustafa &amp; Comerd, Munzir &amp; Tornecengi Hawar 1992: Dêrsim de diwayi, qesêpi-kalikan, erf u mecazi, çibenoki, xeletnayêni [Dersimde dualar, atasözleri, mecazlar, bilmeceler, şaşırtmacalar]. Ankara: Çapxane Berheme. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Feber, Oda &amp; Grässlin, Doris 1988: Die Herrenlosen: Leben in einem kurdischen Dorf. Bremen: edition CON. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Fırat, M. Şerif 1970: Doğu İlleri ve Varto tarihi, 3. baskı. Ankara: Kardeş Matbaası. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Izady, Mehrdad R. 1992: The Kurds: A concise handbook. Washington: Taylor &amp; Francis. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Jaba, Alexander 1860: Recueil de notices et récits kourdes. St. Petersbourg. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Jandarma Umum Kumandanlığı (tarih yok): [c. 1935] Dersim [Gizli ve zata mahsustur]. Ankara: T.C. Dahiliye Vekaleti Jandarma Umum Kumandanlığı. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kemali, Ali 1932: Erzincan Tarihi: Tarihî, Coğrafî, İçtimaî, Etnografî, İdarî, İhsaî Tetkikat Tecrübesi. İstanbul: Resimli Ay Matbaası. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kemali, Ali 1992: Erzincan: Tarihi, Coğrafi, Toplumsal, Etnografi, İdari, İhsai, İnceleme Araştırma Tecrübesi. İstanbul: Kaynak Yayınları. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kieser, Hans-Lukas 1993: Les Kurdes alévies face au nationalisme turc kémaliste. Lalévité du Dersim et son role dans le premier soulévement kurde contre Mustafa Kemal (Koçgiri, 1919-1921). Amsterdam: MERA [Occasional Paper no. 18]. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kieser, Hans-Lukas 1994: LAlévisme kurde, Peuples Méditerranéens, 68-69, ss. 57-76. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kocadağ, Burhan 1987: Lolan Oymağı ve Yakın Çevre Tarihi: Yalova: Kendi yayını. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Komal 1975: Koçgiri Halk Hareketi 1919-1921. Ankara: Komal. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Luschan, Felix von 1891: Die Tachtadschy und andere Überreste der alten Bevölkerung Lykiens, Archiv für Anthropologie, XIX, ss. 31-53. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Luschan, Felix von 1911: The early inhabitants of Western Asia, Journal of the Royal Anthropological Institute, 41, ss. 221-224. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Malmisanij 1988: Dimilli ve Kurmanci lehçelerinin köylere göre dağılımı, Berhem, 2 (Gulan 1988); 3 (Ilon 1988), ss. 2: 8-17, 3: 62-67, 4: 53-56. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mélikof, Iréne 1982a: LIslam hétérodoxe en Anotolie, Turcica, XIV, ss. 142-154. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mélikof, Iréne 1982b: Recherches sur les composantes du syncrétisme Bektachi-Alevi, Studia turcologia memoriae Alexii Bombaci dicata içinde. Napoli: Istituto Universitario Orientale. ss. 379-395. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Molyneux-Seel, L. 1914: Journey into Dersim, Geographical Journal, 44, ss. 49-68. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Niebuhr, Carsten 1780: Reize naar Arabië en andere omliggende landen. deel 2. Amsterdam/Utrecht [=Reisebeschreibung nach Arabien und andern umliegenden Ländern, vol. 3. Copenhagen 1774-78]. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Öz, Baki 1990: Kurtuluş Savaşında Alevi-Bektaşiler. İstanbul: Can Yayınları. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Özkan, Halis 1992: Völker und Kulturen in Ostanatolien. Beiträge zur Geschichte and Ethnographie des Dorfes Muhundu in Ostanatolien, Regierungsbezik Tunceli (ehemals Dersim). Wuppertal: Deimling Wissenschaftliche Monographien. [=Diss. Fernuniv. Hagen, 1991] &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Öztürk, Hıdır 1984: Tarihimizde Tunceli ve Ermeni Mezalimi. Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Öztürk, S. 1972: Tuncelide Alevilik. İ.Ü. Ed. Fak. Sosyoloji Bölümü mezuniyet tezi. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Pamukçu, Ebubekir 1992: Dersim Zaza Ayaklanmasının Tarihsel Kökenleri. İstanbul: Yön Yayıncılık. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Riggs, Rev. Henry H. 1911: The Religion of Dersim Kurds, Missionary Review of the World (New York), 24, ss. 734-744. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Rişvanoğlu, Mahmut 1975: Doğu Aşiretleri ve Emperyalizm. İstanbul: Türk Kültür Yayını. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Rişvanoğlu, Mahmut 1994: Saklanan Gerçek: Kurmançlar ve Zazaların Kimliği, 2. cilt Ankara: Tanmak. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ritter, Hellmut 1954: Studien zur geschichte der islamischen frommigkeit. II. Die anfänge der Hurufisekte, Oriens, 7, ss. 1-54. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Rotkopf, Paul 1978: Beobachtungen und Bemerkungen über eine kurdische Bevölkerungsgruppe, Jürgen Roth (der.) Geographie der Unterdrückten içinde. Reinbek bei Hamburg: Rowolth. ss. 118-139. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Selcan, Zilfi 1994: Zaza Milli Meselesi Hakkında. Ankara: Zaza Kültürü Yayınları. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sevgen, Nazmi 1950: Yaşayışları şimdiye kadar gizli kalmış bir aşiret: Zazalar, Tarih Dünyası 10-13, ss. 410-413, 439, 465-568, 482, 510-515, 565-570. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sevgen, Nazmi 1951: Efsaneden hakikate, Tarih Dünyası, 21, ss. 882-886. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sevgen, Nazmi 1968: Kürtler III, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, 7, ss. 57-61. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sümer, Faruk 1976: Safevi Devletinin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü. Ankara: Selçuklu Tarih ve Medeniyet Enstitüsü. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sykes, Mark 1908: The Kurdish tribes of the Ottoman Empire, Journal of Royal Anthropological Institute, 38, ss. 451-486. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sykes, Mark 1915: The Caliphs last heritage. A short history of the Turkish Empire. Londra: Macmillan and Co. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şahhüseyinoğlu, Halil Nedim 1991: Malatya Baliyan Aşireti. Malatya: ABC Kitabevi. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tankut, Hasan Reşit 1994a [1937] Zazalar hakkında sosyolojik tetkikler, Mehmet Bayrak (der.) Açık-Gizli/Resmî-Gayrıresmî Kürdoloji Belgeleri içinde. Ankara: Öz-Ge, ss. 409-490. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tankut, Hasan Reşit 1994b [1949] Cumhuriyet Halk Partisine Aleviler konusunda verilen rapor (1949), Mehmet Bayrak (der.) Açık-Gizli/Resmî-Gayrıresmî Kürdoloji Belgeleri içinde. Ankara: Öz-Ge. ss. 295-299. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tankut, Hasan Reşit 1994c [1961] Doğu ve Güneydoğu bölgesi üzerine etno-politik bir inceleme, Mehmet Bayrak (der.) Açık-Gizli/Resmî-Gayrıresmî Kürdoloji Belgeleri içinde. Ankara: Öz-Ge, ss. 218-232. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Taylor, J.G. 1868: Journal of a tour in Armenia, Kurdistan and Upper Mesopotamia, with notes on researches in the Deyrsim Dagh, in 1866, Journal of the Royal Geographic Society, 38, ss. 281-361. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Trowbridge, Stephen von Rensselaer 1909: the Alevies or Deifiers of Ali, Harvard Teological Review, 2, ss. 340-353. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkay, Cevdet 1979: Başbakanlık Arşivi belgelerine göre Osmanlı İmparatorluğunda Oymak, Aşiret ve Cemaatler. İstanbul: Tercüman. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yavuz, Edip 1968: Tarih Boyunca Türk Kavimleri. Ankara: Kurtuluş Matbaası. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yörükan, Yusuf Ziya 1994: Bir ilahiyatçı profesörün anlatımıyla geçmişten günümüze Alevilik , Mehmet Bayrak (der.) Açık-Gizli/Resmi-Gayrıresmî Kürdoloji Belgeleri içinde. Ankara: Öz-Ge. ss. 300-310. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1 Ankaradaki yarı-resmî Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü bu ve benzeri konularda bir dizi kitap yayımlamıştır. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2 Örneğin Cemşid Benderin kitap ve makalelerine, özellikle Bender 1992bye bakınız. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;3 Örneğin, Dersimi 1952; Fırat 1970 [1946]; Kocadağ 1987; Pamukçu 1992; Selcan 1994. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;4 Bkz.: Dersimi 1952, ss. 61-62. Tankut, genelde konuya vakıf olmasına rağmen, belki de Batı Dersimle olan bu ilişkilerinden ötürü Koçgiri aşiretinin Zazaca konuştuğunu söyler (1994a: 415). Sykes, Koçgiri aşiretinin dilinin görünüşte Kürtçenin bir lehçesi olduğunu ancak Zazalar ya da Baba Kürtleri, ya da Diyarbakır Kurmancilerince zorlukla anlaşılabildiğini vurgular (1908: 479). &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;5 Belki de Dersim Alevilerinin en önemli seyit soyu olan Kureyşliler, en çok nüfusa Mazgirt ve Nazimiyede sahiptirler. Ama Kiğıda, Hınıs ve Vartoda, Pülümürde ve Sivasta da mensupları vardır (Jandarma Umum Kumandanlığı, ty: 33). &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;6 Güneybatı Malatyadaki Baliyan aşireti, Aguçan soyundan gelen bir seyit olan Hüseyin Doğan Dedeyi (ölümü 1983) mürşid-i kamil saydı; ama aynı zamanda Kalender gibi yerel soylardan da dedeleri vardı (Şahhüseyinoğlu 19&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;zazalar&#13;
gönderen: şile Thursday, Mar. 29, 2007 at 2:03 PM&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
yazılanlar bir halkın nasıl farklılaştığını ortaya koyması adına önemlidir&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;zazakentli12 li&#13;
gönderen: şahinelçi Friday, Apr. 13, 2007 at 7:05 AM&#13;
sahinelci@hotmail.com 5449090666 BİNGÖL MERKEZ&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
önce hepimiz hangi bayragin altinda yaşiyorsak o yuz yani hepimiz türküz ötesi yalan ama sonuna kadar da zazayiz çünkü dogduk önce zazaca konuştuk arkadaş zaza tek başinanadir onun bunun da gölgesinde deyildir herkes bçöyle bilsin bide nufusunun 100 70 zaza olan zazalarinbaşkenti bingölde dogdum bingöl lü zaza denildiginde hepiniz beş dk düşünün sonra cevap verin çünkü onlar kralina gideryaparlar farketmez yani kürt bizim kardeşimiz türkte yada laz çerkez hepsi insan sonuçta ZAZA BİNGÖLLÜ 12 TAMAM BU YETRLİ AÇİKLAMA ADAM ADAM OLSUN İSTERSEN KAFİR OLSUN BİDE BİNGÖLÜN ZAZALARİ ALEVİDE DEYİLDİR SADECE ZAZADİR TABİ ALEVİ OLMAKSUÇ DEYİL YANİ KİMSE YANLİŞ ANLAMSİN AMA ZAZAYİM ÖLENEKLADAR ZATEN ASLİNİ İNKAR EDENDE ADAM DEYİL DİR BENCE ZAZAKENTLİ ÇOLİKKKKKKKKKSAHİNELCİ@SSs&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sahinelci@hotmail.com&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
zazaların gücü adına&#13;
gönderen: zaza mahir Wednesday, May. 02, 2007 at 4:26 AM&#13;
mahir_12@hotmail.com &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
zazalar kürttür kürt kalacak biji zaza her heben zazalar kürttür kürt kalacak türk diyenler once gitsin azerileri kendine bağlasın onların zazalar la yada kürtler le işi olmasın herkes kalkıp tarihine baksın yalan yanlış tarihle insanları kandıramazsınız &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yeter artik burasi devrimcimi yoksa fasist itmi sayfasi?&#13;
gönderen: serdem Friday, May. 04, 2007 at 6:30 PM&#13;
serdem_kocgiri@web.de &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Kardesim Zazalar ne türk nede kürtdür birakin artik fasist itler gibi inklarci söylemlerinize devrimci maskeler gecirerek fasist it yüzünüzü sakliyarak havlamalarinizi! &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zazaca ölürken hic bir sözüm ona devrimci demokrat ayagina yatan örgütcüklerin sesi cikmaz ama gel görki her ne tesadüftürki öylesine acidirki Zaza halkini inkar dedimi türk ve kürt fasist itleri bir cepheden yok zazalar gercek türkdür yok zazalar gercek kürtdür diyerek acikca bir halki inkar eden fasist söylemlerle birde utanmadan biz devrimci güclerin arasinda havliyabiliyor ve kimseden bu itlere cevap verecek onurlu bir ses cikmiyor! &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Malaesef Istanbul Indymedia sayfasi türk ve kürt fasist itlerini soluklandiran devrimin lekeli bir sayfasi görünümündedir &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kiniyorum!&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;www.zazaki.de&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
zazakentli&#13;
gönderen: polat Thursday, May. 31, 2007 at 2:49 AM&#13;
www zaza@hotmail.com &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
elhamdülillah müslümanız aslımız zaza kureyşten gelmişiz horasandan geçmişiz anadoluya yerleşmişiz türkiye cumhuriyeti vatandaşıyız bingöllüyüz biz bütün vatanı bağrımıza basmışız gece abid gibi ibadet eder gündüz aslan gibi gezeriz .kimnederse desin kılıcımız kınındadır dinimiz vatanımıza bayrağımıza hainlik edenler gözümüz üzerinizde. not dersimliler siz zaza değilsiniz iyi araştırın ikide bir aslan yürekli demir bilekli müslüman oğlu müslüman zazaları rahatsız etmeyin sözlerinizle bizi zorla tahrik etmeyin zazakentli/bingöl&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;zazalar ayrıdır bu böyle biline&#13;
gönderen: keke Monday, Jul. 23, 2007 at 11:20 AM&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
biz her zaman zazalığımızla övünürüz ama birileri özellikle bizi kendileri gibi zannedip kendilerine benzetmeye çalışıyorlar zaza arkadaşlardan ricam bunu her yerde dile getirin bi zaza kürt olamaz çünkü bunu göme yeteneği olan her insan farkedebilir diye düşünüyorum bu arada kürt arkadaşlarda yanlış anlamasın ben özellikle kasıtlı bişeyler yapmak isteyenlere karşıyım .ne mutlu zaza olana&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;türklük&#13;
gönderen: deverimcigenç Monday, Jul. 23, 2007 at 1:17 PM&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
ha Zaza olmuşsun, ha Kürt,Yörük, Laz, Çerkez olmuşsun boşa zaman harcıyoruz. Devletimiz tüm vatandaşlarını Türklük çatısı altında toplamış, birimizi diğerimiz üzerine üstün kılmamış. Kimsenin kimliğinde etnik kimliği yazmıyor. Bizim görevimiz birlikte yaşadığımız bu vatan toprağınında bilim geliştirmek olmalı ülkemize göz dikmiş çakallara karşı kendimizi her alanda geliştirmeliyiz. Irkçılık bizi ilerletmez aksine geriye götürür. &#13;
Yaşasın halkların kardeşliği, yaşasın tam bağımsız Türkiye...&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;zazakentli ye&#13;
gönderen: selin Monday, Jul. 23, 2007 at 1:48 PM&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
zazkentli yaptığın çok güzel yorumundan dolayı seni içten tebrik ediyorum..gerçekten çok güzel söylemişsin herkes senin benim gibi düşünse keşke...&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;zazalık&#13;
gönderen: zaz21 Thursday, Aug. 02, 2007 at 9:35 AM&#13;
dogan_21___@hotmail.com &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
türkler zazaların türk olduğunu idda ediyor belge falan siz zaten kendini bilmez bilgili geçinen zavallılarsınız.Kürdüz müslüman hristiyanve yezidiyiz sonuna kadar kürdüz ve türk dostuyuz spas&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bingöllü Zaza kiligina giripte Zazalari proveke eden zibidi&#13;
gönderen: Allahina Kadar Zaza Thursday, Aug. 02, 2007 at 12:27 PM&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Eger Zaza olsaydin tüm Halkinin varligi ile gruru duyacak kadar asil bir kan tasirdin. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama siz ya türk yada kürt olupta zazalari birbirnine kiskirtan yilan ve ciyanlarsiniz. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Her Zaza yüregimde bir güldür. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Colig,Amed,Dersim,Erzurum,Malatya,Erzincan,Sivas,Batman,Kars,Elazig,Mus,Gümüshane,Urfa,Adiyaman ve tüm diger sehirlerimizdeki Zazalar Mazlum Zaza Halkinin Birer Onur Abidesidir. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tüm Zaza Halki bir Yumruk , Bir Bilek ve TEK YÜREK.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;palu bir sevda diyarıdır o diyarıda zazalartla güzelleşiyor&#13;
gönderen: yorgun_zaza_23 Friday, Aug. 03, 2007 at 9:45 AM&#13;
yorgun_zaza_23@HOTMAİL.COM 05386866304 İSTANBUL&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
KARDEŞİM BİZ ZAZAYIZ KÜERTLER ZANNETMESİN BİZ KÜRT DEĞİLİZ VE HİÇ BİR ZAMANDA KÜRTLÜĞÜ KABÜL ETMİYORUM EVET ZAZAYIM TC KİMLİĞİNİ TAŞIMAKTAN GURUR VE ONUR DUYORUM &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ZAZALARIN DİYARI PALU&#13;
gönderen: ZAZA_VUSAR_23 Friday, Aug. 03, 2007 at 10:09 AM&#13;
yorgun_zaza_23@HOTMAİL.COM 05386866304 istanbul&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
zazaların diyarı palu biz zazayız ölene kadarda zazayız bu ne ya kürtler bizi kendilerinden görüyorlar evet zazayız tc kimliğini taşımaktan bu bayrak altında yaşamaktan gurur duyoruz &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yok&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
mahir efendi sen kendini kürt zannet biz zazayız kürt değiliz&#13;
gönderen: palulu zaza vusar 23 Friday, Aug. 03, 2007 at 10:38 AM&#13;
yorgun_zaza_23@hotmail.com 05386866304 ist&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
mahir sen kendini kürt zannetmeye devam et biz zazayız bu böyle biline&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yok&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
zaza kürt faşizmine yenilmiyecek&#13;
gönderen: zaza Friday, Aug. 03, 2007 at 10:47 AM&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
zaza lar zaza dır ne ırk olarak turk dür ne kürt ama bügün kürtler adeta bizi yok sayarak kendilerinden gösterip politika yapmakta onun icin söylüyorum nasıl turklere yenilmediysek kürt faşizmine de yenilmiyecegiz alın amerikan uşagı barzaniyi götünüze sokun&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dünya nin en güzel dili&#13;
gönderen: zaza Friday, Aug. 03, 2007 at 12:58 PM&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
zaza lar kürt müdür,türk müdür tartismasi bir yana dünya nin en güzel ,en kibar ,en asil dilidir zazaki&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;palulu zaza&#13;
gönderen: zaza_vusar_23 Saturday, Aug. 04, 2007 at 12:28 AM&#13;
zaza_vusar_23@hotmail.com 05386866304 istanbul&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
bizler palu şehrinin çocukları bu vatan için yaşamaya sevdalı zazalığa nişanlı bayrak için ölüme nikahlıyız bizler bir parça çelik mermiyle değil kurban gittiğimizde değil unutulunca ölürüz NOT ZAZA KARDEŞLERİM BİZ KÜRT DEĞİLİZ KİM NE DERSE DESİN BİZ KÜRTLERİN YAN DİLİ DEĞİLİZ ÖZ VE ÖZ ZAZAYIZ BU BÖYLE BİLİNE ZAZALARIN DİYARI KARDEŞLİĞİN YUVASI VE SİMGESİ PALU &#13;
-PALU BİR SEVDA DİYARIDIR yorgun_zaza_23ben &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yok&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
bingöllü zaza kentliye&#13;
gönderen: dersimli zaza Saturday, Aug. 04, 2007 at 4:30 AM&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
sizin gibi zaza olacagima it olurum daha iyi, &#13;
Siz mi zaza siniz yani, &#13;
ben dersim lilerin öz ve öz zaza yada kürt oldugunu iddia ediyoroum. &#13;
Siz ler osmanliy la iyi iliskilerde oldugunuz zaman bizler daglar da yasardik,kendimizi bütün yabanci halklardan bu sekilde koruduk,safligimiz tarihce tescilli dir.Nuri dersim i de bunu aynen yazar.Yani sizin gibi osmanli türk kirmasi degiliz.dilimiz öz ve öz zaza cadir ,ne arabca,nede türk ce bulasmistir sizin ki gibi&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;lafım kırdoya&#13;
gönderen: yorgun_zaza_23 Saturday, Aug. 04, 2007 at 6:28 AM&#13;
yorgun_zaza_23@hotmail.com 05386866304 istanbul&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
kordi sana göre öyle bize göre biz zazayız öz ve öz zazayız biz kürtlerin bi parçası değiliz biz bunu böyle bil bunun başka yolu yok zazaların başkenti palu kardeşliğin yuvası palu palu bir sevda diyarıdır &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yok&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
dersim ve zaza lik&#13;
gönderen: sahin Saturday, Aug. 04, 2007 at 7:06 AM&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
olayi inanc yönüne cekip saptiriyorsunuz,ben ise bilimsel konusuyorum,zaza larin da kürt lerin de müslümanlik tan önceki dini zerdüst idi.Biz hala en az islam kadar zerdüst lügün ritüallerini de icimiz de barindiriyoruz.Biz Günes dogdugunda önüne gecip dua ederiz,yeri öperiz sonrada bismila deriz.Demek ki biz en az özünden kopan,asimile olan toplum bizim toplumdur. &#13;
en fazla celisen bizlerdik cünkü türk ler den en fazla fark li olan bizlerdik. &#13;
biz suan da yine farkliyiz sizden ,zaza terimi dersim e cok sonralari geldi yada getirildi &#13;
biz kendimize"MA KIRMANCIMA"deriz &#13;
kam vano ki ez zazao,zure kena &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;zazalar kürt mü&#13;
gönderen: rojhat Sunday, Sep. 16, 2007 at 10:24 AM&#13;
rehewal_21@hotmail.com &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
şunu söyle yim bunun gibi siteler ortada çok faz la dolaşıyor gerçek bir kaynak olma özellikleri yoktur zazaları kürtlerden ayrı bir halk olarak düşünmek bile bana iğrenç geliyor söylermisiniz neden şimdiye kadar böyle bir söylem yok bu hayin işbirlikçi sözde zaza lar kendini bir kürt ırkı değimiş ve zazacayıda ayrı kendine has bir dil göstermeye çalışanlarbilimsel manada yanılıyorlar ki bunun bilimçli yapıldığını biliyorum. kimileridr şöyle diyor zaten zazalar kendilerini ürt saymazlar bana öyle bir zaza toplıluğunu örnek verebilirlermi. ha o bilimsel dedikleri adamlar ne kadar bilim adamlarıdır bu güne kadar orda doğu halklarını tarihini hep batılı bilim adamları araştırdı bunlar tabi keyfi ve çıkarlarına göte sonuç çıkarıyorlardı hani anlarsınız ya böl parçala yönet şimdi bu sıralardada zazaları ayrı bir halk göstermaya çalışan batılın ve yerli sözde bilim adamları var ben zaları iyi bilirim kürt lehçeleri içerisinde en değişik kelime içeriğine sahip tirler mam etimolojik olarak incelendiğinde görülecektirki bu dil kürtçenin diğer lehçeleriyle aytnı kökene dayınır yani bir kürt lehçedir . hatta şunu söyleyim kürtlerin taları olan medler kullandıkları medecen bu gün bir çok kelimeyi aynen muhafaza eder zaza lehçesi ve kurmanci lehçesi . lütfen arkadaşlar böyle oyunlara gelmeyelim milli birlik ve bütünlüğümüzün doruğunua çıkarılmaya çalışılldığı şu sıralarda böylee dedikoduların yapılması ellbette normaldir bu oyunu görebilmemiz gerek neden şimdiye kadar böyle bir söylen yaktu daha öncede zaza lehçesi incelemeye tabi tutulmuştu mam kimse çıkıp demedi ayrı bi dildir . neden şimdi ben yukarıda verilen sitelein hiç birinde sağlam bir kaynak ve deteylı inceleme görmedim tahmine dayalı yazılar yazılmış. böyle bir konnun böyle yüzeysel işlenmesi hiçmi aklınızda şüphe uyandırmıyor adamlar resman dedikodu yapıyor yaw .bu iş dedikodu işi değil çok önemli bir konu böyle saçmasapan var sayımlarla bu konuyu işlemek çok tehlikelidir. SON OLARAK BİR SİTE VERECEMVE BU KONUDA EN KAPSAMLI ÇALIŞMA OLAN M.SIRAÇ BİLGİNİN ZERDÜŞTİ DİNİN KİTABI VE MED KÜRÇESİYLE YAZILMIŞ BÖLÜMŞLERDEKİ KELİMELERLE KURMANCİ,ZAZAKİ,SORANİ VE DİĞER LEHÇELER DEKİ KELİMELERİ KARŞILAŞTIRAN ÇOK AMA ÇOK KAPSAMLI BİR ARAŞTIRMA ÜRÜNÜNE BİR BAKIN YUKATIDAKİ VERİLEN TÜM SİTELERİN BİLİMSEL YAKLAŞIMINI DÖRDE KATLAYAM VE KESİNLİKLE BİLİMSELLİKTEN ÖDÜN VERMEYEN ÇALIŞMAYI BİR OKUYUN ,İNCELE-YİN VE OPNDAN SONRA KARAR VERİN .GÖRECEKSİNİZ ZACANIN NASIL BİR KÜRT LAHÇESİ PLDUĞUNU. BİJİ BRATİYA GELAN BİJİ TEKOŞİNA AZADAİYE GELE KURD. BİJİ SEROK APO!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;masallah provakatörler citir atiyor&#13;
gönderen: Zaza(Kirmanc_Dimili) Sunday, Sep. 16, 2007 at 9:52 PM&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Degerli Zaza Halki, &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eger gercekten ana dilimiz Zazacayi(bölgesel ismimleri Kirmanciki/Dimilki) konusan Kardeslerim. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Lütfen bakin bu türden yazilarin hic bir Zaza/Kirmanc/Dimili tarafindan yazilmadigi gün gibi ortada iken bunlarin eline lütfen koz vermeyin. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zaza Halki Sunnisi-Alevisi ile Bitlisten Adiyamana 800 sene Bizans Imparatorluguna kök söktürmüs bir Halkin günümüzdeki yasam Alanidir. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu assaglik yaratiklara cevap bile onlar icin cok! &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Birakin havlasinlar. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bizim yapmamaiz gereken her yerde Zazalarin biraraya gelmenin kosul ve olanaklarini yaratarak onlari dize getirmeleri! &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zaza/Kirmanc/Dimili olmak bir sereftir! &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu sereften yoksunlarin bizim kiligimiza girip ettikleri kiskirticilaga gülüp gecin.Yoksa kendilerini adamdan sanacaklar! &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oruc tutan kardeslerimize Hayirli Ramazanlar diliyorum ,tuttuklari oruc Allâh(cc) kabul etsin. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Elazizden Dersime,Erzincandan Sivasa,Karstan Urfaya,Diyarbakirdan Musa,Adiyamandan Malatyaya;Aksaraydan Bingöle,Eruzumdan Gümüshaneye Zaza topragina,Zaza Kalpli insanlarima kurban olurum. &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
ÇOĞU UYDURMA&#13;
gönderen: mem_Z Wednesday, Sep. 26, 2007 at 6:52 AM&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Bu kadar uydurma da olmaz zazaların kürt olmadığı kesin ama türk olmadıklarını kimse söyliyemez. ben has bi zazayım elimizde 18. dedemize kadar isim listesi var geldikleri yer belli mezar taşlarını okuyanlar var 900 yıllarına ait Türk oldukları kesindir bunu uyduruk şeyler yazarak bazı kürtçü yazarlar hala zazaları kürt olarak görmelerine şaşıyorum, düşünün ki 1500-2000 yıl yan yana yaşayan bu toplumlar neden biri kürtçe konuşuyorda diğeri zazaca konuşuyor, hiç merak etmedinizmi,&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;FARSLAR DA MI KURT&#13;
gönderen: ALI Thursday, Sep. 27, 2007 at 8:29 AM&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
ZAZALAR ZAZADIR VE OYLE KALACAKTIR IYI BAZI LARI YOK ZAZA LAR KURTMUS NEYMIS O ZAMAN KURTLER DE FARSLI MI YOKSA HEPIMIZ IRANLIMIYIZ&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;BIZ KÜRT DÜZ&#13;
gönderen: ZAZA HESO Friday, Sep. 28, 2007 at 12:17 PM&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
BIZ SONUNA KADAR KÜRT DÜZ KAHR OLSUN DEVSIRME PROVAKATÖRLER &#13;
YASASIN KÜRT HALKI&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ateşin çocukları&#13;
gönderen: amedli zaza Saturday, Oct. 20, 2007 at 4:50 AM&#13;
amedli_zaza@hotmail.com &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
zazazayız biz ölene kadar zagros yurdumuzdur ateşin çocuklarıyız biz&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;www.zazakent.com&#13;
gönderen: nizamulmülk Monday, Oct. 29, 2007 at 3:11 PM&#13;
companion12@hotmail.com &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
sevgili arkadaşlar karşılıklı fikir alış verişi için bütün zaza kardeşlerimi &lt;a href="http://www.zazakent.com"&gt;http://www.zazakent.com&lt;/a&gt; sitesine de bekleriz.. sevgi ve saygılarımla...&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;www.zazakent.com&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
varsayımlar&#13;
gönderen: ahmet Friday, Nov. 02, 2007 at 8:03 AM&#13;
adana&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
ben çermikli zazalardan olduğumu biliyorum yukarıdaki yazının ilk başlarını okudum yazan abimiz hep olabilir olmalı diye kendi düşüncesini eklemiş onun için bir sürü zahmet edip yazı yazmış belki doğrudur ama varsayımlara dayalı bir tarih bir halkın olamaz gerçekler lazım. &#13;
bütün zazalara selamlar olsun&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;devşirme bingöllü&#13;
gönderen: Düzgunbaba Monday, Nov. 05, 2007 at 1:53 PM&#13;
duzgunbaba@hotmail.com &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
fazla zorlama bingöllü patlayacaksın DEVŞİRME BİNGÖLLÜLER&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;türk olmak ayrıcalık&#13;
gönderen: türk zazası Thursday, Nov. 22, 2007 at 10:21 AM&#13;
tabur44 &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
türk çıkarmamak için elinden geleni yapın dersimliler dün solculukla eğleniyodunuz .şimdide bu topluma ait olmamak için elinden geleni yapıyorsunuz.bir iki kelimeyle sümer oldunuz.elazığlı zazayım inadına türküm.peki %70 türkçe kelimelere ne diyosun.ortak kelimeler orhun abidelerindede var .ne yumurtlayacaksın.türk çıkmanızıda beklemiyoruz.hayat anlayışlarımız farklı.solcu çoçuklar.kürt_zaza tarihimiş nerde. atmayın türkler sayesinde adam oldunuz .hala cahil hala saplantınıza sarılıyorsunuz.genetik bu.ne zaman düzelirsiniz&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;zazalar kürt degildir&#13;
gönderen: zazahan Thursday, Dec. 06, 2007 at 1:58 PM&#13;
xmavigunx22@hotmail.com 05434435212 malatya üçyaka köyü&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
zaza kürt degildir.kürtler aptal bi ırktır zaza ise aklı basında uynık bi ırktır eger kürt olsaydım kandimi öldürürdüm ama allahtan kürt degilim zaza ırkı yoksa ben zaza ırkını cıkarıyorum zazakistanı kurmam bizde nankörlük yoktur ama kürtler nankördür işte zaza ve kürdün en büyük farkı budur zaza ekmegini yedigi insana devlete millete nankörlük etmez.zazalarla kürtler aynı ırktan olamaz.kürtler asla devlet olmaz.bölücü olan daga cıksın onada iki kursun sıkar dünyayı bi bislikten daha temizleriz.zazakurttan saygılar allaha emanet olun zaza kardeslerim&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kwendi adına konuş&#13;
gönderen: zazahan Friday, Dec. 07, 2007 at 12:16 PM&#13;
xmavigunx22@hotmail.com 312625145545122 sanane&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
zazalar ayrı ırktır kürtlerle bi alakası yoktur inek herif git araştır ondan sonra yorum yap geri zekalı.kac kez bu konu hakkında araştırma yaptınki amın dölü zazalar sizin gibi ihanet etmez nankör olmaz arkadaşını arkadan vurmaz en büyük farklarımız bu işte herşeyden önemlisi biz insanız siz ise inswn kılıgındw birer hayvansınız.zazalar kürt degildir &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;zazayim&#13;
gönderen: kuytu_2121@hotmail.com Tuesday, Dec. 11, 2007 at 10:37 AM&#13;
kuytu_2121@hotmail.com &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
ben bir zaza olarak diyorumki zazalar ne kürtlerin nede birbaska kokne bagli degildir zazalar ayri bir kökendir ve böyle kalacak zaza oldugum icin allahima dükr ediyorum dünyaya bin defa gelsem yine zqaza olarak gelirim zaza musti kuytu_2121@hotmail.com&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kuytu_2121qhotmail.com&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
amaç ırkçılık değil olan gerçekliği yansitmaktır&#13;
gönderen: wassar Monday, Dec. 17, 2007 at 11:09 AM&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
araştırmalar yapilir bulunana her bulgudan sonra bir eski bulgu daha bulunur. burda amaç o ırktanım bu ırktanım değil dünyada olması grek bi şekilde her dilin araştirilmasıdır ister zaza kürt olsun ister olmasın ben bunun derdinde değilim benim tek derdim dünyanın en eski 3dilinden biri sayılan zaza dilinin araştirilmaya değer bir dil olduğudur çünkü tarihi gerçeklik en eskilerde yatar. ve ayrıca dünyada zaza nüfüsünün 16 milyon olduğunu düşünürsek zerdüşt kitabının zazaca yazıldığı avrupalı bilim adamları tarafından kanıtlandiğinida görürsek bence burda tartışılması gereken oyuna gelme veye ırkçılık değil bu değerli dilin dünya değerinin araştirilmasıdır ve buna katkı sunulmasıdır unutmayınızki arkadaşlar tarih tüm insanliğin ortak mirasıdır.ve zazaca ritmik bi özeliğe sahiptir şarkıları ve türküleri ve günlük konuşması şiirseldir neden insanlık bu güzelikten mahrum kalsinki tabiki diğer dilerin güzeliklaride vardır onlarda araştirilsin yıkıcı olmak kolay onurlu olan yapici olmaktır.iyiyki zazalar var ve iyiyki halen dilerini korumuşlardır .bence dünya insanliği bunuda konuşmalı ve bu insanların dirayetine örfelerine ve benliklerinide araştirmalı dünyada yaşayan bir tarihtir bu insanlar.mezopatamya bölgesinde nice buhranlara ve savaşlara ve ayrıca yasaklara rağmen halen bu dil kendini korumuşsa buna saygı duyulmalı&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;zazalar kürt değildir&#13;
gönderen: mine Thursday, Dec. 20, 2007 at 7:20 AM&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
bırakın ya bunları nedense birileri tarafından paylaşılamayan bi millet olduk. herkes kendinden gösterip bir diğerinin biri asimile ettiğini iddia ediyo. zaza sadece ve sadece zaza dır. ne kürtlerin ne de başka bir toplumun bir kolu değildir. eğer illaki bi ırka yamancaksa bunun kürtler olmayacağı kesin.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2003-2007 İstanbul Indymedia &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;YUKARDAKİ TARTIŞMA DAHA SONRA ELEŞYİRİYE TABİ TUTULUP NET BİR SONUCA ULAŞTIRILACAKTIR.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Yorumlar: 0 Görünümler: 82&#13;
Etiketler: zaza, zazaish, zaza tarihi&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
 Tarihci den alıntıdır
&lt;/p&gt;</description><category>zaza, zaza tarihi, zazaca araştırmaları, zaza araştırmaları, tarih, alevi, sunni, kurt, turk, zazaisch, zazaish, zazaki</category><pubDate>19 May 08 10:06:11 GMT</pubDate><guid>http://zazaema.mylivepage.com/wiki/1021/437/%20Zaza%20%20Tarihi%20%20Tart%C4%B1%C5%9Fmalar%C4%B1</guid></item><item><title>Zaza Ali'nin yerine Ermeni elebaşı</title><link>http://tarihci.mylivepage.com/forum/1270/459/Zaza%20Ali%27nin%20yerine%20Ermeni%20eleba%C5%9F%C4%B1</link><description>&lt;hr/&gt;&lt;p&gt;Çözülme süreci devam eden terör örgütü PKK’daki kriz ve çatlaklar her geçen gün derinleşiyor. Son operasyonlarda ağır darbe alan örgüt kendi içinde de ciddi sorunlar yaşıyor. Bu çerçevede, PKK’da eskiden beri devam eden; ancak son dönemlerde iyice gün yüzüne çıkan “Kürt-Zaza kavgası” giderek derinleşiyor. Kürt olduklarını söyleyen bazı teröristlerin Zaza kökenlileri dışlamaya başladığı ve Zazaların kilit noktalara gelmelerini engellediği vurgulanıyor. &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Emniyet ve istihbarat kaynaklarına göre hâlihazırda terör örgütü içinde bulunan Zazaların sayısı 250 ila 300 arasında. PKK’daki Zazalarda huzursuzluğun arttığı ve bazıları hakkında idam kararı çıkarıldığı belirtiliyor. &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
PKK’daki Kürt-Zaza kavgası sadece dağ ile sınırlı kalmadı; çatışma şehirdeki taraflara da yansımış durumda. Güvenlik güçleri internet üzerinden de sürdürülen kavganın sanal ortam dışına taşınması ihtimali üzerinde duruyor. Tartışmalar, Zazaların Kürt olmadığı yönündeki sataşmalarla başlayınca karşı taraf “Zazalar Kürdistan için bedel ödüyor.” çıkışını yaptı. Zaza grubuna karşılık, “Kürdistan Kürtlerindir, kaypak Zazalarla mücadele olmaz” diyen Kürtçüler arasında devam eden mücadelenin dozu her geçen gün artıyor. &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
ZAZA ALİ’NİN YERİNE ERMENİ ELEBAŞI &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Terör örgütündeki Kürt-Zaza çatlağı en belirgin şekilde yaklaşık bir yıl önce ortaya çıktı. 2007’de yapılan PKK yönetimi sözde seçimlerinde Halkın Savunma Güçleri (HPG) komutanlığı için yapılan oylamayı yüzde 90’la kazanan Zaza kökenli Dr. Ali kod adlı Yusuf Turhallı’ya “Sen Zazasın, bu göreve gelemezsin” denilerek komutanlık verilmediği aktarılıyor. Turhallı’nın yerine Suriyeli Ermeni asıllı Dr. Bahoz Erdal kod adlı Fehman Hüseyin getirildi. Oyların yüzde 10’unu almasına rağmen Fehman Hüseyin’in “derin PKK” tarafından HPG komutanı olarak atanması, örgütteki Zazaları huzursuz etti. Alınan bilgilere göre bu duruma itiraz eden 50 kadar Zaza kökenli terörist, değişik zamanlarda öldürüldü. Bazı kritik görevlerde bulunan Zazaların da tasfiye edilerek operasyon bölgelerine gönderildiği belirtiliyor. Dr. Ali’nin de seçimden sonra bir süreliğine ‘cezaevine’ atıldığı, ardından da operasyon bölgesine gönderildiği vurgulanıyor. Seçim kriziyle görevinden alınan Zazaların yerine ise Suriyeli Ermeni asıllı Kürtler ve Ermeni kökenli Aleviler getirildi. &lt;br /&gt;&#13;
Zaza olduğu için dışlanan Dr. Ali kod adlı Yusuf Turhallı, Bingöl doğumlu. PKK içinde bazı önemli görevlerde bulundu. Terör örgütünün Şırnak, Siirt, Bingöl, Muş kırsalı sorumluluğunu yaptı. Turhallı’nın adı 13 askerin şehit edildiği Dağlıca baskınını organize eden terörist grubun içinde de geçiyor. Terörist Dr. Ali’nin son olarak Zap bölgesinde görev aldığı belirtiliyor. &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
İLK BÜYÜK ÇATLAK &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
PKK’da Kürt-Zaza çatışması devam ederken örgütteki Zazalar can güvenliklerinin olmadığını belirtiyorlar. Bingöl, Tunceli ve Diyarbakırlı Zazalar aslında başından beri PKK için ‘sorun’ oldu. PKK’da Zaza krizi şu anki kadar olmasa da ilk olarak Çürükkaya ailesi ile başladı. Bingöllü Selim Çürükkaya, Dr. Süleyman kod adlı Sait Çürükkaya, Aysel Çürükkaya ve Ömer Çürükkaya Zaza oldukları için örgütten sürekli dışlandılar. PKK’dan ayrılarak “Apo’nun Ayetleri” isimli kitabı yazarak terör örgütünü sert şekilde eleştiren Selim Çürükkaya’dan sonra Aysel ve Sait Çürükkaya örgütten uzaklaştı. Terör örgütünün Tunceli sorumluluğunu yapan Ömer Çürükkaya ise 1987’de bir operasyon sırasında öldürüldü. 1991’de Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisiyken PKK’ya katılan Sait Çürükkaya, 1993’te örgütün Diyarbakır (Amed) sorumlusu oldu. Ancak teröristbaşı Öcalan’ın yakalanmasından sonra örgütün politikalarını eleştirdi. Bunun üzerine başını Sait Çürükkaya ile Zeki Öztürk’ün çektiği 100 kadar Zaza grubu örgütten kaçmayı başardı. Bunların bir kısmı Ermenistan, bir kısmı da Suriye üzerinden Avrupa ülkelerine geçti. PKK’nın haklarında ölüm kararı çıkarttığı bu kişilerin önemli bir kısmı halen Almanya’da yaşıyor. &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Bu kaçıştan sonra Kazım kod adlı Hamili Yıldırım ve İsa kod adlı Orhan İlbay PKK’dan koparak Tunceli ve Bingöl kırsalında örgütlendi. Sait Çürükkaya’nın da destek verdiği PKK Devrimci-Çizgi Grubu’nu oluşturan ekip TİKKO ile de temasa geçti. “İsyancı” Zaza grubunun Tunceli kırsalında özgürce dolaşmaları uzun sürmedi. 2000 Mart’ında PKK’nın ihbar ettiği söylenen bir operasyonda aralarında İlbay’ın da bulunduğu 20 Zaza kökenli terörist öldürüldü. &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Hamili Yıldırım ise önce İran’a geçti, sorda tekrar PKK’nın saflarına katıldı. “İçimdeki isyan benim değil, içimdeki Öcalan’ın isyanıydı” diyerek örgütten affını istedi. Abdullah Öcalan kendisini affedince tekrar teröristliğe devam etmeye başladı. Ancak bu katılım uzun sürmedi. PKK’daki bazı kişilerin ihbarı üzerine Şam polisince yakalanıp Türkiye’ye teslim edildi. Yıldırım, örgütte 25 yıl kaldığını; ancak hep ihanete uğradığını ve PKK’da derin bir çetenin olduğunu ileri sürdü. &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
YENİ BÖLÜNME: ANKARA, ÖCALAN VE TARAFSIZLAR… &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Emniyet ve istihbarat kaynaklarına göre halihazırda terör örgütü PKK üçe bölündü ve üst düzey yöneticiler saflarını net şekilde ortaya koydu. Gruplar arası suçlamalar ve idam kararlarının çok arttığı aktırılıyor. Kandil Dağı’nı aşan bu sorunun Avrupa’ya kadar uzandığı da gelen bilgiler arasında. Son duruma göre terör örgütünde “Ankara, Öcalan ve Tarafsızlar” olmak üzere üç klik oluşmuş durumda. &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Bunların en zayıfı Tarafsızlar Grubu. Daha çok örgütten kopmak isteyen; ancak can güvenliği korkusuyla Kuzey Irak’a sıkışıp kalanlar. Grupta bulunan Rıza Altun’un her an öldürüleceği belirtiliyor. Rıza Altun Fransa’da yaşadığı sırada örgütün kasası olarak görev yapıyordu. Kandil’e çağrılan Altun’a yönelik iki defa öldürme girişiminde bulunulduğu da belirtiliyor. Ebubekir kod adını kullanan Rıza Altun Belçika’da yakalanmış; ancak Belçika polisinin göz yumması ile kaçıp Kuzey Irak’a geçmişti. Tarafsızlar içindeki diğer önemli isimler ise Sakine Cansız, Evindar, Asya Deniz, Jiyan Deniz. Kod adı Sara olan Sakine Cansız Avrupa’da faaliyet yürütmüş bir isim. Asya Deniz ise PKK’nın sözde eş başkanı görevinde bulundu. Murat Karayılan tarafındaydı; ancak son dönemlerde dışlandı. Jiyan Deniz’in gerçek adı Şükran Biner. Osman Öcalan’ın yönetim kadrosundaydı. Ancak Öcalan’ın kaçışı ile ortada kaldı. Halen önemli bir isim olarak biliniyor. &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Öcalancı grubunda yer alanlara terörist Murat Karayılan komutanlık ediyor. Bu grupta Bozan Tekin, Mizgin Amed, Nuriye Kespir, Sofi Nurettin, Behsat kod adlı Nedim Seven gibi isimler var. Sofi Nurettin’in gerçek adı bilinmiyor; ancak örgütün Amed saha sorumluluğu yaptığı biliniyor. Nuriye Kespir daha çok Sozdar Avesta adını kullanıyor. Nerdeyse gerçek adının ne olduğu unutulmuş durumda. PKK’nın Özgür Kadın Partisi’nin (PJA) yöneticisi. Kespir’in aynı zaman PKK meclis üyesi kimliği de bulunuyor. Bozan Tekin’in ise Kürdistan Topluluklar Birliği (Koma Civaken Kürdistan- KCK) başkan yardımcısı olduğu belirtiliyor. Bu grupta ön plana çıkan diğer bir isim ise Nedim Seven. Bu isim daha çok örgütün Avrupa gençlik sorumlusu ve yeni gençleri terör örgütüne kazandıran kişi olarak biliniyor. &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
“DERİN ANKARA” ÖRGÜTE YÖN VERİYOR &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
En sinsi ve tehlikeli klik ise Ankara Grubu. Bu grupta yer alan bazı derin isimler PKK’ya yön veriyor. Mustafa Karasu, Ali Haydar Kaytan, Cemil Bayık, Duran Kalkan, Sakine Karakoçan, Zaho, Feride. Son iki kod adı kullanan şahısların gerçek ismi pek bilinmiyor. Diğer isimler de zaten örgütün meşhurları arasında. Ancak Sakine Karakoçan’ın kimliği önemli. PKK’nın meclis üyesi olan Karakoçan, örgütün üst düzey yöneticilerinden. Bu grup daha çok Alevi kökenlilerden oluşmasıyla dikkat çekiyor. &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Uzatılması mümkün olan bu listeler şüphesiz net bir kamplaşmayı yansıtmıyor. Örneğin Suriyeli Fehman Hüseyin’i bir gruba mal etmek mümkün değil. Çünkü Hüseyin sürekli taraf değiştirebilen bir yapıya sahip. Zaten PKK’da taraftarlık gündelik olarak değişime gebe. &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Aksiyon Dergisi
&lt;/p&gt;</description><category>zaza, pkk, Örgüt, terorist, gerilla, istihbarat, alevi, kurt, zazaların dışlanması, aksiyon dergisi, taraf</category><pubDate>30 Apr 08 15:57:14 GMT</pubDate><guid>http://tarihci.mylivepage.com/forum/1270/459/Zaza%20Ali%27nin%20yerine%20Ermeni%20eleba%C5%9F%C4%B1</guid></item><item><title>Dersim tarihinde etnik yolculuk</title><link>http://tarihci.mylivepage.com/forum/1267/449/Dersim%20tarihinde%20etnik%20yolculuk</link><description>&lt;hr/&gt;&lt;p&gt;Dersim tarihinde etnik yolculuk &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Biyografi dergisi Chronicle, Dersim havalisinin tarihteki etnik serencamı ve bölgenin karmaşık yapısı hakkında bir araştırma yayımladı. Dosyada, yabancıların bu hassas bölgedeki faaliyetleri de dikkat çekiyor. &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
--------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Birbiri içine geçmiş kültürleri barındıran Dersim, yani Tunceli ve çevresi çoğu zaman isyanın, kavganın ve baskıların da adresi oldu. Ermenisinden Kürtüne, Alevisinden Sünnisine Anadoludaki her topluluğun geçmişinde adı geçen Dersim, bugün hâlâ benzer tartışmaların odağında. Biyografi dergisi Chronicle, son sayısında Dersim bölgesinin etnik serencamıyla ilgili tarihsel bir yolculuğa çıktı. Dergide yer alan araştırma dosyasında bölgedeki Ermeni varlığının yüzyıllar öncesine dayandığı belirtilerek, Dersimin farklı etnik grupları arasındaki işbirliği ve çatışmalara yer verildi. Konuyla ilgili kapak dosyasında Dersim havalisinin karmaşık etnik yapısına dikkat çekilerek bölgenin isyankâr kimliğine de büyüteç tutuldu.&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Şeyh Sait İsyanı (1925) sonrası Atatürk tarafından Dersim bölgesine gönderilen Hasan Reşit Tankutun Ankaraya sunduğu gizli raporlarda bölgenin etnik yapısıyla ilgili ilginç anekdotlar yer alıyor. Raporlarda Anadolunun tarihini anlamak için, Ermeni, Kürt ve Alevi meselelerini bir arada ele almak gerekir tespitini yapan Tankut, mesela Alevi Zazalar konusunda şu ifadeleri kullanıyor: Bunlarda mezhep ve ibadet dili Türkçedir Bu mecburiyettir ki Alevi Zazalık asırlardan beri ihmal edildiği halde Türklükten pek de uzaklaşmamıştır. Dersim Alevileri arasında cevap istememek şartiyle Türkçe meram anlatmak mümkündür. Şayanı nazar ve esef olan nokta şudur ki 20-30 yaşından yukarı yaşlı her fertle Türk dili ile mütekabilen anlaşmak ve dertleşmek mümkün olduğu halde 10 yaşından küçük çocuklarda ise Türk diline rastlamak imkânı kalmamaktadır. Bu netice, Dersim Alevi Türklerinin de benliklerini kaybetmeye başladıklarına ve ihmal edilirse günün birinde Türk dili ile konuşana tesadüf edilemeyeceğine delildir.&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Alevi Zazaları, dönemin egemen ideolojik yaklaşımına uygun biçimde, kademeli olarak Zazalaşmış Türk kökenliler diye niteleyen Tankut, onları Türklükten ayıranın dilin ötesinde bir şey olduğunu itiraf eder: Aleviliğin en kötü ve açıklama ihtiyacı duyulan cephesi Türklükle aralarındaki derin uçurumdur. Bu uçurum Kızılbaşlık itikadıdır.&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
MİSYONER FAALİYETİ BAŞLIYOR &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Bölgenin Osmanlı Devletinin egemenliğine girdiği 17. yüzyıldan itibaren Kızılbaşlar ile Safeviler arasındaki ilişkilerin nitelik değiştirdiği, Kızılbaş Türkmenler kendilerine Bektaşi tekkelerinde yer bulurken, Kızılbaş Kürtlerin içine kapandığı belirtiliyor. 19. yüzyıla gelindiğinde bu gruplar bölgede yoğun bir misyonerlik faaliyeti gösteren Amerikan Protestanlarının misyonerlik örgütü The American Board of Commissioners for Foreign Missionsın (ABCFM) etki alanına gireceklerdir. Osmanlının kapısını çalmaya cesaret bile edemediği bölgede, Protestanlar geleneklerle çatışmadan Alevileri modernleştirmeye çalışırlar. Kızılbaş Kürtlerin cem ayinlerine girmeyi başaran ilk yabancıların bu Protestanlar olduğu sanılır. Dergideki dosyada, C. H. Wheeler adlı misyonerin 1814 tarihinde New Yorkta yayımladığı Ten Years on the Euphrates (Fıratta 10 Yıl) adlı eserinden ilginç pasajlar da sunuluyor: (Kızılbaş) Kürtlerin hiç değilse büyük çoğunluğu sadece sözde Müslüman. Aralarında dinsel törenler ve ayinler düzenlerler. Şimdiye kadar pek az bilinmekle birlikte bu törenler Müslümanlık, Hıristiyanlık ve putperestliğin bir karışımı gibi görünmektedir. Kürtlerin çoğunluğu Müslümanlık dinine bağlıdır. Diğer kol Kızılbaşların kendilerine has inançları vardır. Genellikle Türklerden korktuklarından gerçek inançlarını gizlemeye çalışırlar.&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Benzer bir değerlendirmeyi, neredeyse 120 yıl sonra bir Türk yetkiliden duymak da ilginç. 1930ların başında Jandarma Umum Kumandanlığı tarafından Dersim üzerine hazırlanan bir çalışmada şöyle denmektedir: Alevi her yerde Hıristiyan dostudur. Ocak başlarında muhabbet eden insanların arasındaki Hıristiyan hiç de yabancı sayılmaz. Belki bir çeşit itizal (akılcılık) yolu olan Gregoryenlik başka Hıristiyan mezheplerine göre Aleviliği daha ziyade okşayabildiği için üstün tutulmaktadır. Şurası gerçektir ki Ermeni, Alevinin en yakın dostudur. &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Bölgedeki Ermeni-Alevi yakınlığının ilk siyasi somut adımının 1868 yılında kurulan Millî Kurtuluş İçin Ermeni ve Kürt Komitesi olduğu belirtilen dosyada, Dersim Ayaklanmasının lideri olarak bilinen Seyit Rızanın babası Seyit İbrahimin de bu komite ile ilişkili olduğu belirtiliyor. Komite zamanla dağılacak; ancak 1908 ayaklanması, yalnızca Abdülhamit yönetiminin İttihat ve Terakki tarafından alaşağı edilmesine değil, Dersim Kızılbaşlarının ve Ermenilerin kolektif kimliklerini ilk kez açıkça ortaya koymalarına da imkan sağlayacaktır. İttihat ve Terakki yönetimi, Protestan misyonerlerinin Alevilere yönelik faaliyetlerini önlemek üzere Dersim bölgesine temsilci gönderecek; ama pek başarılı olamayacaktır.&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Ermeni tehciri sırasında bazı Kürt aşiretlerinin insani veya siyasi sebeplerden dolayı Ermenilere koruma sağladığı biliniyor. Dosyada bölgeden çıkmak yerine, Kızılbaşlığı kabul etmiş görünen Ermenilerin sayısının bazı kaynaklarda 100 bine kadar çıkarıldığına dikkat çekiliyor. Halihazırda Alevi kimliğiyle yaşayan Ermeni kökenli Türk vatandaşların bölgedeki yoğunluğu bilinen bir gerçek. Öte yandan Birinci Dünya Savaşı yıllarında Ermenilerin Türk ve Kürt köylerine saldırılarının yanı sıra, bölgedeki bazı Kürtlerin Ermeni çetecilerle bir olup Türk köylerini bastığı da belirtiliyor dosyada.&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
SEYİT RIZA VE DERSİM İSYANI&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
1921de bastırılan Koçgiri İsyanı, Ankara hükümetinin Dersim bölgesini hizaya getirme düşüncesini daha da güçlendirir. Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey, Şubat 1926da hükümete sunduğu raporda, Dersim, Cumhuriyet hükümeti için bir çıban başıdır. Bu çıban üzerinde kesin bir ameliye yapmak ve elim ihtimalleri önlemek, memleket selameti için mutlaka lazımdır ifadesini kullanır. Dersimi çıban başı yapan, bölgenin Osmanlıdan beri alışık olduğu gibi özerk yaşamak istemesi, devlete vergi ve asker vermeye yanaşmaması, ayrılık ve isyanların odağı olması ve yabancıların bölgedeki faaliyetleridir.&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Aralık 1935te bir dizi önlemi içeren ve Dersim adını Tunceliye çeviren 2884 Sayılı Tunceli Kanunu çıkarılır. Bunun üzerine Dersimliler Abbasan Aşireti reisi Seyit Rızanın öncülüğünde ayaklanır. Bölgeyi bombalayan üç uçak arasında Atatürkün manevi kızı ve Türkiyenin ilk kadın pilotu Sabiha Gökçenin kumanda ettiği uçak da vardır. İhsan Sabri Çağlayangil, isyanın başı Seyit Rızanın idamını şöyle anlatır: Seyit Rıza sehpaları görünce durumu anladı. Sen Ankaradan beni asmak için mi geldin dedi. Bakıştık. İlk kez idam edilecek bir insanla yüz yüze geliyordum. Bana güldü. Savcı namaz kılıp kılmayacağını sordu. İstemedi. Evladı Kerbelayıh. Bihatayıh. Ayıptır, zulümdur, cinayettir dedi. Bölgedeki ayaklanma 1938 yılında büyük ölçüde bastırılır. Ancak dağlara sığınanların mücadelesi 1946 affına kadar devam eder. &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
 Aksiyon dergisinden alıntıdır.Konu tartışmaya açıktır.Görüş belirtmek , küfretmemek kaydıyla karşı görüşlerde yorum olarak eklenirse değerlendirmeden sonra burda yayınlanacaktır.&lt;br /&gt;&#13;
   BU YAZI HENÜZ SON FORMUNA GETİRİLMEMİŞTİR.DİĞER BİR SÖYLEYİŞLE TARİH EDİSYON&lt;br /&gt;&#13;
KRİTİĞİNDEN GEÇİRİLMEMİŞTİR.İLERİDE GEREKLİ İŞLEM YAPILIP SON HALİNE GETİRİLECEKTİR.&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/p&gt;</description><category>kurt, turk, ermeni, zaza, alevi, dersim, seyyid rıza</category><pubDate>19 Apr 08 16:17:41 GMT</pubDate><guid>http://tarihci.mylivepage.com/forum/1267/449/Dersim%20tarihinde%20etnik%20yolculuk</guid></item><item><title>İşte Ulusalcıların ilginç müttefiği</title><link>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1091/2817/%C4%B0%C5%9Fte%20Ulusalc%C4%B1lar%C4%B1n%20ilgin%C3%A7%20m%C3%BCttefi%C4%9Fi</link><description>&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
İŞTE YENİ PROJE: AB'YE KARŞI TÜRK SLAV İŞBİRLİĞİ &#13;
İşte Ulusalcıların ilginç müttefiği&#13;
Avrasya Hareketi'nin fikir babası Aleksandr Dugin'in Türkiye'de jeopolitik sarsıntılar planladığı ortaya çıktı.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peki Kim bu Dugin? &#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;'Ergenekon terör örgütüne yönelik destek açıklamasında bulunan Dugin 2004 yılında İstanbul Üniversitesi eski rektörü Kemal Alemdaroğlu'nun davetlisi olarak üniversitede bir konuşma yapmıştı. 'Türkiye'deki Kürt ayrılıkçılığını desteklemek gerekir. Böylece Türkiye, ABD güdümünden kurtulmuş olur.', 'Orta Asya İran'a bırakılmalı ve Türk unsurlar eritilmeli.' gibi düşünceleri nedeni ile tartışılan Dugin'in verdiği konferansta İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ve Milli Güvenlik Kurulu eski Genel Sekreteri Tuncer Kılıç da yer almıştı.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ulusalcıların yeni Kızılelma'sı AVRUSYA&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dugin, Türk kimliğinin eritilmesini istiyor. Sıcak denizlere inmek için Orta Asya'yı İran'a sunuyor. Türk havzasında imparatorluk planları yapılıyor. Ulus devleti kurtarmak adına yola çıkan ulusalcılar, Rus hegemonyasına yakalandı. Bir süre öncesine kadar Avrasya, ne kültürel birliktelikleri, ne de bir coğrafyayı ifade ediyordu. Şimdi ise bir kıta hareketinin adı. Avrasya Hareketi, Türkiye"den Ulusalcılar olarak adlandırılan "koalisyon"un da içinde bulunduğu Rusya"nın öncülüğünde stratejik birlikteliğin yeni ismi. Ulusalcı harekette buluşan sol, Kemalist ve milliyetçi unsurlar şimdi bu üst şemsiyede, Avrasya coğrafyasının anti-Amerikancı unsurlarıyla bir arada. Temel karakteri Amerikan karşıtlığı olan harekete katılmak için İslamcı, solcu, sağcı olmanız fark etmiyor. Eski MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç"ın Avrasya"ya yaptığı atıf çok tartışılmıştı. Konunun sadece Doğu Perinçek"in hayali değil, bir kısım sivil ve askeri bürokrasinin önemsediği, argümanlarını dile getirmekten çekinmediği bir oluşum olduğu zamanla ortaya çıktı.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Hareketin aktörlerinden Kemalist ulusalcı bir şahsın (adı bizde saklı) anlatımıyla, kırk yıllık NATO"cular, Özel Harpçiler şimdilerde Avrasya Hareketi"nin en hızlı neferleri.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bizimkilerin gözü kapalı girdiği hareketin teorisinin Rusya"da 1921"lere kadar gitmesi, Rus imparatorluğu idealinin estetize edilmiş hali olduğunun anlaşılması birtakım sorunları beraberinde getiriyor. Ulusal bağımsızlığın tehlikede olduğunu, Avrasya Hareketi"nin bu tehlikeye karşılık bir güvece teşkil ettiğini dile getirenlerin, hareketin karakteristiğinden haberdar olmadığı da ortaya çıkıyor. Özellikle, hareketin yaşayan en önemli teorisyeni olarak bilinen Aleksandr Dugin"in Türkçe"ye çevrilen "Rus Jeopolitiği Avrasyacı Yaklaşım" kitabının okunmaya başlanmasıyla Avrasyacıların şaşkınlığı artıyor.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aleksandr Dugin, kitabında "Rusya"nın Orta Asya"daki stratejik ortağı İran"dır, Orta Asya İran"a bırakılmalı, Türk unsurlar eritilmelidir" gibi birçok hüküm cümlesi kullanıyor. Rus imparatorluğu fikrini savunan Dugin, kötü örnek olarak Türkiye"nin ulus devlet sürecini gösteriyor. Ulus devlet olursak dağılırız, zayıflarız derken Türkiye"yi emsal gösteriyor. "Türkiye"deki Kürt ayrılıkçılığını desteklemek gerekir" cümlesi de Dugin"e ait.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peki her tarafta güçlü bir Avrasya birlikteliğinden söz edilirken böylesine "tahkir" edici, Türkiye"yi bölgeden dışlamaya hükmeden sözler nasıl oluyor da Ulusalcı harekette infial uyandırmıyor? Hatta daha önceden bu konuyu uzun uzun konuşalım diyen Ulusalcıların sözcülerinden bazıları, "Siz yazın, sonra konuşalım" demeyi tercih ediyor. Belki burada Avrasya Hareketini, teorisini, gerçekleşebilirliğini ve aktörlerini tekrar konuşmak gerekiyor. Biz de onu yaptık. Hareketin ortasında, kıyısında ve dışarısında kalan uzmanlarla Avrasya Hareketi"nin geçmişini ve geleceğini konuştuk.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Doğu Perinçek, konuşmasında "Dostum" Dugin diye bahsettiği Dugin"i Avrasya Hareketi"nin ideoloğu olarak andığımızda sesini yükselterek "Avrasya Hareketinin teorisyeni benim" diyor. Çünkü Perinçek, daha Dugin sahnede yokken, 1996 ve 2000 yıllarında Avrasya konferanslarını organize etti. Dolayısıyla Perinçek"e göre Moskova"da kurulan Uluslararası Avrasya Konferansı, Türkiye"de ve Rusya"da gelişen Avrasyacılığın buluşmasından başka bir şey değil. Ancak, Avrasya Hareketi üzerine çalışan Yıldız Üniversitesi öğretim görevlilerinden Vişne Korkmaz, hareketin 1921"de başladığını, bir süre küllendikten sonra 90"lı yıllarda alevlendiğini anlatıyor. Yani hareket Perinçek"ten 75 yıl önce, Rus siyasi düşünce geleneğinden süzülüp gelmiş.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ulusalcı cephenin Dugin sevdasını ele alalım. Doğu Perinçek"in, "Rusya imparatorluğu fikrini taşıyan bir harekete katılmak yerine niye Türk imparatorluğu fikri geliştirmiyorsunuz?" şeklindeki sorumuza verdiği cevap şöyle: "Avrasyacılar hayalperest değil, gerçekçidir. Rusya, Amerika"nın yayılmasına ne kadar karşı çıkarsa bu Türkiye"nin o kadar lehinedir." İmparatorluk peşinde değiliz derken Avrasya"nın aslında "ırkçı" olmayan Turan imparatorluğu olduğunu hatırlatıyor Perinçek. Yani imparatorluk özleminiz varsa tersinden de olsa bunu ittifak içinde gerçekleştirebilirsiniz. Ulusal Sanayici ve İşadamları Derneği (USİAD) Başkanı Kemal Özden, Dugin"in ortaya koyduğu argümanları anlattığımızda oldukça net konuşuyor: "Bir tez, ulus devlet modelini aşındırmaya yönelikse biz yokuz. Ben Dugin"in avukatı değilim ama bu görüşlerini revize ederse iyi yapar; etmezse halt eder. Eğer ulus devletleri aşındırarak birilerinin imparatorluk hayallerinin alt zemininde bir proje olarak getirirseniz, AB konusundaki eleştiriler de samimiyetsiz hale gelir."&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Amerikan karşıtlığında Avrasya Hareketi çatısı altında buluşan Ulusalcılar, şimdilerde durdukları yeri sorguluyor. Ancak, bu durum, Avrasya Hareketi"nden ayrılmaya kadar uzanır mı sorusunu sormak için henüz erken. Çünkü, hareket üyelerinin çoğu, kitabın ikinci baskısında Dugin"in fikirlerini değiştireceğini ümit ediyor. Yani Avrasya Hareketi"ni ayakta tutan görünmez bir tutkal var sanki. "Ne olursa olsun bu hareket bizim faydamıza olacak, bitti" yaklaşımı hakim.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
ULUSALCILAR DUYMASIN&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aleksandr Dugin"den inciler...&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;TURANCILARA GEÇİT YOK&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Her türlü "Turancı" entegrasyon projesine set çekilmelidir. Turancı bir entegrasyon, jeopolitik Avrasyacılığın karşı-tezidir. Tüm Türk mekanında yerel, özerk, kültürel eğilimleri ayrıştırmak ve klanlar, boylar "uluslar" arasında geçimsizliği şiddetlendirmek için elden gelen her şeyi yapmak lazımdır. Bu bölgenin her yanındaki yöreler, bölgeler, sanayi kompleksleri, ekonomik çevrimler, stratejik tesisler, Türk havzası dışındaki topraklarla kuşatılmaya çalışılmalıdır.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;KÜRTLER ERMENİLERLE AKRABA!&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkiye"nin kuzeye ve doğuya, yani Orta Asya Türk dünyasına yayılışının önüne set çekilmesinde Ermenistan, mühim bir stratejik üs vazifesi yerine getirmektedir. Diğer önemli bir etnik faktör, Ermenilerin Kürtlerle ırksal ve dinsel akrabalık bağlarının olmasıdır. Türkiye dahilinde jeopolitik sarsıntıları tahrik etmek maksadıyla bu husus kullanılabilir. Türkiye"deki Kürt ayrılıkçılığını desteklemek ve aynı zamanda İran"a etnik olarak yakın olan halkları laik-antilaikçilik kontrolünden çıkarmak niyetiyle ön plana sürmek gerekir.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;AZERBAYCAN"I İRAN"A BAĞLAYALIM&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şiiliği, Güney Azerbaycan"la etnik akrabalığı ve tarihi münasebetleri vurgulayarak Azerbaycan"ı İran"a (hiçbir surette Türkiye"ye değil) bağlamak gerekir.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İRAN BİRİNCİ ORTAK&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İslam dünyasında laik (Türkiye) veya İslamcı (Suudi Arabistan) salt Atlantikçi kutuplar, kıtasal imparatorluğun küresel projesinde Avrasya"nın güney kutbu fonksiyonunu yerine getiremezler. Geriye "İran köktendinciliği" ve sol Pan-Arabizm kalmaktadır. Jeopolitik sabiteler açısından bakıldığında bu konudaki önceliği şüphesiz İran almaktadır.&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Bir ulus devlet ve NATO üyesi olarak Türkiye, Avrasya proje¬si için yeterince hasım bir oluşumdur: böylesi bir Türkiye ile Rusya'nın ortak hedeflerinden çok daha fazla jeopolitik çelişkileri bulunmaktadır. Realist olmak ve durumu aklıselimle değerlendirmek gerekir: Ankara'nın Çeçen ayrılıkçılarına belirli düzeyde yardımı, eski Türk-Ermeni sürtüşmeleri, Bakü'de Moskova karşıtı atmosferin desteklenmesi, Bakü-Ceyhan petrol boru hattı inşasıyla ilintili tüm konular, Atlantikçi ve Avrasya karşıtı stratejinin parametrelerine açıkça uygun düşmektedir. Bu durumda Rusya, iran'la ilişkilerin pekiştirilmesinden, Ermenileri öncelikli olarak desteklemeye, Kıbrıs konusunda Rumlar lehine lobicilikten, Kürt isyancılar ve islamcı gelenekselciler ile samimi ilişkilere varıncaya kadar geleneksel bir karşı hareketler sistemine otomatik olarak itilmektedir. Fakat tüm bunlar taktik düzeyde olan şeylerdir. Yeni Avrasyacı proje, tamamen farklı bir şeyi öngörmektedir. (Aleksandr Dugin 17 Ocak 2003Not: Rus Jeopolitiği adlı kitabın önsözüdür.)&#13;
&lt;/p&gt;&lt;p&gt;KAYNAKLAR: AKSİYON,CİHAN
&lt;/p&gt;</description><category>ergenekon, Çete, ulusalcılar, rusyacılık, ermeni, kurt, aleksandır dugin</category><pubDate>16 Apr 08 18:44:51 GMT</pubDate><guid>http://zazaema.mylivepage.com/blog/1091/2817/%C4%B0%C5%9Fte%20Ulusalc%C4%B1lar%C4%B1n%20ilgin%C3%A7%20m%C3%BCttefi%C4%9Fi</guid></item></channel></rss>
